Türkiye Kamu–Sen Afyonkarahisar İl Temsilciliği, “Ücrette Hakkaniyet, Vergide Adalet” başlığıyla bugün saat 12.30’da Maliye binası önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasını Türkiye Kamu–Sen Afyonkarahisar İl Temsilcisi Mehmet Ali Öztürk yaptı.
“MİLYONLARCA KAMU ÇALIŞANININ SESİ OLMAK İÇİN BURADAYIZ”
Basın açıklamasında konuşan Mehmet Ali Öztürk, soğuk bir kış gününde milyonlarca kamu çalışanı ve emeklinin sesi olmak amacıyla bir araya geldiklerini belirterek, çağrılarına kulak veren basın mensuplarına ve kamu çalışanlarına teşekkür etti. Öztürk, kamu çalışanları ve emeklilerin alım gücünün her geçen gün daha da eridiğini, geçim şartlarının sürdürülemez hale geldiğini vurguladı. 2025 yılı enflasyon verilerinin açıklanmasıyla birlikte, maaş artışlarının gerçek hayat şartları karşısında ne denli yetersiz kaldığının bir kez daha ortaya çıktığını ifade etti.
“ENFLASYON YÜKSELDİ, MAAŞLAR ERİYOR”
Resmi verilere göre 2025 yılı enflasyonunun yüzde 30,89 olarak gerçekleştiğini hatırlatan Öztürk, buna karşın memur maaşlarına yapılan artışın yıl içinde yüzde 22,5 seviyesinde kaldığını söyledi. Ortaya çıkan tablonun net olduğunu belirten Öztürk, enflasyonun yükseldiğini ancak maaşların eridiğini dile getirdi. Bu durumun artık istisnai değil, memur ve emekliler için alışılagelmiş bir hal aldığını ifade eden Öztürk, 2024 yılında da maaşların enflasyonun 15,37 puan gerisinde kaldığını, 2025 yılında ise toplamda 18,53 puanlık bir kayıp yaşandığını, bu kaybın ancak sonradan verilen enflasyon farkı ile telafi edilmeye çalışıldığını kaydetti.
“ENFLASYON FARKI ZAM DEĞİLDİR”
Öztürk, enflasyon farkının zam olmadığını vurgulayarak, bunun yalnızca maaşları gerçekleşen enflasyona eşitleyen bir telafi ödemesi olduğunu söyledi. Zam kavramının, maaşların alım gücünü artırması gereken bir düzenleme olduğunu belirten Öztürk, son yıllarda maaş artışlarının sürekli enflasyonun altında kaldığını ve bu nedenle yapılan düzenlemelerin zam niteliği taşımadığını ifade etti. Bugün gelinen noktada memur maaşlarının adeta ön ödemeli enflasyon farkı sistemiyle belirlendiğini dile getiren Öztürk, açıklanan rakamların maaşların yalnızca enflasyon karşısında değil; gıda, kira, ulaşım ve temel ihtiyaçlardaki artışlar nedeniyle de ciddi şekilde gerilediğini söyledi.
“AÇIK BİR EKONOMİK ÇIKMAZ YAŞANIYOR”
Ortaya çıkan tablonun kamu çalışanları ve emekliler için açık bir ekonomik çıkmaz olduğunu belirten Öztürk, tutmayan hedeflerin bedelinin kamu görevlilerine ve emeklilere ödetilemeyeceğini vurguladı. Bu gidişata acilen müdahale edilmesi gerektiğini ifade etti.
“2026 MAAŞLARI GERÇEK HAYATI KARŞILAMIYOR”
Öztürk, memurların 2026 yılının ilk maaşını yarın alacağını belirterek, bordrolarda enflasyon farkıyla birlikte yüzde 18,6 oranında artış, taban aylığa brüt 1000 TL ve unvan bazlı tazminat artışları yer alacağını söyledi. Bu artışlarla birlikte en düşük dereceli bekar memurun maaşının yüzde 22,4 artarak 47 bin 500 TL’den 58 bin 200 TL’ye yükseleceğini, ortalama memur maaşının ise yaklaşık 52 bin 500 TL’den 64 bin 100 TL’ye çıkacağını ifade etti. En düşük memurun 10 bin 700 TL, ortalama bir memurun ise 11 bin 600 TL artış alacağını belirten Öztürk, bu rakamlarla memurların 6 ay geçinmesinin beklendiğini dile getirdi.
“MAAŞLAR YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA”
Ancak bu rakamların gerçek hayat koşullarını karşılamaktan uzak olduğunu vurgulayan Öztürk, bugün memur maaşlarının yoksulluk sınırının, emekli maaşlarının ise açlık sınırının altında kaldığını söyledi. Yoksulluk sınırının yaklaşık 100 bin lira seviyesinde olduğunu hatırlatan Öztürk, ortalama maaşın 64 bin lira olduğu bir ortamda memurların ay sonunu nasıl getireceğinin sorgulanması gerektiğini ifade etti.
“EMEKLİLİK SİSTEMİ ALARM VERİYOR”
Öztürk, emeklilik sisteminin 2008 öncesi ve sonrası olarak ikiye bölündüğünü, ek ödeme, ilave ek ödeme, fazla mesai ve ek ders gibi unsurların emeklilik hesabına dahil edilmemesi nedeniyle görev aylığı ile emekli aylığı arasındaki bağın koptuğunu söyledi. Özellikle 2023 yılında ödenmeye başlanan ilave ek ödemenin emekli aylığına yansıtılmamasının sistemi kökünden sarstığını belirten Öztürk, en düşük memur emeklisi maaşının asgari ücretin bile altına düştüğünü dile getirdi. Bu nedenle kimsenin emekli olmak istemediğini ifade etti.
“EK ZAM VE REFAH PAYI ŞART”
Bu tablonun mutlaka değiştirilmesi gerektiğini vurgulayan Öztürk, bunun ancak memur ve emekli maaşlarına ek zam yapılması ve refah payı eklenmesiyle mümkün olabileceğini söyledi. Bütçedeki gelirlerin büyük kısmının vergilerden karşılandığını, bu vergilerin ise ağırlıklı olarak dolaylı vergilerden oluştuğunu belirten Öztürk, hem düşük maaş politikası hem de vergi politikasıyla çalışanın sırtına yük bindirildiğini ifade etti.
“VERGİDE ADALET SAĞLANMALI”
Gelir vergisi dilimlerinin maaş artışlarının gerisinde kaldığını ve ödenen verginin yapılan zammı aştığını belirten Öztürk, gelir vergisi dilimlerinin ekonomik gerçeklere uygun şekilde yükseltilmesi ve ücretliler için vergi oranının yüzde 15’te sabitlenmesi gerektiğini söyledi. 2026 yılı için memur ve emekliler lehine bir revizyon yapılmaması durumunda gelir dağılımındaki adaletsizliğin daha da derinleşeceğini vurgulayan Öztürk, maaşların hedeflenen değil gerçekleşen rakamlar üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
“KAMUDA ÜCRET ADALETİ BOZULDU”
Öztürk, mevcut sistemin birçok adaletsizliği barındırdığını, sadece maaşların düşük olmadığını, ücretlerin kendi içinde de adaletsiz olduğunu söyledi. Çalışanların görev, yetki ve sorumluluklarıyla orantılı ücret alamadığını, yardımcı hizmetler sınıfının beklentilerinin sürekli ötelenen bir hâl aldığını belirtti. Akademisyenler, öğretmenler, mühendisler, avukatlar, biyologlar, kimyagerler, veteriner hekimler ve bilişim uzmanları gibi birçok meslek grubunun görevleriyle orantılı mali ve özlük haklara kavuşturulması gerektiğini dile getirdi.
“GÜVENCESİZ İSTİHDAMA SON VERİLMELİ”
Ekonomik şartlar ağırlaşırken güvencesiz istihdam modellerinin de kamu çalışanlarını tehdit ettiğini belirten Öztürk, özellikle PTT başta olmak üzere bazı kurumlarda uygulanan 3+1 sözleşmeli istihdam modelinin çalışanların geleceğe güvenle bakmasını engellediğini söyledi. Kamuda güvenceye ve kadroya dayalı tek tip bir istihdam modeli istediklerini ifade eden Öztürk, nimette ve külfette adalet çağrısında bulundu.
“REFAH PAYI OLMAYAN ARTIŞ ZAM DEĞİLDİR”
Konuşmasının sonunda Öztürk, refah payı olmayan maaş artışına zam denilemeyeceğini belirterek, memur ve emeklilerin hak etmedikleri bir fedakârlığın kendilerinden beklenmemesi gerektiğini vurguladı. Memur ve emeklilerin başkasının kaynağını istemediğini, yalnızca millî gelire katkılarının ve emeklerinin karşılığını talep ettiklerini söyledi. Fedakarlığın ancak adil ve eşit dağıtıldığında anlam kazanacağını ifade eden Öztürk, adalet olmayan bir vergi ve maaş sisteminin refah getirmesinin mümkün olmadığını dile getirdi.