Mehmet BOZKUŞ: Suudi Arabistan BAE Çekişmesi ve Yeni Müttefik Yapılanmaları Orta Doğu’da Yeni Güç Denge Jeopolitiği 9

Abone Ol

Uzun yıllar boyunca Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri , Orta Doğu’da aynı eksende hareket eden, İran karşıtlığı ve ABD merkezli güvenlik mimarisi içinde uyumlu görünen iki ana Arap gücü olarak algılandı. Ancak 2019 sonrası bölgesel dönüşüm, bu görüntünün büyük ölçüde bir taktik ortaklık olduğunu ortaya koydu.

Bugün gelinen noktada Suudi Arabistan Yemen’in güneyindeki Mukalla liman kentinde Birleşik Arap Emirliklerine ait silah sevkiyatını bombaladı.Sevkiyat Yemen’de ‘’Güney Arabistan ‘’ adında yeni bir devlet kurmayı plalayan Güney Geçiş Konseyine gönderilmekte idi. Suudi Arabistanı parçalamak ve toprakları üzerinde hak iddia etmektedir.

Bu durum Suudi Arabistan ve BAE arasında hızla artan gerilimleri ortaya koymakta ve iki ülke vekil ve vekalet savaşlarına başladığının göstergesi olarak okunmalıdır.

Suudi Arabistan bölgede asla toprak bütünlüğünden taviz vermeyeceğini ortaya koyarken, “merkez güç” olma iddiasını yeniden inşa etmektedir.

BAE ise “ağ gücü” (network power) modeliyle, küçük ama etkisi yüksek bir aktör olarak öne çıkmak istemekte olup, bu durum bölgede İsrail ile oluşturduğu ve vekil aktörlere verdiği desteklerle beraber birçok krizi ve kaosu beraberinde getirmektedir.

Bu durum, Orta Doğu’da örtük ama derin bir rekabet üretmiş olup süreçlerle beraber açıktan bölgesel güç dengelerinde yeni boyutların kapalı kapılar arkasından gün yüzüne çıkmasını sağlamıştır.

İki ülke arasında ki rekabetin temel dinamikleri birçok alanı kapsamakta olup;

Liderlik ve Vizyon Çatışması

Suudi Arabistan ,Veliaht Prens Muhammed bin Selman (MBS) ile Arap dünyasının lideri olma iddiası, Riyad merkezli yeni bir ekonomik,siyasal politik düzen, OPEC, enerji diplomasisi ve büyük ölçekli projeler (NEOM vb.). enerji politik yapılarla beraber güç merkezinde lider ülke olmak istemektedir.

BAE ise Muhammed bin Zayed (MBZ) ile,daha sessiz sinsi politikalar ile etkili,limanlar, finans merkezleri, askeri üsler, Afrika, Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz’e yayılan nüfuz etkisi ile bölgede vazgeçilmez aktör ve liderlik üstlenmek istemektedir.

İki ülke birbirlerine karşı çatışma ve çekişme içinde olmalarıyla beraber

Suudi Arabistan “lider”, BAE ise “oyun kurucu ağ aktörlük liderliği” olmak istiyor.

Ekonomik Rekabet Körfez İçi Güç Mücadelesi

Suudi Arabistan, çok uluslu şirketlerin merkezlerini Riyad’a taşımasını zorunlu hale getirerek doğrudan Dubai’yi hedef alması merkez ülke konumuna gelmek istemesi BAE’nin elinde ki stratejik ekonomik merkez ülke konumuna karşı yeni güç merkezi olmak istemektedir..

BU durum BAE’nin finans, lojistik ve serbest ticaret üstünlüğü ilk kez ciddi biçimde sarsılmasına neden olurken BAE güç alanlarını farklı alanlara kaydırmak suretiyle Suudi Arabistan’a karşı hamlelerini ortaya koyma başlamasına neden olmaktadır.

Her iki ülke için bu süreç turizm, havacılık ve enerji yatırımları,savunma sanayisi,finans kapital,teknolojik yatırımlarıyla beraber artık rekabet alanına dönüşmüş durumdadır.

Körfez’de ilk kez ekonomik hegemonya savaşı yaşanıyor olması sahadaki ayrışma alanlarını beraberinde getirmektedir. Ülkeler bazlı baktığımızda;

Yemen, ortak operasyondan çıkar çatışmasına dönüşmüştür. Suudi Arabistan,Yemende ki gelişmeleri güvenlik tehdidi olarak görmektedir.

BAE, Güney Yemen’de limanlar, adalar (Sokotra), yerel milis ağları üzerinden kalıcı nüfuzunu artırmakta ve Suudi Arabistan’a karşı tehdit unsuru olarak vekalet savaşlarında kullanmaktadır. Aynı cephede savaşıp farklı hedeflere yol aldıkları görülmektedir.

Doğu Akdeniz ve İsrail faktörü BAE için , İsrail ile ilişkileri stratejik derinlik seviyesine taşıdığı görülmekte olup bölge birçok alanda işbirliği süreçleri ön plana çıktığı enerji, savunma ve istihbarat iş birlikleri geliştirdiği görülmektedir.

.

Suudi Arabistan ise normalleşmeyi ABD ve Filistin dosyasıyla pazarlık unsuru olarak tutuyor. BAE daha hızlı ve agresif, Suudi Arabistan daha temkinli politikalar izlemesine neden olmaktadır.

Bütün bu gelişmeler ayrışmayı ve yeni müttefiklik yapılarının oluşmasının alt yapısını oluşturmakta olup yeni müttefik yapılanmaları BAE’nin müttefik ağı,İsrail,Yunanistan,GKRY,Mısır,Fransa Etiyopya, Eritre, Sudan içindeki destek verdikleri yapılar Somali içinde (Somaliland) bölgesinde destek verdikleri yapılar ile şekillendiği görülmektedir. İzlediği yaklaşım stratejileri ise küçük ama çok yönlü, askeri,ticari,istihbari ağlar üzerinden şekillenmektedir.

Suudi Arabistan’ın yeni denge arayışı daha büyük ve küresel ölçekli yapılar üzerinden şekillenmekte ve bölgede ki güç merkezi ülkeleri için alacak şekilde şekillendirmek istemektedir. Çin ile derinleşen enerji ve teknoloji ilişkileri,İran ile kontrollü normalleşme, ABD ile daha eşitlikçi ilişki arayışı,Türkiye ile pragmatik yakınlaşma politikalarına dayandırmaktadır.

İzlediği yaklaşım stratejileri ise büyük ama dengeleyici, merkez devlet yaklaşımı olarak planlamakta olup işbirliğini üretimden sanayi ve teknoloji dahil olmak üzere her alanı kapsayacak şekilde planladığıdır.

Küresel güç ölçekli ülkelerin yaklaşımlarına baktığımızda ABD BAE’yi “istikrarlı ortak”, Suudi Arabistan’ı “zor ama vazgeçilmez” görüyor.

Çin, Suudi Arabistan’ı enerji ve sistem ortağı, BAE’yi finans ve lojistik kapısı olarak kullanıyor.

Rusya, OPEC ve üzerinden Riyad ile, Libya ve Afrika sahasında BAE ile temaslı. Büyük güçler, iki Körfez aktörünü birbirine karşı değil, birbirini dengeleyecek şekilde kullandığını görmekteyiz.

İki ülke, kontrollü rekabet alanı yaratmakta zaman zaman çatışma vekil aktörler üzerinden oluşabilmekte ancak açık çatışmadan kaçındıkları görülmektedir. Ekonomik ve diplomatik rekabet giderek sertleşerek artmakta olduğudur. Körfez içi denge her iki ülkenin geleceği için önem arzetmektedir.

Bölgesel ayrışma bu süreçte yol haritasını ortaya koymaktadır.Doğu Akdeniz, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz’de farklı bloklaşma yapıları oluştuğu görülmektedir.Türkiye bu denklemde dengeleyici aktör olarak bölgenin ve küresel ölçekli güç yapısıyla yer almaktadır.

İki ülke oluşan bu sorunları aşmak için yeni uzlaşı yol haritasını kendi politikalarıyla mı yoksa üçüncü ülkelerin araya girmesiyle mi sağlayacak sorusu gündeme devamlı olarak gelmektedir. ABD baskısı veya bölgesel krizle Riyad–Abu Dabi yeniden yakınlaşır gibi gözükse de eski hiyerarşik yapı geri gelmez.

Orta Doğu’da güç artık merkezde değil ağlarda ve alanda olduğu gerçeğidir. Suudi Arabistan ve BAE arasındaki çekişme,bir düşmanlık değil gibi gözükse de güç ve iktidar mücadelesidir. Yeni Orta Doğu’nun doğasıdır.

Bu yeni düzende güç; toprakla değil, bağlantılarla ölçülüyor. Sabit ittifaklar yerine esnek ortaklıklar öne çıkıyor. Türkiye gibi orta üst ölçekli güçler için manevra alanı genişliyor.

Orta Doğu artık “kim daha güçlü” değil,

“kim daha iyi bağ kuruyor” sorusuyla şekilleniyor

S.Arabistan BAE Rekabetinde Türkiye Açısından Fırsat ve Riskler

Bölgenin en güçlü yapılarına sahip olan Türkiye her iki ülke için stratejik öneme sahiptir. Suudi Arabistan ,BAE çekişmesi, Türkiye için ne bir tehdit bloklaşması,ne de otomatik bir ittifak zemini üretmektedir.

Bu tablo, Türkiye’ye “denge kurucu bölgesel güç” rolünü güçlendirme imkânı sunarken, aynı zamanda çok cepheli diplomatik baskı riskini de beraberinde getirmektedir.

I Türkiye açısından fırsatlara baktığımızda dengeleyici ve arabulucu güç rolü ve diplomasi başarısı ön plana çıkmaktadır.

Riyad ile normalleşme süreci ilerlemiş,Abu Dabi ile ekonomik ve siyasi ilişkiler yeniden tesis edilmiştir. Türkiye, iki aktörle de eşzamanlı konuşabilen nadir ülkelerden biridir.

Stratejik kazanç olarak Türkiye,bölgesel krizlerde (Gazze, Kızıldeniz, Sudan, Libya) Türkiye’nin arabulucu ve garantör rolü artabilir.

Bu durum ekonomik ve finansal açılım alanını beraberinde getirmektedir.

Suudi Arabistan,Vizyon 2030 projeleri,savunma sanayi, inşaat, altyapı ve teknoloji yatırımları ile, BAE için finans, limanlar, lojistik,Afrika ve Asya’ya açılan yatırım ağlarıdır.

Türkiye için baktığımızda, ortak üretim,üçüncü ülkelerde (Afrika, Orta Asya) konsorsiyum modeli,savunma ve güvenlik alanında yeni iş birlikleri,Türkiye’nin İHA/SİHA, elektronik harp ve kara sistemleri Suudi Arabistan için yerli üretim alternatifi, BAE için operasyonel esneklik sağlar.

Türkiye, Batı dışı ama NATO uyumlu özgün savunma tedarikçisi konumuna yerleşebilir.

Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz denge alanı, BAE’nin Yunanistan–GKRY–İsrail hattı, Suudi Arabistan’ın daha temkinli Doğu Akdeniz yaklaşımı, Türkiye’ye, Riyad üzerinden blok kırma, Kızıldeniz–Süveyş hattında jeopolitik ağırlık artırma imkânı sunar.

II. Türkiye açısında risklere baktığımızda,BAE merkezli karşı yapı oluşumu,BAE’nin,Yunanistan,GKRY,İsrail,Mısır ile geliştirdiği savunma–enerji ekseni,Türkiye açısından Doğu Akdeniz’de kuşatma algısı üretmektedir.

Bu yapı, kriz anlarında Türkiye karşıtı blok davranışı gösterebilir.Vekâlet sahalarında çatışma riski Libya,Sudan,Somali,Kızıldeniz hattı bu alanlarda Türkiye ile BAE çıkarları zaman zaman örtüşmemektedir. Düşük yoğunluklu ama sürekli gerilim riski mevcuttur.

ABD ve İsrail faktörü üzerinden baskı BAE’nin İsrail ile derin entegrasyonu, ABD’nin bölgesel güvenlik mimarisi,Türkiye’nin savunma sanayi,enerji diplomasisi,Gazze politikası üzerinden dolaylı baskı ile karşılaşmasına yol açabilir.

Ekonomik rekabetin siyasi baskıya dönüşmesi,Körfez fonları,yatırım yönlendirme,finansal kaldıraç,medya ve lobi gücü,Türkiye için ekonomik çatışmalar arttıkça siyasi manevra alanı etkisi artacağı gibi daralabilir.

Türkiye stratejik devlet aklı ,çift kanallı diplomasi, Riyad ile stratejik ve kurumsal ilişki, Abu Dabi ile pragmatik ve proje bazlı ilişki üzerinden politikalarını izlemeye devam edebilir. Askerî ekonomik alanda savunma sanayi, altyapı ,teknoloji tek başına satış değil, ortak üretim modeli ile stratejik işbirliklerine yeni süreçler katabilme imkanına kavuşabilir.

Afrika ve Kızıldeniz önceliği Türkiye’nin deniz gücü, liman işletmeciliği ve eğitim kapasitesi,Körfez sermayesiyle tamamlayıcı şekilde çalışılmalıdır.

Doğu Akdeniz’de ayrıştırma stratejisi,BAE–Yunanistan–GKRY hattı tek blok olarak değil, Riyad–Kahire–Tel Aviv arasında ayrışmalar üzerinden ele alınmalı ve dikkatle izlenmelidir.

Türkiye için S.Arabistan ve BAE arasındaki kriz riskleri ,stratejik fırsatları beraberinde getirmektedir. Suudi Arabistan,BAE rekabeti ,Türkiye için yönetilirse fırsat,yanlış pozisyon alınırsa çok cepheli baskı doğurur.

Türkiye’nin avantajı,askerî kapasite,diplomatik esneklik, tarihsel derinlik ve coğrafi merkeziliktir

Türkiye bu denklemde taraf olmak zorunda değil;denge kuran, alan açan ve oyunu yönlendiren güç merkezi ülke konumundadır.