<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Afyon Haber Odak Gazetesi Son Dakika Afyonkarahisar Güncel Haberleri</title>
    <link>https://www.odakgazetesi.com</link>
    <description>Son Dakika Afyon Haberleri, Türkiye Gündemine Dair Son Dakika, Güncel, Anlık Haberler Odak Gazetesi ve web sitesinde!</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.odakgazetesi.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Odak Gazetesi 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 06 Apr 2026 02:34:09 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Tansiyonda "Dil Altı" Tuzağı: Hızlı Düşüş Felç Riskini Tetikleyebilir!]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/tansiyonda-dil-alti-tuzagi-hizli-dusus-felc-riskini-tetikleyebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/tansiyonda-dil-alti-tuzagi-hizli-dusus-felc-riskini-tetikleyebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, halk arasında "dil altı tansiyon ilacı" olarak bilinen yaklaşımın, her yüksek tansiyon durumunda doğru ve güvenli bir çözüm olmadığını belirterek, mutlaka tıbbi değerlendirme gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Halk arasında ani tansiyon yükselmelerinde "hayat kurtarıcı" olarak görülen dil altı ilaç kullanımı, sanılanın aksine her zaman güvenli değil. Kontrolsüz ve hızlı şekilde düşürülen tansiyon; beyin, kalp ve böbreklerde kalıcı hasara yol açabiliyor. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, dil altı tansiyon ilaçları hakkında bilgiler vererek uyarılarda bulundu. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, "Halk arasında ’dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen bazı ilaçlar, yıllardır ani tansiyon yükselmelerinde hızlı bir çözüm gibi görülüyor. Oysa bugün daha net biliyoruz: Her yüksek tansiyon tablosunda bu yaklaşım doğru değildir. Üstelik tansiyonu hızlı ve kontrolsüz biçimde düşürmeye çalışmak, bazı hastalarda faydadan çok zarar verebilir. Hipertansiyon toplumda çok yaygın olduğu için, bu alışkanlığın ne kadar geniş bir kesimi etkileyebileceğini görmek zor değildir. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı konusudur. Önce temel noktayı netleştirelim. Toplumda "dil altı tansiyon ilacı" diye anılan bazı ilaçlar, resmi ürün bilgilerine göre aslında ağızdan kullanılan tabletlerdir. Yani halk arasında yerleşen ifade ile resmi kullanım tanımı aynı şey değildir. Bir uygulamanın yıllardır biliniyor olması, onun herkes için doğru ve güvenli olduğu anlamına gelmez" dedi.</p>

<h1><strong>ASIL SORU SAYI DEĞİL, TABLO</strong></h1>

<p>Dr. Yücel, "Tansiyon yükseldiğinde çoğu kişinin aklına önce şu soru gelir: ‘Kaç çıktı?’ Elbette sayı önemlidir. Ancak hekimlik açısından daha önemli soru çoğu zaman şudur: Bu yükselmeye eşlik eden tehlikeli bir belirti var mı? Çünkü her yüksek tansiyon aynı değildir. Bazen kişi sakinleştiğinde, birkaç dakika dinlendikten sonra ve doğru teknikle yeniden ölçüm yapıldığında değerler düşebilir. Ağrı, korku, panik, uykusuzluk, yoğun stres, merdiven çıkmak, yeni sigara içmiş olmak ya da kafein almak bile ölçümü geçici olarak yükseltebilir. Bu nedenle tek bir ölçüme bakarak kesin hüküm vermek her zaman doğru değildir. Öte yandan bazen asıl tehlike yalnızca rakam değildir; göğüs ağrısı, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol ya da bacakta güçsüzlük, görme kaybı, bilinç bulanıklığı, bayılma ya da çok şiddetli alışılmadık baş ağrısı gibi belirtilerdir. Hekimlerin dikkat ettiği nokta tam da budur: Yalnızca tansiyonun kaç çıktığı değil, bu yüksekliğin vücutta neyle birlikte görüldüğü. Bu yüzden konu, "Tansiyonum yükseldi, bir hap alayım" kadar basit değildir. Bazı hastalarda asıl ihtiyaç evde kendi kendine ilaç almak değil, gecikmeden acil tıbbi değerlendirme yapılmasıdır" diye konuştu.</p>

<h2><strong>"HER YÜKSEK TANSİYON ACİL DEĞİLDİR AMA BAZILARI GERÇEKTEN ACİLDİR"</strong></h2>

<p>"Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" diyen Dr. Yücel, "Toplumda sık yapılan hatalardan biri, her yüksek tansiyon değerini aynı kefeye koymaktır. Oysa güncel tıbbi yaklaşım iki farklı tabloyu birbirinden ayırır. Birincisi, tansiyon yüksek olsa da ciddi yakınması olmayan ve hedef organ hasarı düşündüren belirti taşımayan durumdur. Bu kişilerde amaç çoğu zaman tansiyonu dakikalar içinde sert biçimde düşürmek değildir. Önce ölçüm doğrulanır, hasta dinlendirilir, ilacını düzenli alıp almadığı sorgulanır ve tedavi gerekiyorsa hekim kontrolünde düzenlenir. İkincisi ise gerçekten tehlikeli olan tablodur. Yüksek tansiyona göğüs ağrısı, nefes darlığı, ani nörolojik belirti, bilinç değişikliği, görme kaybı ya da konuşma bozukluğu eşlik ediyorsa durum acil olabilir. Böyle bir tabloda evde çözüm aramak yerine acil yardım zincirine başvurmak gerekir. Toplumda yaygın bir inanış vardır: ‘Tansiyon ne kadar yüksekse, o kadar hızlı düşürmek gerekir.’ Oysa bu düşünce her zaman doğru değildir. Özellikle ileri yaşta ve uzun süredir hipertansiyonu olan kişilerde vücut belirli kan basıncı düzeylerine zaman içinde uyum sağlayabilir. Bu nedenle tansiyonun ani biçimde düşürülmesi, bazı hastalarda beyin, kalp ve böbrek gibi organlara giden kan akımını olumsuz etkileyebilir. Kısacası yalnızca rakamı görmek yetmez; o rakamın hangi bağlamda ortaya çıktığını da bilmek gerekir. Panikle yapılan ve kontrolsüz müdahaleler baş dönmesi, halsizlik, bayılma, düşme ve bazı durumlarda organ kanlanmasında bozulma gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle yaşlı hastalarda bu risk daha da önemlidir. Bu nedenle güncel yaklaşım, belirti ve organ hasarı olmayan durumlarda "hemen ve sert biçimde düşürelim" anlayışından uzaklaşmıştır. Esas olan güvenli, kontrollü ve doğru değerlendirilmiş bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu.</p>

<h3><strong>EVDE NE YAPILMALI, NE YAPILMAMALI?</strong></h3>

<p>Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, şöyle devam etti:</p>

<p>"Öncelikle kişi çok yüksek bir ölçüm gördüğünde panik yapmamalıdır. Ölçüm doğru teknikle mi yapıldı, manşon uygun muydu, kişi birkaç dakika dinlenmiş miydi, kısa süre önce kahve, sigara, efor ya da yoğun stres olmuş muydu; bunların hepsi önemlidir. Uygun koşullarda birkaç dakika dinlenip ölçüm tekrarlanmalıdır. Evde doğru ölçüm için de birkaç basit kurala dikkat etmek gerekir: Ölçümden önce kısa bir dinlenme süresi olmalı, kişi konuşmadan oturmalı, sırtı desteklenmeli, kol kalp seviyesinde tutulmalı ve ölçüm mümkünse art arda birkaç kez değerlendirilmelidir. Tek ve aceleyle yapılmış bir ölçüm, özellikle kaygılı anlarda yanıltıcı olabilir. İkinci önemli nokta, başkasının ilacını kullanmamaktır. Komşunun, eşin, dostun ya da akrabanın ‘bana iyi geliyor’ dediği bir ilaç, başka biri için güvenli olmayabilir. Tansiyon ilaçları kişiye özel tedavi planının parçasıdır. Aynı ilaç, farklı hastalarda farklı etki ve riskler doğurabilir. Üçüncü nokta, bu ilaçları "evde dursun, yükselince alırım" mantığıyla genel bir çözüm gibi görmemektir. Böyle bir yaklaşım, altta yatan tehlikeli bir durumu gözden kaçırabilir. Kimi zaman mesele yalnızca tansiyonun yükselmesi değil; kalp, beyin, aort veya böbrekle ilgili ciddi bir sorunun ilk işareti olabilir. Bir başka sık hata da, düzenli kullanılan tansiyon ilaçlarını hekim önerisi olmadan azaltmak, kesmek ya da yalnızca şikâyet olduğunda almak şeklindeki düzensiz kullanımdır. Oysa tansiyon tedavisi çoğu hastada günlük ve planlı bir yaklaşımdır. Kriz anına odaklanıp uzun vadeli tedaviyi ihmal etmek, sorunu çözmek yerine büyütebilir."</p>

<h4><strong>HANGİ DURUMLARDA ACİLE BAŞVURULMALI?</strong></h4>

<p>Yücel, şu bilgileri verdi:</p>

<p>"Yüksek tansiyona şu belirtilerden biri eşlik ediyorsa kişi beklememeli; 112’yi aramalı ya da en yakın acil servise başvurmalıdır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Göğüs ağrısı veya göğüste baskı hissi, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, ani görme kaybı veya belirgin görme bozukluğu, bilinç bulanıklığı, sersemlik ya da bayılma, çok şiddetli ve alışılmadık baş ağrısı. Bu belirtiler varken konuyu yalnızca "tansiyon yükseldi" diye görmek yanıltıcı olabilir. Çünkü bazen yüksek tansiyon asıl sorunun nedeni değil, sonucudur; bazen de acil müdahale gerektiren hastalıklarla birlikte görülür. Toplumda bazı uygulamalar yıllar içinde öylesine yerleşir ki, insanlar bunları neredeyse tartışılmaz doğru kabul eder. "Dil altı tansiyon ilacı" anlayışı da büyük ölçüde böyle bir alışkanlığın ürünüdür. Geçmişte bazı ortamlarda bu tür uygulamalar daha sık görülmüş olabilir. Ancak güncel tıbbın bakışı, yüksek tansiyon yönetiminde daha seçici, daha kontrollü ve daha güvenli olma yönündedir. Bugün asıl amaç, tansiyonu gelişigüzel ve hızla düşürmek değil; hangi hastanın gerçekten acil durumda olduğunu ayırt etmek ve tedaviyi buna göre planlamaktır. Bu da bize çok açık bir kamu sağlığı mesajı verir: Her yüksek tansiyon tablosu ‘dil altına bir hap atıp geçsin’ anlayışıyla yönetilmemelidir."</p>

<h5><strong>DOĞRU YAKLAŞIM; DOĞRU HASTADA, DOĞRU DEĞERLENDİRME</strong></h5>

<p>Dr. Yücel, açıklamasını şöyle tamamladı:</p>

<p>Yüksek tansiyonla yaşayan kişiler için en etkili koruma, yalnızca kriz anında ne yapılacağını bilmek değildir. Düzenli takip, ilaç uyumu, tuz kısıtlaması, kilo kontrolü, egzersiz ve hekim önerilerine bağlı kalmak, ani yükselmelerde panik çözüm aramaktan çok daha değerlidir. Halk arasında ‘dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen ilaçlar, sanıldığı kadar basit bir çözüm değildir. Tansiyonu hızlıca düşürmek her zaman doğru tedavi anlamına gelmez. Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru zamanda ve doğru değerlendirmeyle belirlenir. Akılda tutulması gereken en önemli cümle belki de şudur: Yüksek tansiyon tek başına bir sayı değildir; bazen dikkatle değerlendirilmesi gereken bir uyarıdır. Bu uyarıyı doğru okumak, yanlış bir alışkanlıktan daha değerlidir. Kısa hatırlatma: Her yüksek tansiyon tablosu evde ‘dil altı’ diye bilinen ilaçlarla müdahale gerektirmez. Asıl önemli olan, tehlike işareti olup olmadığını ayırt etmek ve gerektiğinde zaman kaybetmeden tıbbi yardım almaktır."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/tansiyonda-dil-alti-tuzagi-hizli-dusus-felc-riskini-tetikleyebilir</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/04/semasu-78-5.jpg" type="image/jpeg" length="73086"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bahar Nezlesi mi, Soğuk Algınlığı mı? Uzmanından Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/bahar-nezlesi-mi-soguk-alginligi-mi-uzmanindan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/bahar-nezlesi-mi-soguk-alginligi-mi-uzmanindan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Buğra Subaşı, bahar alerjisi olan kişiler için önemli bilgiler paylaştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Halk arasında saman nezlesi, bahar alerjisi olarak bilindiğini, tıpta ise mevsimsel alerjik rinit olarak adlandırıldığını ifade eden Doç. Dr. Buğra Subaşı, bu hastalığı; özellikle bahar aylarında burundan solunan polen gibi alerjen maddelere karşı vücut bağışıklık sisteminin verdiği aşırı bir tepki şeklinde tanımladı. Ayrıca Subaşı, özellikle; çayır, çimen, ot, ağaç, çiçek polenlerinin de bahar alerjisini tetiklediğinin altını çizdi.</p>

<p></p>

<h1><strong>"SOĞUK ALGINLIĞINDAN AYIRT EDİCİ ÖZELLİKLERİ VAR"</strong></h1>

<p></p>

<p>Ülkemizde bahar alerjisi görülme oranının yüzde 20 civarında olduğunu ve soğuk algınlığı ile karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Subaşı, "Bahar alerjisi olan kişilerde; burun tıkanıklığı, açık şeffaf renkli burun akıntısı, kaşıntı, geniz akıntısı, gözlerde kızarma, yaşarma, öksürük, koku bozuklukları gibi şikayetler gözlenebilir. Soğuk algınlığında da benzer şikayetler olsa da ayrıca ateş, boğaz ağrısı, baş ağrısı, halsizlik, kırgınlık, üşüme, titreme gibi akut enfeksiyon bulguları da izlenebilir. Soğuk algınlığının 1 haftada düzelmesini bekleriz ancak bahar nezlesi daha uzun sürer" dedi</p>

<p></p>

<h2><strong>"ALERJİNİN ŞİDDETİ KİŞİDEN KİŞİYE FARKLILIK GÖSTERİR"</strong></h2>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Alerjinin şiddeti kişiden kişiye değişebileceğini söyleyen Subaşı, "Kişilerin reaksiyon verdiği alerjen madde sayısı ve çeşidi farklı olabilir. Alerjene maruziyet sıklığı ve süresi farklı olabilir. Kişinin özellikle burun eğriliği gibi üst solunum yolu hastalıkları, akciğer hastalıkları gibi ek hastalıkları, kötü beslenme alışkanlıkları, hava kirliliği, sigara dumanına maruz kalmaları alerji şiddetini arttırabilir. Dolayısı ile bazı kişilerde hafif şikayetlere sebep olup kısa sürerken bazı kişilerde orta ve ağır şikayetlere sebep olup uzun sürebilir." diyerek ek hastalıkları olan kişilerin özellikle dikkatli olması tavsiyesinde bulundu.</p>

<h3><strong>BAHAR ALERJİSİNİN YOL AÇABİLECEĞİ SAĞLIK SORUNLARI VE KORUNMA YÖNTEMLERİ</strong></h3>

<p></p>

<p>Bahar alerjisi olduğu halde sağlık kontrolünü ya da tedaviyi reddeden kişilerin karşılaşabileceği sağlık riskleri hakkında da açıklamalarda bulunan Subaşı, "Bahar alerjisi kişinin iş, okul ve sosyal hayatını olumsuz etkiler. Sinüzite, orta kulak enfeksiyonlarına, uyku bozukluklarına sebep olabilir ve astıma ilerleyebilir. Bahar alerjisi ilkbahar ve yaz döneminde vücudun alerjen maddeye verdiği aşırı reaksiyondur ve tamamen tedavi edilemese de tedavi ile kontrol altına alınabilir. Tedavi yöntemleri arasında özellikle, alerjen maddeden korunma, ilaç tedavisi ve immünoterapi (aşı tedavisi) sayılabilir. İlaç tedavisinde antihistaminikler, kortizonlu burun spreyleri, serum fizyolojik ile burun içi yıkama kullanılabilir. Cilt (prick testi) ve kan testlerinde alerjen madde tespit edilen ancak korunma ve tedaviden yeteri kadar fayda görmeyen hastalarda aşı tedavisi uygulanabilir" dedi.</p>

<p></p>

<h4><strong>DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER</strong></h4>

<p>Bahar alerjisi olan kişilerin dışarıya çıkarken; şapka, uzun kollu giysiler, gözlük, pantolon gibi kıyafetleri kullanmasını, eve döndüklerinde ise kıyafetlerini değiştirip, bol su ile duş almalarını öneren Buğra Subaşı, "Özellikle sabah ve öğlen saatlerinde ve rüzgarlı havalarda polenler yoğunken dışarıya çıkmamalıdırlar, kapı ve pencereler kapalı tutulmalıdırlar. Bu mevsimlerde piknik yapmak, açık havada spor yapmak, araçta camlar açık seyahat etmek polen temasını arttırabileceği için dikkat edilmelidir. Araçlarda polen filtreleri bulunmalı, çamaşırlar ev içinde kurutulmalı, çim biçme gibi bahçe işleri yapılmamalıdır. Bahar alerjisinde en önemli tedavi yöntemi alerjen maddeden korunmaktır. Hastaların korunma yöntemlerini bilip bunları uygulamaları önem arz etmektedir.</p>

<p></p>

<p></p>

<p>Ayrıca bahar alerjisi olan kişiler polen mevsimi başlamadan hemen önce Kulak Burun Boğaz hekimlerine başvurup kendilerine uygun tedaviyi alırlarsa hastalığın şiddetini azaltmış olurlar" diyerek açıklamasını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/bahar-nezlesi-mi-soguk-alginligi-mi-uzmanindan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 14:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/04/semasu-77-5.jpg" type="image/jpeg" length="33942"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yüksek Tansiyonda Doğru Bilinen Yanlışlar]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/yuksek-tansiyonda-dogru-bilinen-yanlislar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/yuksek-tansiyonda-dogru-bilinen-yanlislar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, halk arasında "dil altı tansiyon ilacı" olarak bilinen yaklaşımın, her yüksek tansiyon durumunda doğru ve güvenli bir çözüm olmadığını belirterek, mutlaka tıbbi değerlendirme gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında ani tansiyon yükselmelerinde "hayat kurtarıcı" olarak görülen dil altı ilaç kullanımı, sanılanın aksine her zaman güvenli değil. Kontrolsüz ve hızlı şekilde düşürülen tansiyon; beyin, kalp ve böbreklerde kalıcı hasara yol açabiliyor. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, dil altı tansiyon ilaçları hakkında bilgiler vererek uyarılarda bulundu. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, "Halk arasında 'dil altı tansiyon ilacı' diye bilinen bazı ilaçlar, yıllardır ani tansiyon yükselmelerinde hızlı bir çözüm gibi görülüyor. Oysa bugün daha net biliyoruz: Her yüksek tansiyon tablosunda bu yaklaşım doğru değildir. Üstelik tansiyonu hızlı ve kontrolsüz biçimde düşürmeye çalışmak, bazı hastalarda faydadan çok zarar verebilir. Hipertansiyon toplumda çok yaygın olduğu için, bu alışkanlığın ne kadar geniş bir kesimi etkileyebileceğini görmek zor değildir. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı konusudur. Önce temel noktayı netleştirelim. Toplumda "dil altı tansiyon ilacı" diye anılan bazı ilaçlar, resmi ürün bilgilerine göre aslında ağızdan kullanılan tabletlerdir. Yani halk arasında yerleşen ifade ile resmi kullanım tanımı aynı şey değildir. Bir uygulamanın yıllardır biliniyor olması, onun herkes için doğru ve güvenli olduğu anlamına gelmez" dedi.</p>

<p><strong>ASIL SORU SAYI DEĞİL, TABLO </strong></p>

<p>Dr. Yücel, "Tansiyon yükseldiğinde çoğu kişinin aklına önce şu soru gelir: ‘Kaç çıktı?’ Elbette sayı önemlidir. Ancak hekimlik açısından daha önemli soru çoğu zaman şudur: Bu yükselmeye eşlik eden tehlikeli bir belirti var mı? Çünkü her yüksek tansiyon aynı değildir. Bazen kişi sakinleştiğinde, birkaç dakika dinlendikten sonra ve doğru teknikle yeniden ölçüm yapıldığında değerler düşebilir. Ağrı, korku, panik, uykusuzluk, yoğun stres, merdiven çıkmak, yeni sigara içmiş olmak ya da kafein almak bile ölçümü geçici olarak yükseltebilir. Bu nedenle tek bir ölçüme bakarak kesin hüküm vermek her zaman doğru değildir. Öte yandan bazen asıl tehlike yalnızca rakam değildir; göğüs ağrısı, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol ya da bacakta güçsüzlük, görme kaybı, bilinç bulanıklığı, bayılma ya da çok şiddetli alışılmadık baş ağrısı gibi belirtilerdir. Hekimlerin dikkat ettiği nokta tam da budur: Yalnızca tansiyonun kaç çıktığı değil, bu yüksekliğin vücutta neyle birlikte görüldüğü. Bu yüzden konu, "Tansiyonum yükseldi, bir hap alayım" kadar basit değildir. Bazı hastalarda asıl ihtiyaç evde kendi kendine ilaç almak değil, gecikmeden acil tıbbi değerlendirme yapılmasıdır" diye konuştu.</p>

<p><strong>"HER YÜKSEK TANSİYON ACİL DEĞİLDİR AMA BAZILARI GERÇEKTEN ACİLDİR" </strong></p>

<p>"Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" diyen Dr. Yücel, "Toplumda sık yapılan hatalardan biri, her yüksek tansiyon değerini aynı kefeye koymaktır. Oysa güncel tıbbi yaklaşım iki farklı tabloyu birbirinden ayırır. Birincisi, tansiyon yüksek olsa da ciddi yakınması olmayan ve hedef organ hasarı düşündüren belirti taşımayan durumdur. Bu kişilerde amaç çoğu zaman tansiyonu dakikalar içinde sert biçimde düşürmek değildir. Önce ölçüm doğrulanır, hasta dinlendirilir, ilacını düzenli alıp almadığı sorgulanır ve tedavi gerekiyorsa hekim kontrolünde düzenlenir. İkincisi ise gerçekten tehlikeli olan tablodur. Yüksek tansiyona göğüs ağrısı, nefes darlığı, ani nörolojik belirti, bilinç değişikliği, görme kaybı ya da konuşma bozukluğu eşlik ediyorsa durum acil olabilir. Böyle bir tabloda evde çözüm aramak yerine acil yardım zincirine başvurmak gerekir. Toplumda yaygın bir inanış vardır: ‘Tansiyon ne kadar yüksekse, o kadar hızlı düşürmek gerekir.’ Oysa bu düşünce her zaman doğru değildir. Özellikle ileri yaşta ve uzun süredir hipertansiyonu olan kişilerde vücut belirli kan basıncı düzeylerine zaman içinde uyum sağlayabilir. Bu nedenle tansiyonun ani biçimde düşürülmesi, bazı hastalarda beyin, kalp ve böbrek gibi organlara giden kan akımını olumsuz etkileyebilir. Kısacası yalnızca rakamı görmek yetmez; o rakamın hangi bağlamda ortaya çıktığını da bilmek gerekir. Panikle yapılan ve kontrolsüz müdahaleler baş dönmesi, halsizlik, bayılma, düşme ve bazı durumlarda organ kanlanmasında bozulma gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle yaşlı hastalarda bu risk daha da önemlidir. Bu nedenle güncel yaklaşım, belirti ve organ hasarı olmayan durumlarda "hemen ve sert biçimde düşürelim" anlayışından uzaklaşmıştır. Esas olan güvenli, kontrollü ve doğru değerlendirilmiş bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>EVDE NE YAPILMALI, NE YAPILMAMALI? </strong></p>

<p>Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, şöyle devam etti: "Öncelikle kişi çok yüksek bir ölçüm gördüğünde panik yapmamalıdır. Ölçüm doğru teknikle mi yapıldı, manşon uygun muydu, kişi birkaç dakika dinlenmiş miydi, kısa süre önce kahve, sigara, efor ya da yoğun stres olmuş muydu; bunların hepsi önemlidir. Uygun koşullarda birkaç dakika dinlenip ölçüm tekrarlanmalıdır. Evde doğru ölçüm için de birkaç basit kurala dikkat etmek gerekir: Ölçümden önce kısa bir dinlenme süresi olmalı, kişi konuşmadan oturmalı, sırtı desteklenmeli, kol kalp seviyesinde tutulmalı ve ölçüm mümkünse art arda birkaç kez değerlendirilmelidir. Tek ve aceleyle yapılmış bir ölçüm, özellikle kaygılı anlarda yanıltıcı olabilir. İkinci önemli nokta, başkasının ilacını kullanmamaktır. Komşunun, eşin, dostun ya da akrabanın ‘bana iyi geliyor’ dediği bir ilaç, başka biri için güvenli olmayabilir. Tansiyon ilaçları kişiye özel tedavi planının parçasıdır. Aynı ilaç, farklı hastalarda farklı etki ve riskler doğurabilir. Üçüncü nokta, bu ilaçları "evde dursun, yükselince alırım" mantığıyla genel bir çözüm gibi görmemektir. Böyle bir yaklaşım, altta yatan tehlikeli bir durumu gözden kaçırabilir. Kimi zaman mesele yalnızca tansiyonun yükselmesi değil; kalp, beyin, aort veya böbrekle ilgili ciddi bir sorunun ilk işareti olabilir. Bir başka sık hata da, düzenli kullanılan tansiyon ilaçlarını hekim önerisi olmadan azaltmak, kesmek ya da yalnızca şikâyet olduğunda almak şeklindeki düzensiz kullanımdır. Oysa tansiyon tedavisi çoğu hastada günlük ve planlı bir yaklaşımdır. Kriz anına odaklanıp uzun vadeli tedaviyi ihmal etmek, sorunu çözmek yerine büyütebilir."</p>

<p><strong>HANGİ DURUMLARDA ACİLE BAŞVURULMALI? </strong></p>

<p>Yücel, şu bilgileri verdi: "Yüksek tansiyona şu belirtilerden biri eşlik ediyorsa kişi beklememeli; 112’yi aramalı ya da en yakın acil servise başvurmalıdır:</p>

<p>Göğüs ağrısı veya göğüste baskı hissi, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, ani görme kaybı veya belirgin görme bozukluğu, bilinç bulanıklığı, sersemlik ya da bayılma, çok şiddetli ve alışılmadık baş ağrısı. Bu belirtiler varken konuyu yalnızca "tansiyon yükseldi" diye görmek yanıltıcı olabilir. Çünkü bazen yüksek tansiyon asıl sorunun nedeni değil, sonucudur; bazen de acil müdahale gerektiren hastalıklarla birlikte görülür. Toplumda bazı uygulamalar yıllar içinde öylesine yerleşir ki, insanlar bunları neredeyse tartışılmaz doğru kabul eder. "Dil altı tansiyon ilacı" anlayışı da büyük ölçüde böyle bir alışkanlığın ürünüdür. Geçmişte bazı ortamlarda bu tür uygulamalar daha sık görülmüş olabilir. Ancak güncel tıbbın bakışı, yüksek tansiyon yönetiminde daha seçici, daha kontrollü ve daha güvenli olma yönündedir. Bugün asıl amaç, tansiyonu gelişigüzel ve hızla düşürmek değil; hangi hastanın gerçekten acil durumda olduğunu ayırt etmek ve tedaviyi buna göre planlamaktır. Bu da bize çok açık bir kamu sağlığı mesajı verir: Her yüksek tansiyon tablosu ‘dil altına bir hap atıp geçsin’ anlayışıyla yönetilmemelidir."</p>

<p></p>

<p><strong>DOĞRU YAKLAŞIM; DOĞRU HASTADA, DOĞRU DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>Dr. Yücel, açıklamasını şöyle tamamladı: Yüksek tansiyonla yaşayan kişiler için en etkili koruma, yalnızca kriz anında ne yapılacağını bilmek değildir. Düzenli takip, ilaç uyumu, tuz kısıtlaması, kilo kontrolü, egzersiz ve hekim önerilerine bağlı kalmak, ani yükselmelerde panik çözüm aramaktan çok daha değerlidir. Halk arasında ‘dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen ilaçlar, sanıldığı kadar basit bir çözüm değildir. Tansiyonu hızlıca düşürmek her zaman doğru tedavi anlamına gelmez. Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru zamanda ve doğru değerlendirmeyle belirlenir. Akılda tutulması gereken en önemli cümle belki de şudur: Yüksek tansiyon tek başına bir sayı değildir; bazen dikkatle değerlendirilmesi gereken bir uyarıdır. Bu uyarıyı doğru okumak, yanlış bir alışkanlıktan daha değerlidir. Kısa hatırlatma: Her yüksek tansiyon tablosu evde ‘dil altı’ diye bilinen ilaçlarla müdahale gerektirmez. Asıl önemli olan, tehlike işareti olup olmadığını ayırt etmek ve gerektiğinde zaman kaybetmeden tıbbi yardım almaktır."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/yuksek-tansiyonda-dogru-bilinen-yanlislar</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 15:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/04/d-o-g-r-u.jpg" type="image/jpeg" length="42752"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AFSÜ Öğrencilerine Dezenformasyon Uyarısı: Sorgulayan Zihin Şart]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/afsu-ogrencilerine-dezenformasyon-uyarisi-sorgulayan-zihin-sart</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/afsu-ogrencilerine-dezenformasyon-uyarisi-sorgulayan-zihin-sart" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesinde düzenlenen etkinlikte, dezenformasyonla mücadelede eleştirel ve analitik düşünmenin önemi vurgulandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi (AFSÜ) personel ve öğrencilerine yönelik etkinlikte, kasıtlı olarak üretilen ve yayılan yanlış ya da çarpıtılmış bilgileri anlamak için eleştirel düşünmenin önemi ele alındı. Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Dr. İsa Sağbaş’ın konuşmacısı olduğu “Eleştirel-Analitik Düşünme ve Dezenformasyon” başlıklı etkinlik, AFSÜ Dezenformasyonla Mücadele Topluluğu (DMT) ile AFSÜ Kritik ve Analitik Düşünme Topluluğu (KAD) iş birliğinde düzenlendi.</p>

<h1><strong>YOĞUN KATILIM</strong></h1>

<p>Tıp Fakültesi Mavi Salonda yapılan etkinliğe Rektör Prof. Dr. Adem Aslan, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ümit Dündar, Prof. Dr. İbrahim Keleş ve Prof. Dr. Ahmet Ali Tuncer, Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cengiz Sarıkürkcü, Bolvadin SHMYO Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Kazak, AFSÜ Diş Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Ömer Ekici, Genel Sekreter Murat Zengin ile akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</p>

<h2><strong>AÇILIŞ KONUŞMALARI</strong></h2>

<p>AFSÜ-DMT Başkanı, Sağlık Yönetimi Bölümü 3. Sınıf öğrencisi Firdevs Çakmak’ın hitabıyla başlayan etkinlikte, DMT Danışmanı ve AFSÜ Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Şamil Köroğlu da bir selamlama konuşması yaptı. Eleştirel düşünme becerisi kazanmanın, insanları yanıltmak amacıyla kasıtlı olarak üretilen ve yayılan yanlış ya da çarpıtılmış bilgileri ifade eden dezenformasyon sorunu karşısında kilit bir rol oynadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Köroğlu, eleştirel düşünme becerisi ile daha etkili hale gelen medya okuryazarlığının da dezenformasyonun etkilerini azaltmada güçlü araçlardan biri olduğunun altını çizdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>SAĞLIK PROFESYONELLERİ İÇİN ELEŞTİREL DÜŞÜNME</strong></h3>

<p>AFSÜ-KAD Danışmanı ve AFSÜ Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Özgür Eroğul, sağlık alanında çalışanların farklı bir sorumluluk taşıdığını çünkü verdikleri kararların doğrudan insan sağlığını ve yaşamını etkilediğini ifade etti. Bu nedenle sağlık profesyonelinin görevinin sadece bilgiye sahip olmak değil, aynı zamanda doğru bilgiyi yanlış olandan ayırabilmek ve bunu hastaya doğru şekilde aktarabilmek olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Eroğul, bir hastayı tedavi etmek için bilgi gerektiğini fakat o bilgiyi doğru kullanmak için eleştirel düşünme gerektiğini ifade etti.</p>

<h4><strong>ELEŞTİREL VE ANALİTİK DÜŞÜNMENİN TANIMI</strong></h4>

<p>Eleştirel ve analitik düşünme ile ilgili derslerin bölüm ayırt etmeksizin lisans düzeyinde bütün öğrencilere verilmesi gerektiğini söyleyerek konuşmasına başlayan Prof. Dr. Sağbaş, eleştirel ve analitik düşünmenin ne olduğunu ve ilkelerini katılımcılarla paylaştı. Eleştirel ve analitik düşünmenin nasıl olması gerektiğini örnekler üzerinden açıklayan Prof. Dr. Sağbaş, eleştirel düşünmede kelimelerin gücünden de bahsetti.</p>

<h5><strong>DİJİTAL ÇAĞDA ELEŞTİREL DÜŞÜNMENİN ÖNEMİ</strong></h5>

<p>Günümüzde problem çözme yeteneği gelişmiş insanların en zeki insanlar olarak adlandırıldığına değinen Prof. Dr. Sağbaş, eleştirel ve analitik düşünmenin dijital çağda, her zamankinden daha önemli hale geldiğinin altını çizdi. Sunumunda konuyla ilgili kısa videolara da yer veren Prof. Dr. Sağbaş, dezenformasyon kavramını, türlerini ve dezenformasyonun amaçlarını da örnekler üzerinden anlattı. Yanlış bilginin nasıl yüksek bir hızla yayıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Sağbaş, dezenformasyona karşı en güçlü silahın sorgulayıcı düşünme kabiliyetini geliştirmek olduğunu belirtti. Prof. Dr. Sağbaş sunumunda konuyla ilgili okuma önerilerinde bulunmayı da ihmal etmedi.</p>

<p>Etkinlik, Rektör Prof. Dr. Aslan tarafından Prof. Dr. Sağbaş’a belge ve hediye takdimi ile katılımcıların anı fotoğrafı çekimi ardından sona erdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>FEYZA ÖZAY TOPUZ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Eğitim, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/afsu-ogrencilerine-dezenformasyon-uyarisi-sorgulayan-zihin-sart</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 13:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/04/d-g-s-s-s-s-s-s-s-s-s.jpg" type="image/jpeg" length="83206"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AFSÜ’lü Uzmandan Kritik Soru: Yaşadığınız Baş Dönmesi Vertigo Olabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/afsulu-uzmandan-kritik-soru-yasadiginiz-bas-donmesi-vertigo-olabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/afsulu-uzmandan-kritik-soru-yasadiginiz-bas-donmesi-vertigo-olabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesinden Prof. Dr. Abdulkadir Bucak, vertigonun sanıldığı gibi basit bir baş dönmesi olmadığını belirterek önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Abdulkadir Bucak, toplumda sıkça karşılaşılan ancak çoğu zaman yanlış tanımlanan vertigo hakkında kapsamlı açıklamalarda bulundu. Vertigonun tek başına bir hastalık olmadığını, farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan bir denge bozukluğu olduğunu ifade eden Bucak, doğru tanı ve tedavi sürecinin büyük önem taşıdığını vurguladı. Hastaların sıklıkla baş dönmesi olarak ifade ettiği bu durumun, aslında daha karmaşık bir tabloyu işaret ettiğini belirtti.</p>

<p><img alt="Abdulkadir B U C A K 1" src="https://odakgazetesicom.teimg.com/odakgazetesi-com/uploads/2026/04/abdulkadir-b-u-c-a-k-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="1200" height="1126"></p>

<p><strong>VERTİGO NEDİR VE NASIL ORTAYA ÇIKAR?</strong></p>

<p>Prof. Dr. Bucak, vertigonun kişinin kendisinin ya da çevresindeki nesnelerin dönüyormuş gibi algılandığı bir yanılsama olduğunu ifade etti. Bu durumun basit bir sersemlik hissinden farklı olduğunu vurgulayan Bucak, vertigonun çoğu zaman baş hareketleriyle arttığını, dengesizlik, bulantı ve kusma gibi belirtilerle birlikte görüldüğünü belirtti. Denge sisteminin; iç kulaktaki vestibüler yapı, görme sistemi ve kas-eklem duyularının birlikte çalışmasıyla sağlandığını dile getiren Bucak, özellikle iç kulak ve beyin bağlantılarındaki sorunların vertigonun en yaygın nedenleri arasında yer aldığını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>VERTİGO TÜRLERİ VE BELİRTİLERİ</strong></p>

<p>Vertigonun periferik ve santral olmak üzere iki ana gruba ayrıldığını belirten Bucak, periferik vertigonun daha sık görüldüğünü ve genellikle iç kulak kaynaklı olduğunu ifade etti. Halk arasında “kristal oynaması” olarak bilinen iyi huylu pozisyonel vertigonun en yaygın örneklerden biri olduğunu belirten Bucak, Meniere hastalığı ve vestibüler nöritin de önemli nedenler arasında yer aldığını söyledi. Santral vertigonun ise beyin sapı ve beyincik kaynaklı olduğunu ve daha ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini dile getirdi. “Her baş dönmesi vertigo değildir” diyen Bucak, belirtilerin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p><img alt="Vertigo01" src="https://odakgazetesicom.teimg.com/odakgazetesi-com/uploads/2026/04/vertigo01.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="1200" height="801"></p>

<p><strong>TEŞHİS SÜRECİ VE TANI YÖNTEMLERİ</strong></p>

<p>Vertigonun teşhisinde en önemli aşamanın hastadan alınan ayrıntılı öykü olduğunu belirten Bucak, hastanın hissettiği dönmenin süresi, şiddeti ve hangi durumlarda ortaya çıktığının detaylı şekilde sorgulanması gerektiğini ifade etti. Fizik muayenede denge testleri, göz hareketlerinin incelenmesi ve kulak muayenesinin önemli yer tuttuğunu söyledi. Dix-Hallpike manevrasının özellikle pozisyonel vertigo tanısında sıkça kullanıldığını aktaran Bucak, gerekli durumlarda işitme testleri, Videonistagmografi, MR ve BT gibi ileri tetkiklere başvurulduğunu belirtti.</p>

<p><strong>VERTİGO TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?</strong></p>

<p>Vertigonun tedavisinin altta yatan nedene göre değiştiğini belirten Bucak, özellikle pozisyonel vertigoda manevra tedavisinin oldukça etkili olduğunu söyledi. İç kulaktaki kristallerin doğru konuma getirilmesiyle hastaların büyük çoğunluğunda düzelme sağlandığını ifade etti. İlaç tedavisinin daha çok semptomları azaltmaya yönelik olduğunu, uzun süreli kullanımın önerilmediğini belirtti. Meniere hastalığında diyet düzenlemeleri ve ilaç tedavisi uygulanırken, kronik durumlarda denge egzersizlerinin önemli rol oynadığını dile getirdi. Santral vertigoda ise tedavinin nörolojik hastalığa yönelik planlandığını vurguladı.</p>

<p><img alt="Vertigo 02" src="https://odakgazetesicom.teimg.com/odakgazetesi-com/uploads/2026/04/vertigo-02.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="1200" height="800"></p>

<p><strong>VERTİGO ATAĞINDA YAPILMASI GEREKENLER</strong></p>

<p>Vertigo atağı sırasında hastanın güvenli bir pozisyona geçmesinin hayati önem taşıdığını belirten Bucak, ani baş hareketlerinden kaçınılması gerektiğini ifade etti. Hastanın mümkünse oturması ya da uzanması, sabit bir noktaya odaklanması ve sakin bir ortamda dinlenmesinin şikayetleri azaltabileceğini söyledi. Bulantı ve kusma durumlarında sıvı kaybının önlenmesi gerektiğini vurgulayan Bucak, atak sırasında araç kullanılmaması gerektiğinin altını çizdi. Konuşma bozukluğu, güçsüzlük veya çift görme gibi nörolojik belirtilerin eşlik etmesi durumunda ise vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>GAMZE KARABULUT</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Afyon Haber Portalı www.odakgazetesi.com, Eğitim, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/afsulu-uzmandan-kritik-soru-yasadiginiz-bas-donmesi-vertigo-olabilir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 15:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/04/asdgfgjhkl.jpg" type="image/jpeg" length="70227"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dünyada Yeni Covid Alarmı!]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/dunyada-yeni-covid-alarmi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/dunyada-yeni-covid-alarmi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Covid-19’un yeni varyantı BA.3.2 (CICADA), Omicron ailesine bağlı yüksek mutasyonlu bir alt varyant olarak 23 ülkede tespit edildi. BA.3.2, özellikle boğaz ağrısı, yorgunluk ve hafif solunum sorunlarıyla kendini gösteriyor; tedavi ve korunma yöntemleri önceki Covid-19 varyantlarıyla benzerlik taşıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Covid-19’un BA.3.2 (CICADA) varyantı, SARS-CoV-2 virüsünün Omicron ailesine ait, yüksek mutasyonlu bir alt türdür. İlk olarak 2024 yılı Kasım ayında Güney Afrika’da tespit edilen varyant, uzun süre düşük seviyede kalmasının ardından 2025 sonlarından itibaren Avrupa ve Amerika’da yayılmaya başladı. Cicada adı, uzun süre sessiz kalan ve sonrasında hızlı şekilde ortaya çıkan ağustos böceğinden esinlenerek verilmiştir. 2026 Mart itibarıyla varyant, Amerika’nın 25 eyaletinde ve en az 23 ülkede görülmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h1><strong>BA.3.2 Belirtileri</strong></h1>

<p>BA.3.2 varyantı, önceki Omicron varyantlarına benzer semptomlar gösterir. Başlangıçta asemptomatik olabilen vakalarda şiddetli boğaz ağrısı ön plandadır. Diğer belirtiler şunlardır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Şiddetli boğaz ağrısı</li>
 <li>Burun akıntısı ve tıkanıklığı</li>
 <li>Kuru öksürük</li>
 <li>Ateş ve üşüme</li>
 <li>Yorgunluk</li>
 <li>Kas ve eklem ağrıları</li>
 <li>Baş ağrısı</li>
 <li>Tat ve koku kaybı (bazı vakalarda)</li>
 <li>Hafif nefes darlığı</li>
 <li>Gastrointestinal sorunlar (bulantı, ishal vb.)</li>
</ul>

<h2><strong>Ortaya Çıkışı ve Yayılımı</strong></h2>

<p>BA.3.2, Omicron’un BA.3 alt soyundan türemiştir. Güney Afrika’da sınırlı yayılımla tespit edildikten sonra uzun süre sessiz kaldı ve ardından Avrupa ile Amerika’da yaygınlık kazandı. Bu durum, Covid-19’un hâlen aktif olarak evrim geçirdiğini gösteriyor.</p>

<h3><strong>Tedavi ve İyileşme Süresi</strong></h3>

<p>BA.3.2 için özel bir tedavi yöntemi bulunmuyor; hafif vakalarda dinlenmek, bol sıvı almak ve semptomları hafifletmek yeterli oluyor. Orta ve ağır vakalarda antiviral ilaçlar uygulanabilir. Risk grubundaki bireyler için oksijen desteği veya hastanede yatış gerekebilir. Covid aşısı olanlarda hastalık genellikle hafif seyreder. Varyant, genellikle 3–5 gün içinde pik yapar ve 7–10 gün içinde azalır; hafif vakalarda iyileşme süresi yaklaşık 1 haftadır.</p>

<p><strong>BA.3.2 Diğer Varyantlardan Nasıl Farklı?</strong></p>

<p>BA.3.2’nin öne çıkan farkı, yüksek mutasyon sayısı ve bağışıklık sisteminden kaçış potansiyelidir. Önceki varyantlardan genetik olarak daha uzaktır ve bazı bölgelerde hızla artış gösterebilir. Ancak semptomların şiddeti önceki varyantlardan önemli ölçüde farklı değildir.</p>

<p><strong>Riskler ve Tehlike Seviyesi</strong></p>

<p>BA.3.2 yüksek riskli olarak sınıflandırılmamaktadır. Çoğu vaka hafif veya orta şiddette seyreder. Yine de aşağıdaki riskler göz önünde bulundurulmalıdır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Bulaşıcılık yüksek</li>
 <li>Bağışıklıktan kaçabilir</li>
 <li>Enfeksiyon tekrarlayabilir</li>
 <li>Yaşlı ve kronik hastalığı olan kişilerde risk artar</li>
</ul>

<p><strong>Korunma Yöntemleri</strong></p>

<p>Yeni varyant için alınacak önlemler Covid-19 genel kurallarıyla aynıdır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Güncel Covid aşısını yaptırmak</li>
 <li>Kalabalık ve kapalı alanlarda maske kullanmak</li>
 <li>El hijyenine dikkat etmek</li>
 <li>Hasta kişilerle temastan kaçınmak</li>
 <li>Kapalı alanları havalandırmak</li>
 <li>Belirtiler varsa test yaptırmak</li>
 <li>İzolasyon kurallarına uymak</li>
</ul>

<p>Uluslararası veriler, yeni BA.3.2 varyantının dünya genelinde en az 23 ülke ve ABD’nin birçok eyaletinde tespit edildiğini gösteriyor ancak Türkiye’den resmi bir doğrulama yapılmadı. Dünya Sağlık Örgütü ve diğer sağlık otoriteleri bu varyantı “izlem altında” tutuyor ve olası yayılımı takip ediyor, ancak Türkiye’de görüldüğüne dair doğrulanmış bir vaka bildirilmediği öğrenildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>ODAK HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/dunyada-yeni-covid-alarmi</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 17:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/03/btu-71-3.jpg" type="image/jpeg" length="48248"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AFSÜ’de Azerbaycanlı Öğrenci Halk Sağlığı Stajını Başarıyla Tamamladı]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/afsude-azerbaycanli-ogrenci-halk-sagligi-stajini-basariyla-tamamladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/afsude-azerbaycanli-ogrenci-halk-sagligi-stajini-basariyla-tamamladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesinde eğitim alan Azerbaycanlı misafir öğrenci Sabina Mehdizade, halk sağlığı stajını tamamlayarak sertifikasını aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesinde (AFSÜ), Erasmus+ KA171 Kısa Dönem Doktora Staj Hareketliliği kapsamında eğitim gören Azerbaycanlı misafir öğrenci Sabina Mehdizade, Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalındaki stajını başarıyla tamamladı. AFSÜ Rektörü Prof. Dr. Adem Aslan, staj sürecini tamamlayan Mehdizade’yi makamında kabul ederek sertifikasını takdim etti. Gerçekleştirilen kabulde, AFSÜ Uluslararası İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Murat Yeşil, Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Buket Engin ile Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Bölümünden Öğrenci Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Demirezen ve Öğr. Gör. İlyas Güneş de hazır bulundu. Ziyaret sırasında üniversitenin uluslararasılaşma çalışmaları ve öğrenci değişim programlarının önemi de değerlendirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>ULUSLARARASI AKADEMİK İŞ BİRLİĞİ VE EĞİTİM SÜRECİ</strong></p>

<p>Erasmus+ programı kapsamında AFSÜ’ye gelen ve eğitim süresince halk sağlığı alanında teorik ve uygulamalı derslere katılan Azərbaycan Tibb Universiteti öğrencisi Sabina Mehdizade, staj sürecinin kendisi için önemli bir akademik deneyim olduğunu ifade etti. Mehdizade, AFSÜ’de sunulan eğitim olanaklarının yanı sıra akademik kadronun ilgisi ve üniversite ortamının verimliliği sayesinde mesleki gelişimine önemli katkılar sağladığını belirtti. Türkiye’de edindiği bilgi ve tecrübelerin kariyer planlamasında yol gösterici olacağını dile getiren Mehdizade, kendisine sunulan imkânlar ve gösterilen misafirperverlik dolayısıyla teşekkür etti.</p>

<p><strong>REKTÖR ASLAN’DAN TEBRİK VE BAŞARI TEMENNİSİ</strong></p>

<p>AFSÜ Rektörü Prof. Dr. Adem Aslan ise ziyarette yaptığı değerlendirmede, uluslararası öğrenci hareketliliğinin üniversiteler arasındaki akademik iş birliklerini güçlendirdiğini vurguladı. Farklı ülkelerden gelen öğrencilerin bilgi ve kültür paylaşımına katkı sunduğunu ifade eden Aslan, Sabina Mehdizade’nin stajını başarıyla tamamlamasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek kendisini tebrik etti. Aslan, Mehdizade’ye bundan sonraki eğitim ve meslek hayatında başarılar dileyerek, AFSÜ’nün uluslararası öğrencilere yönelik destekleyici çalışmalarını sürdüreceğini kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>GAMZE KARABULUT</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Eğitim, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/afsude-azerbaycanli-ogrenci-halk-sagligi-stajini-basariyla-tamamladi</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/03/f-g-y-h-u-j-i-o-k.jpg" type="image/jpeg" length="20550"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar Uyardı: Market Işıkları ve Çizgili Desenler Migreni Tetikliyor!]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/uzmanlar-uyardi-market-isiklari-ve-cizgili-desenler-migreni-tetikliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/uzmanlar-uyardi-market-isiklari-ve-cizgili-desenler-migreni-tetikliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nörobilim ve Nöroteknoloji Mükemmeliyet Ortak Uygulama ve Araştırma Merkezince yürütülen çalışmayla migrenli beyinde tekrarlayan uyaranların filtrelenemediği ve doğrudan ağrı mekanizmalarıyla ilişkilendirildiğinin ilk kez gösterildiği bildirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nörobilim ve Nöroteknoloji Mükemmeliyet Ortak Uygulama ve Araştırma Merkezi (NÖROM) tarafından yürütülen çalışmayla migrenin yalnızca baş ağrısıyla sınırlı olmadığı, beyindeki görsel işlemleme ve ağrı mekanizmalarıyla yakından ilişkili olduğu ortaya konuldu.</p>

<p>Yükseköğretim Kurulundan (YÖK) yapılan açıklamaya göre, NÖROM bünyesinde yürütülen ve Ankara Üniversitesi araştırmacılarının katkı sunduğu çalışma, nörobilim alanının saygın dergilerinden The Journal of Headache and Pain'de yayımlandı. NÖROM, migrenin yalnızca baş ağrısıyla sınırlı olmadığını, beyindeki görsel işlemleme ve ağrı mekanizmalarıyla yakından ilişkili olduğunu Türkiye'de yürütülen nörogörüntüleme çalışmasıyla ortaya koydu. Çalışmada, migrenli bireylerin tekrarlayan görsel uyaranlara karşı alışma (habitüasyon) geliştiremediği ve bu uyaranların beyin tarafından sürekli "önemli" olarak kodlandığı belirlendi. 30'u migren hastası, 29'u sağlıklı olmak üzere toplam 59 kadın katılımcının incelendiği çalışmada, bireylerin atak döneminde olmamasına rağmen görsel uyaranlara karşı farklı beyin tepkileri verdiği tespit edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h1><strong>"MİGRENLİ BEYİN, NORMAL BEYNİN AKSİNE TEPKİYİ GİDEREK ARTIRIYOR"</strong></h1>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen NÖROM Müdürü Prof. Dr. Hayrunnisa Bolay Belen, araştırma sonucu ortaya çıkan bulguların literatürde ilk kez ortaya konduğunu belirtti. Normal insan beyninde tekrarlayan uyarı geldiğinde beynin buna verdiği tepkiyi azalttığına dikkati çeken Belen, migrenli beynin normal beynin aksine tepkiyi giderek artırmaya başladığını ifade etti. Bu artışın görsel işlemenin yapıldığı beynin arka kısmında değil, aksine beynin en ön kısmında bulunan ve üst düzey kontrol merkezi olan orbitofrontal bölgede gerçekleşmesinin son derece önemli olduğunu aktaran Belen, "Burası görmenin üst düzey kontrol merkezi ve aynı zamanda da gelen uyarıya zararlı, faydalı ya da duygusal bir değer biçen yer." bilgisini verdi.</p>

<p>Çalışmayla migrenli beyinde tekrarlayan uyaranların filtrelenemediğini ve doğrudan ağrı mekanizmalarıyla ilişkilendirildiğini ilk kez göstermiş olduklarının altını çizen Belen, "Sorun, tekrarlayan uyarıların gereksiz ya da önemsiz olan uyarıyı filtreleme sisteminde bir problem gibi görünüyor ve de ilk kez beynin ön kısmında da bununla ilgili bir yerin yer aldığını görüyoruz. Bunu biz kanıtladık." açıklamasını yaptı. Belen, çalışmanın deney aşamasında, migrenli ve migrensiz katılımcıların günlük hayatta karşılaştıkları sorunlara benzer görevler vererek MR cihazından bulgular elde ettiklerini vurguladı. Migren hastalarının yaşam kalitesinin artırılması için marketlerde ya da alışveriş merkezlerindeki ışıkların şiddetinin azaltılabileceği önerisinde bulunan Belen, "Buralardaki yatay çizgiler ya da çizgili olan ışıkların rahatsız ettiğini migrenli hastalar özellikle söylüyor. Burada bir değişim başlatılabilir. Bunlar toplumun tamamının huzuru için önemli." ifadelerini kullandı.</p>

<h2><strong>"BU BULGU MİGREN HASTALARINDA IŞIĞA DUYARLILIĞI AÇIKLAMAYA YARDIMCI OLUYOR"</strong></h2>

<p>Araştırmanın yürütücülerinden Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Sertaç Üstün ise migrenin duyusal işleme boyutuna dikkati çekerek, "Migren sadece bir baş ağrısı hastalığı olarak düşünülebiliyor ama migrende çeşitli görsel uyaranların rahatsızlık verdiği, farklı şekillerde algılandığı hastalar tarafından rapor ediliyor." bilgisini paylaştı. Doktora sonrası araştırmacı Dr. İlkem Güzel de alt düzey görsel işlemleme bölgelerinin doğrudan ağrı bölgesiyle ilişkili olduğunu tespit ettiklerini belirterek, bu bulgunun migren hastalarında ışığa duyarlılığı açıklamaya yardımcı olduğunu ifade etti. Araştırmada görev alan doktora öğrencisi Ceren Onlat ise migren hastalarının sıklıkla rahatsızlık duyduğu görsel uyaranların laboratuvar ortamında gerçek hayatla ilişkilendirilerek kullanıldığını ve araştırmanın ekolojik geçerliliğini artıracak bir deney tasarımı geliştirildiğini kaydetti.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/uzmanlar-uyardi-market-isiklari-ve-cizgili-desenler-migreni-tetikliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 21:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/03/btu-49-1.jpg" type="image/jpeg" length="12202"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Baharda yabani mantar tehlikesi: Uzmanlardan kritik uyarı]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/baharda-yabani-mantar-tehlikesi-uzmanlardan-kritik-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/baharda-yabani-mantar-tehlikesi-uzmanlardan-kritik-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, bahar aylarında artan yabani mantar tüketiminin ciddi zehirlenme ve ölüm riskine yol açabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Erzincan’da baharın gelmesiyle birlikte doğada kendiliğinden yetişen mantarlara ilgi artarken, uzmanlar kontrolsüz tüketimin hayati tehlike oluşturabileceğine dikkat çekti; doğadan toplanan mantarların dış görünüşle güvenli şekilde ayırt edilemeyeceği belirtilirken, vatandaşların yalnızca denetimden geçmiş kültür mantarlarını tercih etmesi gerektiği vurgulandı ve özellikle yağışlı ile nemli dönemlerde zehirlenme vakalarının artış gösterdiği ifade edildi.</p>

<p><strong>ZEHİRLİ VE YENİLEBİLİR TÜRLER KARIŞTIRILIYOR</strong></p>

<p>Türkiye’de doğada yetişen yaklaşık 40 mantar türünün yenilebilir olduğunun bilindiğini ancak buna karşılık yaklaşık 100 türün zehirli olduğunun altını çizen uzmanlar, bazı türlerin ölümcül etkilere sahip olabildiğini belirtti; birbirine çok benzeyen mantarların ayırt edilmesinin son derece güç olduğu, bu nedenle doğadan toplanan mantarların tüketilmesinin ciddi risk taşıdığı ifade edildi ve yanlış tüketimlerin geri dönüşü olmayan sağlık sorunlarına yol açabileceği kaydedildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="20260328Aw670996" src="https://odakgazetesicom.teimg.com/odakgazetesi-com/uploads/2026/03/20260328aw670996.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="1600" height="1066"></p>

<p><strong>BELİRTİLER SAATLER SONRA ORTAYA ÇIKABİLİYOR</strong></p>

<p>Uzmanlar, yabani mantar tüketimi sonrası sersemlik, mide bulantısı, kusma, ishal, terleme, bulanık görme, tansiyon düşüklüğü ve nabız artışı gibi belirtilerin görülebileceğini belirterek, bu tür durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurulması gerektiğini bildirdi; bazı zehirlenme vakalarında belirtilerin saatler sonra ortaya çıkabildiği, ağır durumlarda ise karaciğer ve böbrek yetmezliği, koma ve ölüm riskinin bulunduğu vurgulanarak, en etkili korunma yönteminin doğada yetişen mantarların tüketilmemesi olduğu ifade edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/baharda-yabani-mantar-tehlikesi-uzmanlardan-kritik-uyari</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 16:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/03/dfghjkluytrfds.jpg" type="image/jpeg" length="47364"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kızamıkta Aşı Karşıtlığı Çocukları Ölümcül Riskle Karşı Karşıya Bırakıyor]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/kizamikta-asi-karsitligi-cocuklari-olumcul-riskle-karsi-karsiya-birakiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/kizamikta-asi-karsitligi-cocuklari-olumcul-riskle-karsi-karsiya-birakiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son yıllarda dünya genelinde yeniden artış gösteren kızamık vakaları, özellikle çocuklar açısından ciddi bir halk sağlığı tehdidi oluşturuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Medical Park Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferunda Demir, kızamığın sadece hastalık döneminde değil, sonrasında da beyin hasarına yol açabileceğini belirterek, "Son yıllarda aşı karşıtlığının artması ve çocukların aşılanmaması, bu ölümcül risklerle karşı karşıya kalmamıza neden oluyor. Korunmanın tek yolu aşıdır" dedi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>SALGINLAR ŞEKİLDE KENDİNİ GÖSTERİYOR</p>

<p></p>

<p>Kızamığın rubeola virüsünden kaynaklanan bir hastalık olduğunu söyleyen Dr. Demir, özellikle döküntülerle seyreden ve toplumsal yayılım riski yüksek bir enfeksiyon olduğunu vurguladı. Uzman, "Kızamık hastalığı, özellikle döküntülerle seyreden bir virüs hastalığıdır ve salgınlar şeklinde kendini gösterdiği için çok ciddi önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. Virüsün kış sonu ve ilkbahar başında salgınlara neden olabildiğini belirten Dr. Demir, bulaşmanın çoğunlukla damlacık yoluyla gerçekleştiğini söyledi. "Öksürük, hapşırık ve bazen fiziksel temasla diğer çocuklara bulaşabiliyor. Virüs havada bir saat kadar asılı kalabiliyor, bu nedenle ortamdan ayrılmış olsa bile bulaşma riski devam ediyor" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>YÜKSEK ATEŞ VE DÖKÜNTÜ BELİRTİLERİ</p>

<p></p>

<p>Hastalığın kuluçka süresi genellikle 10–14 gün sürüyor. Bu sürecin ardından çocuklarda 40 dereceye kadar çıkan ateş görülebiliyor. Dr. Demir, belirtileri şöyle özetledi: "Öksürük, burun akıntısı, boğaz ağrısı, halsizlik ve gözlerde kızarma sık görülüyor. Ayırt edici bulgulardan biri ise ağız içindeki gri renkli Koplik lekeleri." Döküntüler genellikle boyun ve kulak arkasından başlıyor, tüm vücuda yayılarak 4–5 gün kaldıktan sonra solar ve soyularak kayboluyor.</p>

<p></p>

<p>AĞIR KOMPLİKASYONLAR VE BEYİN HASARI RİSKİ</p>

<p></p>

<p>Kızamığın sadece ateş ve döküntüyle sınırlı olmadığını belirten Dr. Demir, menenjit, orta kulak enfeksiyonu ve zatürre gibi ciddi komplikasyonlara yol açabildiğini söyledi. Ayrıca hastalık sonrası beyin dokusunda hasara neden olan Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE) riskine dikkat çekti. "Hastalık atlatıldıktan sonraki 2–3 yıl içinde beyin dokusunu zedeleyebilir ve ölümcül sonuçlara yol açabilir" dedi.</p>

<p></p>

<p>AŞI KARŞITLIĞI ÖLÜMCÜL RİSKLERİ ARTIRIYOR</p>

<p></p>

<p>Dr. Demir, son yıllarda kızamık vakalarındaki artışın en önemli nedenlerinden birinin aşı karşıtlığı olduğunu vurguladı. "Özellikle çocukların aşılanmaması, bu ölümcül risklerle karşı karşıya kaldığımızı gösteriyor" ifadelerini kullandı. Türkiye’de kızamık aşısının iki doz halinde uygulandığını belirten Dr. Demir, ek olarak salgınların artmasıyla birlikte 9. ayda da ek doz önerildiğini söyledi. Aşının etkinliğine değinen uzman, "Birinci aşı koruyuculuğu yüzde 93, ikinci aşı ise yüzde 97’nin üzerinde. Çoğu hastamızın aşısız olduğunu görüyoruz. Bu yüzden çocukların aşılarının mutlaka yapılmasını tavsiye ediyoruz" dedi. Dr. Demir ayrıca, kızamıklı bir çocukla temastan sonra ilk 3 gün içinde de aşının yapılmasının önemini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/kizamikta-asi-karsitligi-cocuklari-olumcul-riskle-karsi-karsiya-birakiyor</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 13:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/03/d-s-s-d-d-a.jpg" type="image/jpeg" length="55168"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çiçekler Açtı, Alerji Başladı: Uzmanından Kritik Uyarılar!]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/cicekler-acti-alerji-basladi-uzmanindan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/cicekler-acti-alerji-basladi-uzmanindan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Baharın gelişiyle birlikte çiçek ve ağaç polenleri alerjiyi tetikliyor; uzmanlar, polen alerjisinin astıma dönüşmemesi için alınacak önlemleri paylaştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bahar aylarında burun akıntısı, hapşırma, göz kızarması, öksürük, nefes tıkanması ve cilt kaşınmasından yakınanların sayısı artıyor. KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Hüsamettin Olgun, "Şehirlerde görülen polen miktarları yılda yüzde 3 oranında artış göstermektedir. Bunun sebebi ise hava sahasındaki karbondioksit oranına bağlanmaktadır. Karbondioksit, hava ve iklim ısınmasına sebep olduğu için çiçekler her yıl daha erken açmaya başlamakta ve buna bağlı olarak polenler daha erken ve daha uzun süreli uçuşmaktadır. Halk arasında saman nezlesi olarak da bilinen polen alerjisi, daha çok 5 ile 40 yaş grubu arasındakileri etkilemektedir. Polen alerjisi olan kişiler, özellikle temizliğe önem vermelidir. Ağır kokulardan ve tütün dumanından da uzak durmalıdırlar" dedi.</p>

<h2><strong>ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARIYLA KARIŞTIRILABİLİYOR</strong></h2>

<p>Gerekli tedbirler alınmadığı sürece ya da yeterli tedavinin uygulanmaması durumunda hastalığın astıma dönüşme ihtimali bulunduğunu belirten Op. Dr. Hüsamettin Olgun, "Birçok insan öncelikle üşüttüğünü düşünürken, alerjik unsurlar gözden kaçmaktadır. Bu alerjilere uygulanabilecek tedavi yöntemleri çok geniş değildir. Anti alerjik burun spreyleri, göz damlaları veya ilaçlar kullanılabilmektedir. Belli gruplara aşı tedavisi de uygulanabilmektedir. Ancak aşı tedavisi Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre uygulanmalıdır" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>MÜMKÜN OLDUĞUNCA DIŞARI ÇIKILMAMALIDIR</strong></h2>

<p>Op. Dr. Olgun, alınabilecek bazı tedbirleri ise şu şekilde sıraladı:</p>

<p>"Hasta mümkün olduğunca sokağa çıkmamalıdır. Dışarı çıktığında ise polen maskesi kullanmalıdır. Polen mevsiminde açık havada spor yapmak doğru değildir. Evi sabah değil öğle sonrası havalandırmalıdır. Araba ve evlerin pencereleri kapalı tutulmalıdır. Polenler daha çok sabah saat 05.00 ile 10.00 arasında yayılmaktadır. Ev ve arabadaki klimaların polen filtreleri sık sık değiştirilmelidir. Ev içi hava temizleyiciler eve giren polenlerin ortadan kaldırılmasında faydalı olabilir. Dışarıdan gelindiğinde duş almakta fayda vardır. Çamaşırlar dışarıda kurutulmamalıdır. Kedi ve köpek uzun süre oturma ve yatak odasında bulundurulmamalı."</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/cicekler-acti-alerji-basladi-uzmanindan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Mar 2026 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/03/btu-31-2.jpg" type="image/jpeg" length="87417"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Özkara: “Sendikal demokrasi açısından kaygı verici”]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/ozkara-sendikal-demokrasi-acisindan-kaygi-verici</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/ozkara-sendikal-demokrasi-acisindan-kaygi-verici" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık-Sen Afyonkarahisar Şube Başkanı Kemal Özkara, sendika delege seçim sürecine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özkara, Afyonkarahisar’da yürütülen seçim sürecinde ortaya çıkan tablonun sendikal demokrasi adına ciddi kaygılar oluşturduğunu belirtti. Sürecin birçok aşamasında şeffaflık ve eşitlik ilkeleriyle örtüşmeyen uygulamalara dair yoğun geri bildirim aldıklarını ifade etti.</p>

<p></p>

<p><strong>ADAYLIK SÜRECİNE İLİŞKİN İDDİALAR</strong></p>

<p>Özkara, mevzuatta yer alan başvuru şartlarını taşımadığı değerlendirilen bazı kişilerin delege adayı olarak kaydedildiğine yönelik iddiaların, seçimlerin sağlıklı yürütülüp yürütülmediği konusunda daha başlangıçta şüphe oluşturduğunu dile getirdi. Bu durumun seçim sürecine gölge düşürdüğünü vurguladı.</p>

<p></p>

<p><strong>SANDIK GÜVENLİĞİ TARTIŞMA YARATTI</strong></p>

<p>Seçim günü yaşananlara da değinen Özkara, sandıklarda yeterli güvenlik önlemlerinin alınmadığı ve kimlik kontrolü yapılmadan oy kullandırıldığı yönünde çok sayıda beyan aldıklarını söyledi. Ayrıca delege adaylarının sandıklarda aktif görev alması ve mevcut yönetimin de sürece doğrudan dahil olmasının tarafsızlık ilkesini zedelediğini ifade etti.</p>

<p></p>

<p><strong>SEÇMEN İRADESİNE MÜDAHALE İDDİASI</strong></p>

<p>Seçimden bir gün önce bazı iletişim kanalları üzerinden belirli yönde oy kullanılması için yönlendirmeler yapıldığına dair paylaşımların da kendilerine ulaştığını belirten Özkara, bu durumun seçmen iradesinin etkilenmiş olabileceğine dair ciddi şüpheler doğurduğunu kaydetti. Bu paylaşımları yaptığı öne sürülen kişilerin seçim günü de sandık sürecinde aktif rol aldığına dair bilgilerin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p><strong>HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATILDI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tüm bu gelişmelerin kamu vicdanında soru işaretleri oluşturduğunu ifade eden Özkara, gerekli hukuki ve idari başvuruların yapıldığını açıkladı. Sürecin mevzuata uygunluğunun ilgili merciler tarafından titizlikle incelenmesi gerektiğini belirten Özkara, sendikal demokrasinin korunması adına konunun takipçisi olacaklarını vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Odak Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/ozkara-sendikal-demokrasi-acisindan-kaygi-verici</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Mar 2026 11:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/03/jgf-47.jpg" type="image/jpeg" length="21898"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Afyonkarahisar Devlet Hastanesinde Enfeksiyonla Mücadele ve Hizmet Kalitesi Masaya Yatırıldı]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/afyonkarahisar-devlet-hastanesinde-enfeksiyonla-mucadele-ve-hizmet-kalitesi-masaya-yatirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/afyonkarahisar-devlet-hastanesinde-enfeksiyonla-mucadele-ve-hizmet-kalitesi-masaya-yatirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Afyonkarahisar Devlet Hastanesi yönetimi ve uzman hekimlerin katılımıyla gerçekleştirilen değerlendirme toplantısında, enfeksiyon oranlarının düşük seyrettiği vurgulanırken 2025 yılı verileri paylaşıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Afyonkarahisar Devlet Hastanesi, sağlık tesisi değerlendirme ve kalite standartları çerçevesinde Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü’ne yönelik kapsamlı bir inceleme toplantısı düzenledi. Hastane yönetimi, enfeksiyon hastalıkları uzmanları ve bölüm çalışanlarının bir araya geldiği programda, mevcut işleyiş süreçleri ve hizmet kalitesini artırmaya yönelik stratejik adımlar ele alındı.</p>

<p><strong>2025 YILI VERİLERİ VE KESİNTİSİZ HİZMET</strong></p>

<p>Toplantıda, bölümün 2025 yılına ait faaliyet verileri detaylı şekilde analiz edildi. Beş uzman hekimle hizmet veren branşta, yıl boyunca toplam 33 bin 800 poliklinik muayenesi gerçekleştirilirken, 776 hasta yatarak tedavi gördü. Veriler, hastanenin enfeksiyon kontrolü ve tedavi süreçlerinde vatandaşlara kesintisiz ve nitelikli bir sağlık hizmeti sunduğunu ortaya koydu.</p>

<p><strong>DÜŞÜK ENFEKSİYON ORANLARI VE AKILCI ANTİBİYOTİK HAMLESİ</strong></p>

<p>Yapılan incelemeler sonucunda, servis ve yoğun bakım ünitelerindeki hasta enfeksiyon oranlarının hedeflenen düşük seviyelerde olduğu tespit edildi. Bu başarının sürdürülebilir kılınması amacıyla, önümüzdeki süreçte sağlık personeline yönelik "Akılcı Antibiyotik Kullanımı" eğitimlerinin verilmesi kararlaştırıldı.</p>

<p><strong>BAŞHEKİM ACAR’DAN TEŞEKKÜR</strong></p>

<p>Hastanenin güçlü bir ekip anlayışıyla yönetildiğini belirten Başhekim Op. Dr. Osman Acar, özverili çalışmalarından dolayı enfeksiyon hastalıkları hekimlerine ve hemşirelerine teşekkürlerini iletti. Sürekli iyileştirme politikası doğrultusunda sağlık hizmetlerinin ivme kazanacağını ifade eden Acar, hastaneyi güvenle tercih eden tüm vatandaşlara şükranlarını sundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>ODAK HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Afyon Haber Portalı www.odakgazetesi.com, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/afyonkarahisar-devlet-hastanesinde-enfeksiyonla-mucadele-ve-hizmet-kalitesi-masaya-yatirildi</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Mar 2026 10:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/03/semasu-2026-03-27t101432577.jpg" type="image/jpeg" length="46730"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AFSÜ’lü Akademisyenlere Kardiyoloji Derneğinde Kritik Görev]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/afsulu-akademisyenlere-kardiyoloji-derneginde-kritik-gorev</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/afsulu-akademisyenlere-kardiyoloji-derneginde-kritik-gorev" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AFSÜ Tıp Fakültesinden iki akademisyen, Türk Kardiyoloji Derneği yönetim kuruluna seçilerek önemli bir başarıya imza attı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyeleri Doç. Dr. Zafer Yalım ve Doç. Dr. İbrahim Ethem Dural, Türkiye’nin köklü meslek kuruluşlarından Türk Kardiyoloji Derneği yönetim kurulu üyeliğine seçildi. Akademisyenlerin bu göreve layık görülmesi, üniversitenin bilimsel alandaki başarısını bir kez daha ortaya koydu.</p>

<p><strong>“125 KİŞİ ARASINA GİRDİLER”</strong></p>

<p>3500 üyesi, 26 yönetim kurulu alt birimi ve 9 çalışma grubuyla Türkiye’nin en etkili meslek örgütlerinden biri olan Türk Kardiyoloji Derneğinde yapılan seçimlerde, Doç. Dr. Yalım ve Doç. Dr. Dural, yönetim kuruluna seçilen 125 isim arasında yer aldı.</p>

<p><strong>“AFSÜ’YÜ ÜÇ YIL TEMSİL EDECEKLER”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Derneğin yönetim kurulunda üç yıl süreyle görev yapacak olan akademisyenlerden Doç. Dr. Zafer Yalım, “Koruyucu Kardiyoloji ve Ateroskleroz Çalışma Grubu” bünyesinde; Doç. Dr. İbrahim Ethem Dural ise “Aritmi Birliği Genç Elektrofizyologlar Alt Kurulu” bünyesinde çalışmalarını sürdürecek. Bu kapsamda her iki akademisyenin de AFSÜ’yü ulusal düzeyde temsil edeceği bildirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>GAMZE KARABULUT</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Afyon Haber Portalı www.odakgazetesi.com, Eğitim, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/afsulu-akademisyenlere-kardiyoloji-derneginde-kritik-gorev</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/03/d-f-g-h-j-k-l-s-16.jpg" type="image/jpeg" length="89936"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AFSÜ Uyarıyor: Suyun Korunması ve Bilinçli Kullanımı Hayati Önem Taşıyor]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/afsu-uyariyor-suyun-korunmasi-ve-bilincli-kullanimi-hayati-onem-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/afsu-uyariyor-suyun-korunmasi-ve-bilincli-kullanimi-hayati-onem-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesinden Prof. Dr. Bülent Kırkan, Dünya Su Günü dolayısıyla suyun korunması ve bilinçli kullanımı konusunda önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi (AFSÜ) Eczacılık Fakültesi Analitik Kimya Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Bülent Kırkan, suyun değerine dikkat çekmek ve toplumsal sorumluluk bilincini artırmak amacıyla Dünya Su Günü kapsamında bir değerlendirme yazısı kaleme aldı. Birleşmiş Milletler (UN) bünyesinde sanitasyon alanında koordinasyonu sağlayan UN-Water verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 2,1 milyar insanın güvenli içme suyuna erişimi bulunmadığına dikkat çekilirken, su kaynaklarının korunmasının hayati önemde olduğu vurgulandı. 1993 yılından bu yana kutlanan Dünya Su Günü (22 Mart) kapsamında 2026 yılı teması ise “Su ve Cinsiyet” olarak belirlendi.</p>

<p><strong>“SU AKAN YERDE EŞİTLİK BÜYÜR”</strong></p>

<p>Dünyanın birçok bölgesinde kadınların güvenli suya ulaşabilmek için uzun mesafeler kat etmek zorunda kaldığı belirtilirken, temiz su ve hijyen olanaklarının yetersizliğinin özellikle kadınlar üzerinde ciddi bir yük oluşturduğu ifade edildi. Bu durumun yalnızca günlük yaşamı zorlaştırmadığı, aynı zamanda eğitim ve sosyal hayata katılımı da olumsuz etkilediği kaydedildi. Su yönetimi süreçlerinde kadınların daha fazla söz sahibi olması gerektiği vurgulanarak, 2026 Dünya Su Günü için dile getirilen “Su akan yerde eşitlik büyür” ifadesinin bu durumu özetlediği bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SUYUN KORUNMASI VE BİLİNÇLİ KULLANIMI GÜNDEMDE</strong></p>

<p>Suyun yalnızca sosyal değil, yaşamın devamlılığı açısından da temel bir kaynak olduğu belirtilerek, insan vücudunun yaklaşık yüzde 60–70’inin sudan oluştuğu ve birçok hayati işlevin su sayesinde gerçekleştiği ifade edildi. Tarım, sanayi, enerji üretimi ve günlük yaşamda suyun vazgeçilmez rol oynadığına dikkat çekilirken, yapay zekâ sistemlerinin çalıştığı veri merkezlerinde dahi soğutma amacıyla suyun kullanıldığı aktarıldı. Dünya yüzeyinin yüzde 71’inin suyla kaplı olmasına rağmen kullanılabilir tatlı su kaynaklarının sınırlı olduğu, iklim değişikliği, çevre kirliliği ve tüketim alışkanlıklarının su kaynaklarını tehdit ettiği kaydedildi.</p>

<p><strong>KİRLİLİK SU KAYNAKLARINI TEHDİT EDİYOR</strong></p>

<p>Sanayi tesislerinden çıkan kimyasal atıklar ve ağır metallerin arıtılmadan doğaya bırakılmasının su kaynaklarını kirlettiği belirtilirken, evsel atıklar ve kanalizasyon sularının da çevre sorunlarına yol açtığı ifade edildi. Çarpık kentleşmenin bu etkileri artırdığına dikkat çekildi. Tarım faaliyetlerinde kullanılan kimyasal gübreler ve ilaçların yer altı sularına karışarak hem su kalitesini düşürdüğü hem de insan sağlığı açısından risk oluşturduğu vurgulandı. Hayvancılık atıkları ile plastik ve katı atıkların da su ekosistemleri için ciddi tehditler oluşturduğu, mikroplastiklerin besin zinciri yoluyla insan sağlığını etkileyebildiği bildirildi.</p>

<p><strong>“PEKİ, NE YAPMALI?”</strong></p>

<p>Su kaynaklarının korunması için yalnızca devletlerin değil, sivil toplum ve bireylerin de sorumluluk alması gerektiği ifade edildi. Çevre koruma politikalarının güçlendirilmesi, arıtma tesislerinin yaygınlaştırılması ve sürdürülebilir su yönetimi uygulamalarının geliştirilmesinin önemine dikkat çekildi. Bireysel düzeyde ise diş fırçalarken musluğu kapatmak, kısa süreli duş almak, damlayan muslukları onarmak ve makineleri tam dolu çalıştırmak gibi basit önlemlerin su tasarrufuna katkı sağlayacağı belirtildi. Ayrıca tasarruflu armatür kullanımı ve bahçe sulamalarının serin saatlerde yapılmasının suyun verimli kullanımına destek olacağı ifade edildi.</p>

<p><strong>“ÇEVRE BİLİNCİ VE SU KORUMA”</strong></p>

<p>Çevre bilincinin artırılmasının suyun korunmasında büyük önem taşıdığı vurgulanırken, plastik kullanımının azaltılması, geri dönüşüm alışkanlıklarının yaygınlaştırılması ve özellikle eğitim çağındaki bireylerin bilinçlendirilmesinin gelecekte daha duyarlı bir toplum oluşmasına katkı sağlayacağı kaydedildi. Sonuç olarak suyun sınırsız bir kaynak olmadığına dikkat çekilerek, bilinçsiz tüketim ve kirlilik nedeniyle ciddi tehdit altında bulunduğu, bugün atılacak küçük adımların gelecekte yaşanabilecek büyük su krizlerinin önüne geçebileceği ifade edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>GAMZE KARABULUT</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Afyon Haber Portalı www.odakgazetesi.com, Eğitim, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/afsu-uyariyor-suyun-korunmasi-ve-bilincli-kullanimi-hayati-onem-tasiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Mar 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/03/f-g-h-j-k-l-46.jpg" type="image/jpeg" length="51352"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlıkta Yeni Adım: 36 İlaç Daha Geri Ödeme Listesinde]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/saglikta-yeni-adim-36-ilac-daha-geri-odeme-listesinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/saglikta-yeni-adim-36-ilac-daha-geri-odeme-listesinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 27’si yerli üretim olmak üzere 36 ilacın daha Sosyal Güvenlik Kurumu geri ödeme listesine dahil edildiğini açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) aracılığıyla vatandaşların ilaca ve tedaviye erişiminin kesintisiz şekilde güçlendirilmeye devam edildiğini belirterek, farklı hastalık gruplarına yönelik toplam 36 ilacın geri ödeme listesine alındığını duyurdu. Açıklamada, söz konusu ilaçların 27’sinin yerli üretim olduğu vurgulanırken, düzenlemenin sağlık hizmetlerine erişimi artırmayı ve yerli üretimi desteklemeyi hedeflediği ifade edildi. AK Parti Afyonkarahisar İl Başkanlığı da konuya ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>

<p><strong>GERİ ÖDEME LİSTESİ GENİŞLETİLDİ</strong></p>

<p>Bakan Işıkhan’ın açıklamasına göre; hemofili, kan ürünleri ve alerji aşıları başta olmak üzere diyabet, enfeksiyon, enzim eksikliği ve bağışıklık sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanılan ilaçlar geri ödeme kapsamına alındı. Bu kapsamda 6 diyabet ilacı, 3 antibiyotik, 2 enzim eksikliği ilacı, 2 alerji aşısı, 1 kan ürünü ve 1 hemofili ilacı listeye eklendi.</p>

<p><strong>YERLİ ÜRETİM VE ERİŞİM VURGUSU</strong></p>

<p>Düzenlemeyle birlikte geri ödeme listesine alınan ilaçların büyük bölümünün yerli üretim olması dikkat çekerken hem hastaların tedaviye erişiminin kolaylaştırılması hem de yerli ilaç sanayisinin desteklenmesi amaçlanıyor. Bakan Işıkhan, yapılan düzenlemenin hastalara şifa olmasını temenni ederek vatandaşlara sağlıklı bir ömür diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>AK PARTİ AFYON’DAN SGK DÜZENLEMESİNE TEŞEKKÜR</strong></p>

<p>AK Parti Afyonkarahisar İl Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Sosyal devlet anlayışı doğrultusunda sağlık hizmetlerine erişimin güçlendirilmesi amacıyla yürütülen çalışmalar kapsamında, vatandaşlarımızın ilaca ve tedaviye erişimi kesintisiz şekilde sürdürülmektedir. Bu çerçevede, Sosyal Güvenlik Kurumu aracılığıyla; hemofili, kan ürünleri ve alerji aşıları başta olmak üzere; diyabet, enfeksiyon, enzim eksikliği ve bağışıklık sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanılan, 27’si yerli üretim olmak üzere toplam 36 ilaç daha geri ödeme listesine dahil edilmiştir. Söz konusu düzenleme ile farklı tedavi alanlarında önemli bir ihtiyacın karşılanması hedeflenmekte olup, vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerinden daha etkin ve kapsamlı şekilde faydalanması amaçlanmaktadır. AK Parti Afyonkarahisar İl Başkanlığı olarak; bu önemli düzenlemenin hayata geçirilmesinde emeği geçen başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Vedat Işıkhan’a ve tüm yetkililere teşekkür ediyoruz. Yapılan bu düzenlemenin tüm hastalarımıza şifa olmasını temenni ediyoruz” ifadeleri kullanıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>GAMZE KARABULUT</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Afyon Haber Portalı www.odakgazetesi.com, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/saglikta-yeni-adim-36-ilac-daha-geri-odeme-listesinde</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Mar 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/03/xfghjkls.jpg" type="image/jpeg" length="12432"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Afyonkarahisar’da mucize tedavi!]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/afyonkarahisarda-mucize-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/afyonkarahisarda-mucize-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Afyonkarahisar’da dünyaya gelen 4,5 yaşındaki Alperen Karakuyu, doğuştan sahip olduğu “piruvat kinaz eksikliği” adlı nadir kan hastalığıyla uzun süre mücadele etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şuhut ilçesinde yaşayan Ümmühan ve Sait Karakuyu çiftinin çocukları olan Alperen, kırmızı kan hücrelerinin düşük olması nedeniyle sık sık halsizlik ve yorgunluk yaşıyordu.</p>

<p><img alt="A A 20260321 40892537 40892536 K U C U K A L P E R E N A B L A S I N D A N Y A P I L A N K E M I K I L I G I N A K L I Y L E B A Y R A M E T T I" src="https://odakgazetesicom.teimg.com/odakgazetesi-com/uploads/2026/03/a-a-20260321-40892537-40892536-k-u-c-u-k-a-l-p-e-r-e-n-a-b-l-a-s-i-n-d-a-n-y-a-p-i-l-a-n-k-e-m-i-k-i-l-i-g-i-n-a-k-l-i-y-l-e-b-a-y-r-a-m-e-t-t-i.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="1200" height="675"></p>

<p><strong>ZORLU SÜREÇ AİLEYİ YIPRATTI</strong></p>

<p>Anne Ümmühan Karakuyu, oğlunun yıllarca süren tedavi sürecinde büyük zorluklar yaşadıklarını belirterek, zaman zaman ölümle burun buruna geldiklerini ifade etti. Uzun tedavi süreci nedeniyle aile hayatlarının etkilendiğini dile getiren Karakuyu, oğlunun hastanede kalmak istemediğini, iştahsızlık ve bayılma gibi sorunlar yaşadığını söyledi. Tüm zorluklara rağmen güçlü kalmaya çalıştığını belirten anne, bugünlere şükrederek duygularını paylaştı.</p>

<p></p>

<p><strong>ABLASINDAN GELEN HAYAT UMUDU</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alperen için dönüm noktası, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hastanesi Çocuk Kemik İliği Nakli Merkezi’nde gerçekleştirilen operasyon oldu. 6 yaşındaki ablası Betül’den yapılan kemik iliği nakli sayesinde küçük çocuk yeniden sağlığına kavuştu. Naklin ardından geçen süreçte olumlu gelişmeler yaşanırken, tedavi süreci başarıyla sonuçlandı.</p>

<p></p>

<p><strong>TÜRKİYE’DE BİR İLK OLARAK KAYITLARA GEÇTİ</strong></p>

<p>AFSÜ Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. İbrahim Eker, hastalığın ciddi bir enzim eksikliğinden kaynaklandığını ve çoğu hastanın ömür boyu kan nakline ihtiyaç duyduğunu belirtti. Alperen’de ise tek çözümün kemik iliği nakli olduğunu vurgulayan Eker, operasyonun başarılı geçtiğini ve üçüncü ayda iliğin tamamen tuttuğunu açıkladı. Ayrıca bu vakanın, Türkiye’de bu hastalıkla nakil yapılıp sağlığına kavuşan ilk hasta olarak kayıtlara geçtiği bildirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Afyon Haber Portalı www.odakgazetesi.com, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/afyonkarahisarda-mucize-tedavi</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Mar 2026 15:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/03/hgdfhdfl.jpg" type="image/jpeg" length="72324"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bayramda Nasıl Beslenmeli? Uzmanlardan Kritik Uyarı]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/bayramda-nasil-beslenmeli-uzmanlardan-kritik-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/bayramda-nasil-beslenmeli-uzmanlardan-kritik-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü, Ramazan Ayı sonrası beslenme ile ilgili, vatandaşlar beslenme tavsiyelerinde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>"Yemek yemeye uyum sağlarken, Ramazan Bayramı’yla birlikte eski beslenme düzenine dönüş başlar diyen Aziziye Sağlıklı Hayat Merkezi Diyetisyeni Melike Karataş, daha sonra şöyle konuştu, "Günlük beslenme düzenine dönüş sırasında yapılan bazı beslenme hataları, sindirim sisteminde sorun yaşanmasına sebep olabilir ya da kan şekerinin hızlı yükselmesine yol açabilir. Bu sebeple hayatın her anında önemli olan sağlıklı ve dengeli beslenme, Ramazan Bayramı’nda da önemini korur hatta Bayram boyunca ikram edilen börek, şerbetli tatlı gibi karbonhidrat ve yağ içeriği yüksek yiyecekler göz önünde bulundurulunca daha da dikkat edilmesi gereken bir hal alır."</p>

<h2><strong>ÖĞÜN SAYISI BİRDEN ARTIRILMAMALI</strong></h2>

<p>Karataş, gündüz açlığına alışmış olan sindirim sistemine yüklenmemek gerektiğini ifade ederek, "Sindirim sorunları yaşamamak için öğün sayısı yavaş yavaş artırılmalıdır. Gün içerisinde direkt 3 ana ve 3 ara öğünle yeni beslenme düzenine geçmek yerine, Ramazan öncesi alışkanlığa göre 3 ana öğünle başlayıp günler geçtikçe ara öğünleri teker teker eklemek daha doğru olacaktır. Bayram ziyaretlerinde ise ikram edilecek yiyecekleri de düşünerek öğünler arasında en az 2-2,5 saat ara bırakılmalı; bu ara 4-4,5 saati geçmemelidir" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>ÖĞÜNLERDE DENGE SAĞLANMALI</strong></h2>

<p>Bayram sabahını coşkuyla karşılanırken bayramın ilk öğününde kahvaltı olabildiğince sade ve hafif tutulması gerektiğini anlatan Diyetisyen Melike Karataş, "Hafif ve dengeli bir kahvaltı, sindirim sisteminin daha rahat etmesini sağlamakla birlikte gün içerisinde kan şekeri dengesini korumayı da kolaylaştırır. Kahvaltıda yumurta, peynir, zeytin, mevsim sebzeleri ve tam buğday ekmeği tüketmek protein bakımından yeterli, sağlıklı yağ kaynağı içeren, posadan zengin ve glisemik indeksi düşük bir öğün yapılmasını sağlar. Böylece güne başlarken kan şekerinin hızla yükselmesi önlenir ve gün içerisinde tatlı yeme isteğini kontrol altına almak kolaylaşır. Ayrıca kahvaltıda sucuk, sosis gibi işlenmiş et ürünleri; kızartma gibi yağ içeriği yüksek yiyecekler; bal, reçel, pekmez gibi şeker oranı yüksek tatlılar ve börek, poğaça gibi hamur işleri tüketmek sindirim sisteminde sorunlar yaşanmasına sebep olabilmekle birlikte gün içerisinde bayram ziyaretlerinde yapılacak ikramlarda küçük kaçamakları vücudun tolere etmesini zorlaştırabilir. Hafif ve dengeli bir kahvaltı ile gün içerisinde tüketilme ihtimali olan tatlı ve börek gibi yiyeceklerden gelecek olan yüksek şeker oranının ve yüksek kalorinin dengelenmesi kolaylaşacaktır. Gün içerisinde ikramlıkların etkisiyle ana öğünler atlandıysa, ara öğünlerde karbonhidrattan ve yağlardan zengin bir tüketim gerçekleştiyse günlük dengeyi korumak adına akşam yemeğinde hafif yemekler tercih edilmelidir. Gün içerisinde tüketimi ihmal edilmiş olan sebzeyle birlikte protein kaynağı olan az yağlı bir kırmızı ete ya da tavuk etine yer verilerek öğün planlaması yapmak günlük beslenme dengesini sağlamaya yardımcı olacaktır. Bunun için akşam yemeğinde çorba, salata ve az yağda veya yağsız pişirilmiş bir tavuk ya da etli sebze yemeği, kuru baklagil yemeği, yoğurt ve tam buğday ekmeği ile yapılacak öğünler iyi seçenekler arasındadır" diye konuştu.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/bayramda-nasil-beslenmeli-uzmanlardan-kritik-uyari</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Mar 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/03/btu-63-1.jpg" type="image/jpeg" length="79866"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlara Göre Bayramda Nelere Dikkat Edilmeli?]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/uzmanlara-gore-bayramda-nelere-dikkat-edilmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/uzmanlara-gore-bayramda-nelere-dikkat-edilmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan ayında değişen beslenme ve uyku düzeninin ardından bayramda aniden aşırı yemek yemek vücutta metabolik şoka yol açabiliyor. Organların aşırı yükten korunması ve normal rutine dönülmesi için kademeli beslenmeye geçilmesi büyük önem taşıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzun süreli açlık nedeniyle vücudun bazal metabolizma hızı düşüyor. Bayram sabahı aniden yapılan kalori ve şeker yüklemesi, kan şekerinde hızlı dalgalanmalara, mide yanmasına ve yorgunluğa neden oluyor. Bayram sonrasındaki hafta vücut için bir toparlanma süreci işlevi görüyor. Vücudun bozulan sıvı dengesini yeniden kurmak için günde en az 2 litre su tüketilmesi ve bağırsak florası için lifli gıdalara ağırlık verilmesi gerekiyor. Kademeli olarak hafif yürüyüşlere başlanması ve uyku düzeninin sağlanması, bozulan ritmi yeniden normal seviyesine çekiyor.</p>

<h2><strong>ENERJİ TASARRUFU MODU</strong></h2>

<p>Diyetisyen Hande Selin Ok, Ramazan ayı boyunca süren uzun süreli açlık ve bozulan uyku döngüsü nedeniyle bazal metabolizma hızının yavaşladığını ve vücudun enerji tasarrufu moduna geçtiğini belirtti. Bayramın ilk günü yapılan ani şeker ve karbonhidrat yüklemesinin vücutta metabolik şok etkisi oluşturduğuna dikkat çeken Ok, "Vücut bu kadar şeker yüklenmesine hazır olmadığından insülin direnci, kan şekerinde dalgalanmalar ve sindirim zorlukları gibi sağlık problemleri ortaya çıkabiliyor. Mide yanması, hazımsızlık, şişkinlik, tansiyon yükselmesi ve yorgunluk gibi birçok organı etkileyen durumlar oluşabiliyor" dedi.</p>

<h2><strong>SIVI DENGESİ VE KADEMELİ GEÇİŞ</strong></h2>

<p>Bu tür olumsuz tabloların önüne geçmek ve bozulan düzeni onarmak için beslenmede kademeli bir geçişin şart olduğuna değinen Diyetisyen Ok, "Geçiş sürecinde hafif öğünlerle, az az, sık sık, lifli ve proteinli gıdalara yer vererek ilerlemek ve su tüketimini artırmak çok daha uygun olur. İki öğünden üç öğüne, ardından dört öğüne çıkılmalı ve Ramazan’da yaşanan dehidrasyonu telafi etmek için su tüketimine büyük özen gösterilmelidir. Ayrıca bu süreci 20-30 dakikalık yavaş fiziksel aktiviteler ve yürüyüşlerle desteklemek oldukça önemlidir" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>KRONİK HASTALIKLARDA BESLENME KONTROLÜ</strong></h2>

<p>Bir aylık kısıtlamanın ardından beynin ödüllendirme moduna geçtiğine işaret eden Ok, bireylerin gerçekten aç olup olmadığını sorgulaması gerektiğini kaydetti. Kronik rahatsızlığı bulunan bireylerin normal düzene geçişte daha dikkatli olması gerektiğini hatırlatan Ok, "Bu hastalarımızın şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyve bazlı tatlıları tercih etmeleri, kabak ya da ayva tatlısı gibi az şekerli alternatiflere yönelmeleri daha uygun olur. Tatlı yapımında elma suyu konsantresi, hurma püresi veya toz tatlandırıcılar da kullanılabilir. Hastalarımızın vücutlarına aşırı yüklenmemeleri, organ yükünü ciddi anlamda azaltacaktır" açıklamasında bulundu.</p>

<p> </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/uzmanlara-gore-bayramda-nelere-dikkat-edilmeli</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Mar 2026 16:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/03/btu-62.jpg" type="image/jpeg" length="66342"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuğunuz Bayramda Fazla Şeker Tüketiyor mu? İşte Doğru Miktar]]></title>
      <link>https://www.odakgazetesi.com/cocugunuz-bayramda-fazla-seker-tuketiyor-mu-iste-dogru-miktar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.odakgazetesi.com/cocugunuz-bayramda-fazla-seker-tuketiyor-mu-iste-dogru-miktar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, Ramazan Bayramı’nda çocukların beslenmesinde porsiyon kontrolü ve dengeli öğünlerin önemine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Ramazan Bayramı süresince çocukların artan tatlı ve şeker tüketimine karşı dikkatli olunması gerektiği bildirildi. SANKO Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Funda Esin Çolak, bayram döneminde çocukların hem sağlıklı hem de dengeli beslenmesinin önemine vurgu yaptı.</p>

<p><strong>TATLI TÜKETİMİNDE DENGE VURGUSU</strong></p>

<p>Bayramların çocuklar açısından sosyal ve kültürel anlamda özel bir dönem olduğunu belirten Çolak, bu süreçte şeker, çikolata ve tatlı tüketiminin arttığını ifade etti. Çolak, çocukların tamamen tatlıdan uzak tutulmasının doğru olmadığını ancak porsiyon kontrolü sağlanarak tüketimin sınırlandırılması gerektiğini kaydetti.</p>

<p><strong>SAĞLIKLI ÖĞÜN DÜZENİ ÖNERİSİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çolak, bayram ziyaretleri sırasında öğün düzeninin korunmasının önemine dikkat çekerek çocukların yalnızca şekerli gıdalarla beslenmemesi gerektiğini belirtti. Süt, yoğurt, yumurta, sebze ve meyve gibi besinlerle dengeli öğünler oluşturulmasının önemine değinen Çolak, özellikle kahvaltının düzenli yapılmasının gün boyu kan şekerini dengelediğini ifade etti. Ayrıca gazlı ve şekerli içecekler yerine ayran, süt ve taze sıkılmış meyve suyu tercih edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>FİZİKSEL AKTİVİTE VE SU TÜKETİMİ ÖN PLANDA</strong></p>

<p>Çocukların gün içerisinde yeterli su tüketiminin sağlanması gerektiğini belirten Çolak, açık havada vakit geçirme ve fiziksel aktivitenin de ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti. Bu sayede hem enerji dengesinin korunacağı hem de bayramın daha sağlıklı geçirileceği kaydedildi.</p>

<p><strong>DİŞ SAĞLIĞINA DİKKAT ÇEKİLDİ</strong></p>

<p>Bayram ziyaretlerinde sunulan ikramlar karşısında çocuklara sağlıklı seçimler yapma alışkanlığı kazandırılmasının önemine değinen Çolak, aşırı şeker tüketiminin diş sağlığı açısından da risk oluşturduğunu belirtti. Bayram süresince diş fırçalama alışkanlığının aksatılmaması gerektiğini vurgulayan Çolak, bayramların yasaklarla değil doğru alışkanlıklarla yönetilmesi gerektiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.odakgazetesi.com/cocugunuz-bayramda-fazla-seker-tuketiyor-mu-iste-dogru-miktar</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Mar 2026 15:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://odakgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/odakgazetesi-com/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-18-at-151055.jpeg" type="image/jpeg" length="94019"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
