Güncel

Tanıtım ve Medya Başkanlığından Köşe Ve Blog Yazıları Raporu

Tanıtım ve Medya Başkanlığı tarafından hazırlanan 11 Şubat 2026 tarihli Köşe ve Blog Yazıları Raporu’nda, ulusal basında yayımlanan köşe yazıları ve analizlerde öne çıkan küresel ve bölgesel gelişmeler değerlendirildi

Abone Ol

Suriye yönetimi ile SDG arasında varılan mutabakat çerçevesinde Haseke, Kamışlı ve Ayn el-Arap’ta Suriye bayrağı dalgalanmaya başladı. 10 Mart’ta yapılan mutabakata uzun süre uyulmadığı, bunun ardından Halep kırsalı, Deyr Hafir ve Meskene’de Suriye ordusunun operasyonları sonucu SDG’nin sahada ciddi kayıplar verdiği ifade edildi. Sürecin devamında SDG’nin, Şam yönetimiyle entegrasyon konusunda anlaşmaya vardığı ve kontrolündeki bazı bölgelerin operasyon yapılmadan merkezi yönetime devredildiği belirtildi.

Haseke, Kamışlı ve Ayn el-Arap’ın herhangi bir çatışma yaşanmadan Suriye devlet kontrolüne geçmesi, sahadaki dengelerde yeni bir sayfa olarak yorumlandı.

“Önümüzü Açtı” Değerlendirmesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın süreç boyunca kamuoyuna doğrudan bir değerlendirme yapmadığı ancak AK Parti MYK toplantısında Suriye’deki gelişmeleri ele aldığı öğrenildi. Erdoğan’ın toplantıda, “Suriye’deki gelişmeler, Terörsüz Türkiye sürecinde yükümüzü hafifletti. Önümüzü açtı” ifadelerini kullandığı aktarıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti grup toplantısında konuya ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulunmasının beklendiği ve konuşmanın siyasi çevreler tarafından yakından takip edileceği ifade edildi.

Suriye’de İftar Programları Planı

Öte yandan AK Parti’nin ramazan ayında Suriye’de iftar programları düzenlemeyi planladığı öğrenildi. 19 Şubat’ta başlayacak ramazan öncesinde hazırlıkların başlatıldığı, Şam başta olmak üzere Halep, Meskene, Deyr Hafir, Rakka, İdlib, Hama, Humus gibi şehirlerde iftar organizasyonları planlandığı belirtildi.

Ayrıca Afrin, Haseke, Kamışlı ve Ayn el-Arap gibi Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgeler ile Lazkiye ve Tartus gibi farklı toplumsal kesimlerin yaşadığı şehirlerde de programlar düzenlenmesinin öngörüldüğü kaydedildi.

CHP’de Liderlik Tartışması

İç siyasette ise CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan ile yaşadığı kriz sonrası parti içinde tartışmaların arttığı ileri sürüldü. Özarslan’ın istifa sürecinin ardından Özel’in liderliğinin parti içinde sorgulanmaya başlandığı iddia edildi.

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın yaptığı açıklamalar, parti içinde özeleştiri tartışmasını gündeme taşıdı. Günaydın, aday belirleme yöntemleri dahil olmak üzere kapsamlı bir değerlendirme yapılması gerektiğini ifade etti.

Özeleştiri ve Sorumluluk Mesajı

Özgür Özel ise CHP grup toplantısında konuya değinerek, kararların sorumluluğunu üstlendiğini belirtti. Özel, “Bir özeleştiri yapılacaksa hepsini ben yapacağım. Verilen bütün kararların sorumluluğunu alıyorum” ifadelerini kullandı. Parti yönetiminin seçim başarısı ile kriz anlarındaki yaklaşımının farklı değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.

Günaydın–Başarır Dengesi

Parti kulislerinde, Gökhan Günaydın’ın olası genel başkan adaylığı ve Ali Mahir Başarır’ın parti içindeki pozisyonuna ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı iddia edildi. CHP içinde farklı isimlerin pozisyon arayışında olduğu ve liderlik tartışmalarının derinleştiği ileri sürüldü.

Çelişki İddiaları ve PORTAŞ Dosyası

Özgür Özel’in grup toplantısında Mesut Özarslan hakkında PORTAŞ dosyasına atıf yaparak yolsuzluk iddialarını gündeme getirmesi de tartışmaları büyüttü. Özarslan’ın geçmiş görev dönemlerine ilişkin yapılan değerlendirmeler üzerinden parti içinde görüş ayrılıklarının oluştuğu belirtildi.

Kamuoyunda, iddiaların zamanlaması ve içeriği üzerine farklı yorumlar yapılırken, parti yönetiminin süreci nasıl yöneteceği merak konusu oldu.

Medya Tartışması

Yaşanan gelişmelerle birlikte medya tutumuna ilişkin tartışmalar da gündeme geldi. Bazı yorumcular, gazetecilik ilkeleri çerçevesinde eleştirel mesafenin korunması gerektiğini savunurken, bazı yayın organlarının parti içi krizlere yaklaşımı eleştirildi.

“Şaibeli Kurultay” İddiaları

Metinde yer verilen değerlendirmelerde, CHP’nin son kurultay sürecine ilişkin “şaibe” ve “usulsüzlük” iddialarına da atıf yapıldı. Parti yönetimine yönelik yolsuzluk ve rüşvet iddialarının gündeme taşındığı, bu iddiaların parti tabanında rahatsızlık oluşturduğu ileri sürüldü.

Siyasi kulislerde, CHP’nin hem dış politikadaki gelişmeler hem de iç tartışmalar nedeniyle zorlu bir süreçten geçtiği ve önümüzdeki dönemde liderlik tartışmalarının daha da belirginleşebileceği değerlendiriliyor.

SOKAKTA EDİLMEYECEK KÜFÜRLER

CHP Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın AK Parti’ye geçeceğine yönelik iddialar ve 6 Şubat’ta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile görüştüğü yönündeki bilgiler sonrası, 7 Şubat gecesi CHP Genel Başkanı Özgür Özel tarafından WhatsApp üzerinden gönderildiği ileri sürülen mesajlar kamuoyuna yansıdı.

Mesajlarda sert ifadeler yer aldığı görüldü. Özel’in, “Öyle bir yanlışın içindesin ki… Dün hırsız dediklerinin koynuna giriyorsun” ifadelerini kullandığı; devamında ise “Bir kusurun varsa bunu hazmetmem ama seni hazmedenlere gidiyorsan yanlış yoldasın” şeklinde mesajlar attığı öne sürüldü.

Gece yarısı devam eden yazışmalarda, “Ben sana inandım”, “Şimdi sana inanmayanlara teslim oluyorsun”, “Ya da bana yalan attığını itiraf ediyorsun” gibi cümlelerin yer aldığı; daha sonra ise hakaret içeren sözlere geçildiği iddia edildi.

Kamuoyuna yansıyan mesajlarda, “Anladım ki sen hırsızmışsın”, “Layığını bulmuşsun”, “Gün gelince sana yapıştırırım”, “Bu vakitten sonra dönsen de affetmem” gibi ifadelerin bulunduğu görüldü. Mesajların ilerleyen bölümünde küfürlü sözlerin yer aldığı; “Köpek”, “S… git”, “Alçak köpek”, “Karaktersiz p…”, “Seni doğuran ana senden utanır” gibi ağır itham ve hakaretlerin yazıldığı iddia edildi.

Mesajların sonunda ise cevapsız bir görüntülü arama kaydının bulunduğu ifade edildi.

ÖZEL’İN KARAKTERİNİN YANSIMASI

Yaşanan sürece ilişkin yapılan değerlendirmelerde, Özgür Özel’in bu ifadelerinin siyasi nezaket sınırlarını aştığı savunuldu. Eleştirilerde, kamuoyunda dile getirilen ağır sözlerin bir genel başkana yakıştırılamayacağı görüşü öne çıktı.

Ayrıca, geçmişte Kemal Kılıçdaroğlu ile yaşanan liderlik değişimi sürecine atıf yapılarak, bu mesajların “siyasi karakterin yansıması” olduğu ileri sürüldü. Mevlânâ’ya atfedilen “Küpün içinde ne varsa dışarı o sızar” sözü de değerlendirmelerde yer aldı.

İFTİRADAN DOLAYI MAHKÛM OLDU

Metinde yer alan iddialar arasında, Özgür Özel’in daha önce bir iftira davasında 30 bin TL tazminata mahkûm edildiği ve bunun CHP Genel Başkanı olarak aldığı ilk mahkûmiyet olduğu da hatırlatıldı.

Özel’in grup toplantısında, mesaj içeriklerine ilişkin olarak “Siyasette öfkenin de hakaretin de yeri vardır” şeklinde bir savunma yaptığı ileri sürüldü. Bu sözler, bazı çevrelerce “siyasi dilin normalleşmesi” açısından eleştiri konusu oldu.

YAKIN İSİMLERDEN SAVUNMA

CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır ve Milletvekili Veli Ağbaba’nın da sürece ilişkin açıklamaları dikkat çekti. Veli Ağbaba’nın, “Genel Başkanımız diğer mesajlarda bir karakter analizi yapmış, bence doğru da yapmış” dediği; Ali Mahir Başarır’ın ise “Genel Başkanımız Özgür Özel böyle bir adam. İçinden geleni söylemiş, milletin hislerine tercüman olmuş. İyi yapmış” ifadelerini kullandığı aktarıldı.

Bu açıklamalar, parti içinde ve kamuoyunda farklı yorumlara neden oldu. Eleştirel değerlendirmelerde, kullanılan dilin siyasi kültür açısından tartışmalı olduğu ifade edilirken; destek veren çevreler ise mesajların “duygusal tepki” kapsamında görülmesi gerektiğini savundu.

Söz konusu mesaj içerikleri ve ardından gelen savunmalar, CHP içindeki gerilimi derinleştirirken, siyasi arenada da uzun süre tartışılacak bir başlık olarak kayda geçti.

TAHA KILINÇ

Tanımsızlık hali

1968’de İngiltere Başbakanı Harold Wilson, “Süveyş’in doğusundan çekiliyoruz” açıklamasıyla Körfez’de yeni bir dönemi başlattı. İngiltere, bölgeden ayrılırken yerel yönetimleri federasyon çatısı altında toplamayı teşvik etti. 1968’de dokuz emirlik bir araya gelerek geçici anayasa hazırladı ancak liderlik, başkent ve bütçe paylaşımı konularında anlaşmazlık çıktı. Bahreyn ve Katar süreçten çekildi.

1971’de altı emirlik Birleşik Arap Emirlikleri’ni kurdu, Ra’su’l-Hayme 1972’de katıldı. Bugün yedi emirlikten oluşan federasyonda Abu Dabi lider, Dubai başbakanlık makamında. Nüfusun büyük çoğunluğu yabancılardan oluşan ülke, özellikle finans merkezi kimliğiyle öne çıkıyor. Ancak Kuveyt, Suudi Arabistan ya da Katar gibi belirgin bir bölgesel kimlik geliştirememiş olması, “tanımsızlık hali” tartışmalarını beraberinde getiriyor. Son yıllardaki agresif dış politika adımlarının da bu kimlik arayışıyla bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

ATİLLA YAYLA

Afganistan’da neler oluyor?

Taliban yönetiminin 7 Ocak 2026’da yürürlüğe koyduğu 119 maddelik yeni ceza usul düzenlemesi, hukuk devleti ilkeleri açısından tartışma yarattı. Kamuoyuna açık istişare yapılmadan hazırlanan metinde, toplumsal statüye göre farklı muamele öngörülmesi eleştiri konusu oldu.

Düzenlemenin kadınlara yönelik kısıtlamaları artırdığı, cezalandırma yetkisini özel aktörlere açtığı ve aile içi şiddet riskini büyüttüğü iddia ediliyor. Ayrıca belirsiz kavramlar ve geniş takdir yetkisi, hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı bir yapı olarak değerlendiriliyor.

Uzmanlar, yeni düzenlemenin eşitlik, kadın hakları ve temel özgürlükler bakımından geriye gidiş anlamına geldiğini savunuyor. Afganistan’daki bu hukuk yaklaşımının, insan hakları ve hukukun hâkimiyeti açısından uluslararası alanda tartışılmaya devam edeceği belirtiliyor.

JAPONYA'NIN SANDIKTAN ÇIKAN YENİ ROTASI: TAKAİÇİ'NİN ZAFERİ PASİFİKTE GÜÇ DENGELERİNİ DÖNÜŞTÜREBİLİR Mİ?

8 Şubat 2026’da yapılan Temsilciler Meclisi seçimlerinde Liberal Demokrat Parti (LDP), 465 sandalyenin 316’sını kazanarak İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin en yüksek temsil oranına ulaştı. Başbakan Takaiçi Sanae’nin göreve gelişinin üzerinden henüz dört ay geçmişken aldığı erken seçim kararı, fiilen kendi siyasi ajandasına yönelik bir güvenoyu niteliği taşıdı. Yüzde 55 katılımla gerçekleşen seçimler, Takaiçi’nin “Güçlü Japonya, Egemen Gelecek” vizyonuna güçlü bir demokratik meşruiyet sağladı. Bu sonuç, anayasa değişikliği ve savunma sanayii atılımları dahil radikal reformlar için gerekli siyasi zemini oluşturdu.

Trump-Takaiçi stratejik senkronizasyonu

ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim sürecinde Takaiçi’ye verdiği açık destek dikkat çekti. Washington’un bu tutumunun arkasında Japonya’nın savunma harcamalarını GSYH’nin yüzde 2’sine çıkarma hedefi ve Amerikan ekonomisine yönelik 550 milyar dolarlık yatırım taahhüdü bulunuyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in “Japonya güçlü olduğunda ABD de Asya’da güçlüdür” sözleri, ittifakın güvenlikten öte ekonomik boyut kazandığını ortaya koydu. Washington açısından Takaiçi liderliğindeki Japonya, Çin’e karşı Pasifik’te stratejik bir denge unsuru olarak değerlendiriliyor.

Anayasal reformlar

Seçimlerde elde edilen üçte iki çoğunluk, 1947 Anayasası’nın özellikle 9. maddesi üzerinde değişiklik yapılması için tarihi bir fırsat olarak görülüyor. Japon muhafazakâr çevreleri, savaş sonrası dönemde kabul edilen mevcut anayasayı uzun süredir “dayatma” olarak nitelendiriyor. Takaiçi, Öz Savunma Kuvvetleri’ni anayasal zeminde klasik bir ulusal orduya dönüştürmeyi hedefliyor. Olası bir referandumla Japonya’nın güvenlik anlayışı ve bölgesel rolünün yeniden tanımlanabileceği değerlendiriliyor.

Takaiçinomics: Jeopolitik egemenliğin ekonomik ve teknolojik motoru

Takaiçi’nin ekonomi politikası “Takaiçinomics”, Abenomics’in mirasını stratejik otonomi hedefiyle birleştiriyor. Model; savunma sanayii, yarı iletkenler, kuantum bilişim ve yapay zeka gibi alanlarda kamu yatırımlarını artırarak Japonya’yı küresel teknoloji zincirinde kritik bir konuma taşımayı amaçlıyor. Savunma harcamaları, yalnızca güvenlik değil yüksek teknoloji kalkınmasının itici gücü olarak konumlandırılıyor. ABD ile mutabık kalınan yatırım paketleri de bu süreci destekliyor.

Pasifik’te güç denklemi

Takaiçi’nin “Tayvan’ın güvenliği Japonya’nın güvenliğidir” yaklaşımı, Japonya’nın bölgesel rolünü daha aktif bir caydırıcılık çizgisine taşıyor. Bu durum, Asya-Pasifik güvenlik mimarisinin reaksiyoner savunmadan aktif güç projeksiyonuna evrildiğine işaret ediyor. Japonya’nın QUAD ve AUKUS gibi çok taraflı platformlarda daha etkin rol üstlenmesi beklenirken, Washington-Tokyo ekseninde şekillenen yeni denge Pekin-Moskova-Pyongyang hattına karşı daha entegre bir cephe oluşturuyor.