Güncel

Tanıtım ve Medya Başkanlığından Köşe ve Blog Yazıları Raporu

Tanıtım ve Medya Başkanlığı tarafından hazırlanan 17 Şubat 2026 tarihli Köşe ve Blog Yazıları Raporu’nda, ulusal basında yayımlanan köşe yazıları ve analizlerde öne çıkan küresel ve bölgesel gelişmeler değerlendirildi.

Abone Ol

İmamoğlu’nun Diploma Davası ve CHP İçindeki Tartışmalar Siyasetin Gündeminde

Ekrem İmamoğlu’nun diploma tartışmalarıyla başlayan siyasi polemikler, CHP içindeki gelişmeler ve belediyelere yönelik rüşvet iddialarıyla birlikte yeniden tartışma konusu oldu. Kamuoyuna yansıyan değerlendirmelerde hem yargı süreci hem de parti içi dengelere ilişkin sert eleştiriler öne çıktı.

“Aynı Savunma” Eleştirisi

Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptaline ilişkin açtığı davanın reddedilmesinin ardından yaptığı savunma siyasi tartışmaları yeniden alevlendirdi. Değerlendirmelerde, İmamoğlu’nun farklı davalarda benzer söylemleri tekrar ettiği ileri sürülerek savunmasının somut delillerden uzak olduğu iddia edildi.

Metinde yer alan değerlendirmelerde, İmamoğlu’nun savunmalarında seçim başarılarını ve siyasi desteğini vurguladığı, iddianameleri ise sert ifadelerle eleştirdiği belirtildi. Savunmanın esas tartışma konusu olan yatay geçiş meselesine yeterince açıklık getirmediği yönünde yorumlar yapıldı.

YÖK Yazısı ve Yatay Geçiş Tartışması

Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) mahkemeye gönderdiği resmi yazıya atıf yapılan değerlendirmelerde, söz konusu dönemde yalnızca Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin denkliğinin kabul edildiği, Girne Amerikan Üniversitesi’nin denkliğinin bulunmadığı iddiası öne çıkarıldı.

Yazıda, İmamoğlu’nun savunmasında bu konuya doğrudan yanıt verilmediği ileri sürülerek yatay geçiş sürecinin tartışmaların merkezinde yer almaya devam ettiği ifade edildi.

CHP’de Meclis Tartışması ve Katılım Eleştirisi

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in çağrısına rağmen bazı milletvekillerinin Meclis çalışmalarına katılmadığı iddiası da değerlendirmelerde yer aldı. Çıkan olaylar sırasında yaklaşık 50 milletvekilinin aktif tutum sergilememesinin parti yönetimi açısından eleştiri konusu olduğu belirtildi.

İmamoğlu–Özgür Özel İlişkisi Gündemde

Siyasi kulislerde, Özgür Özel’in Silivri ziyaretleri ve Ekrem İmamoğlu ile yaptığı görüşmelerin parti içinde yeni bir tartışma başlığı oluşturduğu ifade edildi. Değerlendirmelerde, İmamoğlu’nun parti stratejisine ilişkin önerilerde bulunduğu ve bazı konularda eleştirilerini artırdığı iddia edildi.

Metinde, geçmişte Kemal Kılıçdaroğlu ile yaşanan liderlik sürecine gönderme yapılarak CHP içindeki güç dengelerine dikkat çekildi.

Belediyelere Yönelik Rüşvet İddiaları

Metnin ilerleyen bölümünde ise çeşitli belediyelere ilişkin yolsuzluk ve rüşvet iddialarına yer verildi. Antalya Manavgat Belediyesi’nde “baklava kutusunda rüşvet” iddiasının ardından, Aziz İhsan Aktaş davasında “kadayıf kutusunda para teslimi” iddialarının gündeme geldiği aktarıldı.

Aziz İhsan Aktaş’ın mahkeme ifadesinde isim ve tarihler vererek bazı belediye yöneticilerine para ve araç teslim edildiğini öne sürdüğü belirtilirken, söz konusu iddialarla ilgili fezlekelerin Meclis’e gönderildiği ifade edildi.

Dosyaya Giren İddialar

Mahkeme ifadelerine dayandırılan iddialarda;

  • Belediye yöneticilerine araç alımı,
  • Hak ediş ödemeleri karşılığında para teslimi,
  • Seçim finansmanı ve düğün giderleri için para transferleri,
  • Lüks araç ve nakit para verilmesi

gibi suçlamaların yer aldığı aktarıldı. İddiaların yargı sürecinde değerlendirilmeye devam ettiği vurgulandı.

Siyasi Tartışma Derinleşiyor

Diploma tartışmaları, parti içi eleştiriler ve belediyelere yönelik iddiaların aynı dönemde gündeme gelmesi, siyasi tartışmaları daha da sertleştirdi. Süreçle ilgili nihai kararların yargı mercilerince verileceği belirtilirken, taraflar arasındaki polemiklerin önümüzdeki günlerde de devam etmesi bekleniyor.

Siyasetten Kültüre “Kanıksama” Tartışması: Gündemdeki Başlıklar Bir Arada

Son dönemde siyaset, toplum ve kültür alanında yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde, birçok tartışmanın zamanla etkisini yitirdiği ve kamuoyunda “kanıksanma” sürecine girdiği yorumları yapıldı. Farklı başlıklar altında dile getirilen görüşlerde hem siyasi aktörler hem toplumsal tartışmalar hem de kültürel gündem ele alındı.

“Artık Kanıksandılar” Değerlendirmesi

Metinde yer alan değerlendirmelerde çeşitli kişi ve olaylara ilişkin şu ifadeler kullanıldı:

  • İMAMOĞLU: “Duruşmalarına eski ilgi yok. Uzun mesajları sonuna kadar okunmuyor. Meydan okumaları kimsenin ilgisini çekmiyor. Tehditlerine aldıran yok. Kanıksandı yani.”
  • SELEFİLER: “Türbe yok, tarikat yok, kandil yok tarzı tezleri, ilk başta bayağı ilgi çekiyordu. Halkın geleneksel duvarı öyle sert ve dayanıklı ki... Artık pek ilgi görmüyorlar.”
  • SOKAK RÖPORTAJLARI: “Aşırı manipülasyon, kışkırtıcılık, tek taraflılık falan... Sokaktaki insanımız bile artık yüz vermiyor bu işe. Öyle kanıksandılar ki artık dikkate alan yok.”
  • TERÖRSÜZ TÜRKİYE: “Suriye sorunu çözülünce bu projenin doğurduğu heyecan ve tartışma da biraz düştü. Harareti dindi, gerilimi sönümlendi. Kanıksandı yani.”
  • AKIN GÜRLEK: “İlk mesajları yapıcı, olumlu, kapsayıcı olunca... Bakanlığının doğuracağı tahmin edilen fırtına da dindi. Çok kısa sürede bakanlığı kanıksandı yani.”
  • MESUT ÖZARSLAN: “Şamil Tayyar’ın deyişiyle ‘siyasi karantinaya alınan’ Keçiören Belediye Başkanı Özarslan’ın ortada kalması da kanıksandı. Artık kimse konuşmuyor.”
  • TRUMP: “Yaptığı her çılgınlık ortalığı karıştırırdı. Artık ‘bakalım bugün hangi çılgınlığı yaptı’ diye dönüp bakan yok. Çılgınlıkta kıvam kaçınca kanıksama kaçınılmaz yani.”
  • BEREN SAAT: “İlk teklisi hakkında yorum yapmayan kalmadı. Annem bile yaptı yorumunu. Söz tükendi, yorum tükendi. Kanıksama süreci başladı.”

Orhan Pamuk Tartışması

Metinde Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’a ilişkin şu ifadeler yer aldı:

“Bütün Ortadoğu erkeklerinin kafalarındaki pisliklerden bende de var.”

Bu sözler üzerinden yapılan değerlendirmede, “Orhan Pamuk, Epstein’i de Ortadoğu’ya kakalayıp bir Nobel daha almak istiyor.” yorumuna yer verildi.

Mahalle Teşkilatları Vurgusu

AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir’in mahalle teşkilatlanmasına yönelik çalışmaları da değerlendirmelerde geniş yer buldu. “Her Mahallesiyle Her Hikâyesiyle İstanbul” başlıklı programda geçmiş dönem teşkilat başkanlarının deneyimlerini paylaştığı belirtilerek mahalle örgütlenmesinin siyasi partiler açısından belirleyici olduğu vurgulandı.

Programda Hayati Yazıcı, Ekrem Erdem, Süleyman Soylu, Haluk İpek, Mustafa Aktaş, Erkan Kandemir ve Ahmet Büyükgümüş’ün konuşmacı olarak yer aldığı aktarıldı.

Ramazan Süslemeleri Örneği

Yerel yönetimlere ilişkin değerlendirmelerde ise Esenler Belediyesi’nin Ramazan süslemeleri öne çıkarıldı. Tevfik Göksu yönetimindeki belediyenin çalışmalarına ilişkin, “Tevfik Göksu, bu işi şahane yapmış” ifadeleri kullanılırken tüm belediyelere benzer uygulamalar çağrısı yapıldı.

“Tokalaşma Seferberliği” Önerisi

Toplumsal gerilimin azaltılması adına sembolik bir öneri de metinde yer aldı. Şu ifadeler sıralandı:

“Abdulkadir Selvi, Özgür Özel’le tokalaşsa.
Ruşen Çakır, bir de Akın Gürlek’le tokalaşsa.
Zafer Şahin, Ali Mahir Başarır’la tokalaşsa.
Osman Gökçek, Mahmut Tanal’la tokalaşsa.
Şaban Sevinç, Mustafa Çiftçi’yle tokalaşsa.
Ahmet Şık, Mehmet Ağar’la tokalaşsa.”

Ardından, “Hayat bayram olsa... İnsanlar el ele tutuşsa... Birlik olsa...” ifadeleriyle birlik mesajı verildi.

Boğaziçi Üniversitesi Tartışması

Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının yayımladığı bildiride Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyaretinin “fetih” olarak nitelendirilmesine tepki gösterildi. Metinde, Cumhurbaşkanı’nın kamu üniversitesini ziyaret etmesinin doğal olduğu savunularak eleştirel ifadeler kullanıldı.

“Sokakların İlahicisi”

“Kabe’de hacılar hu der Allah” ilahisiyle tanınan Celal isimli sanatçıya ilişkin değerlendirmelerde, sade üslubu ve halkla iç içe performanslarının dikkat çektiği belirtildi. İlahi için “organik bir söyleyiş, halkın seveceği türden bir alçak gönüllük” yorumları yapıldı.

CHP Yönetimi ile Taban Arasındaki Farklılık İddiası

Metnin son bölümünde CHP yönetimi ile parti tabanı arasında görüş ayrılığı olduğu iddiaları şu ifadelerle aktarıldı:

  • “CHP YÖNETİMİ: Aşırı açılımcı olmak istiyor. CHP TABANI: ‘Aman abi o kadar da açılmayalım’ modunda.”
  • “CHP YÖNETİMİ: Kürt oylarını almak istiyor. CHP TABANI: ‘Bırakın şu Kürtleri. Ne halleri varsa görsünler’ havasında.”
  • “CHP YÖNETİMİ: Başörtülü milletvekili olsun istiyor. CHP TABANI: Homurdanıyor, yüzünü buruşturuyor.”
  • “CHP YÖNETİMİ: Cuma çıkışı basın toplantısı yapıyor. CHP TABANI: ‘İbadet de gizli kabahat de gizli’ diye itiraz ediyor.”
  • “CHP YÖNETİMİ: Sağa açılmak, genişlemek istiyor. CHP TABANI: ‘Sağcılara güven olmaz, bırakın şu sağcıları’ diyor.”
  • “CHP YÖNETİMİ: Dinle, dindarla barışmak istiyor. CHP TABANI: Ramazan düzenlemelerine bakıp ‘memleketi ne hale getirdiler’ diyor.”

Toplumsal ve siyasi gündemin farklı başlıklarını bir araya getiren değerlendirmelerde, birçok tartışmanın zaman içinde etkisini kaybederek kamuoyunda olağanlaşmaya başladığı görüşü öne çıktı.

Ankesör Operasyonları FETÖ’nün Sivil Mahrem Yapılanmasını Gündeme Taşıdı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 13 Şubat’ta gerçekleştirdiği operasyon, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) sivil bürokrasi içerisindeki yapılanmasına yönelik tartışmaları yeniden gündeme getirdi. Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde görev yapan 76’sı aktif, 18’i daha önce ihraç edilmiş toplam 95 vergi müfettişi hakkında örgüt üyeliği iddiasıyla gözaltı kararı verildi.

11 ilde gerçekleştirilen operasyonda yurtdışında bulunan bir kişi dışında kalan 93 şüpheli gözaltına alındı.

İtirafçı İfadeleri ve Ankesörlü Hat Tespiti

Savcılık açıklamasında, şüphelilerin FETÖ’nün “mahrem yapılanma” içerisinde yaygın olarak kullanılan Ankesörlü Kart Sistemi (AKS) aracılığıyla örgüt imamlarıyla irtibat kurduklarının tespit edildiği belirtildi. Ayrıca FETÖ itirafçılarının ifadelerinde de isimleri geçen vergi müfettişlerinin örgütsel faaliyetlerde bulundukları ifade edildi.

Operasyonun ardından kamuoyunda en çok dile getirilen sorunun, “15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişiminin üzerinden neredeyse 10 yıl geçti ve hâlâ devletin içinden FETÖ mensupları mı çıkıyor?” olduğu aktarıldı.

Mahrem Haberleşme Yöntemi

15 Temmuz darbe girişimi sonrası yapılan soruşturmalarda örgütün ByLock gibi kripto sistemlerin yanında özellikle TSK içindeki mahrem yapılanmada ankesörlü telefonları kullandığı ortaya çıkarılmıştı. 2017 yılında bir itirafçının ifadesiyle tespit edilen yönteme göre örgüt yöneticileri, sokaklarda bulunan manyetik kartlı ankesörlü telefonlar üzerinden üyelerle iletişim kuruyordu.

Darbe girişimine katılan askeri personel üzerinde yapılan incelemelerde bu yöntemin yaygınlığı dikkat çekti.

Darbeye Katılanların Büyük Bölümünde Sabit Hat İrtibatı

15 Temmuz gecesi İstanbul’da darbe girişimine katılan toplam 1649 askeri personelin 1.113’ünün, yani yaklaşık yüzde 69’unun mahrem imamlarla sabit hatlar üzerinden iletişim kurduğu tespit edildi.

4003 sabit hat üzerinde yapılan analizlerde çok sayıda albaydan askeri öğrencilere kadar geniş bir rütbe grubunda örgütsel irtibat bulunduğu belirlendi.

Ankesör Veri Havuzu ve Operasyonların Etkisi

2017–2021 yılları arasında oluşturulan sabit hat veri havuzunun 81 ilde kolluk kuvvetlerinin kullanımına açılmasıyla FETÖ’nün mahrem yapılanmasına yönelik önemli sonuçlar elde edildi.

Ankesörlü hat incelemeleri sonucunda, darbe girişimine doğrudan katılmayan ancak örgüt bağlantısı bulunduğu değerlendirilen çok sayıda personel tespit edildi.

Rakamlarla Ankesör Operasyonları

Yürütülen soruşturmalara göre:

  • Mahrem imamlarla sabit hat iletişimi kurduğu belirlenen şüpheli sayısı 27 bin 518’e ulaştı.
  • 26 bin 152 kişi gözaltına alındı.
  • Yaklaşık 9 bin kişi tutuklandı.
  • 13 bin 463 kişi adli kontrolle serbest bırakıldı.
  • Gözaltına alınanların 9 bin 116’sı itirafçı oldu.

Bu süreçte TSK’dan ihraç edilen FETÖ mensubu sayısının 25 bine yaklaştığı ifade edildi.

Sivil Bürokraside Operasyonlar

Ankesör operasyonlarının TSK dışında Emniyet, üniversiteler, TÜBİTAK, vergi daireleri ve yargı teşkilatında da yürütüldüğü belirtildi. Emniyet teşkilatında 97 operasyonda 511 kişi hakkında işlem yapılırken, üniversitelerde 39, TÜBİTAK’ta 125, yargıda ise 391 kişiyi kapsayan soruşturmalar gerçekleştirildi.

Operasyonlarda dikkat çeken bir diğer veri ise itirafçı oranları oldu. Ortalama itirafçılık oranı yüzde 37 olarak açıklanırken, yargı mensupları arasında bu oranın yüzde 72’ye kadar çıktığı belirtildi.

“Sivil Yapılanma Daha Geniş Olabilir” Değerlendirmesi

Son vergi müfettişleri operasyonunun, FETÖ’nün yalnızca askeri yapılanmayla sınırlı olmadığını gösterdiği değerlendirmesi yapıldı. Ankesörlü ve sabit hat analizlerinin, Emniyet, yargı, üniversiteler ve maliye gibi sivil bürokrasi alanlarında da örgüt yapılanmasının beklenenden daha geniş olabileceğine işaret ettiği ifade edildi.

NEBİ MİŞ – Çatışan Düzen Perspektifi

Küresel sistemin geleceğine ilişkin tartışmalar, Münih Güvenlik Konferansı ve Davos Dünya Ekonomik Forumu’nda yeniden gündeme geldi. 60’tan fazla devlet ve hükümet başkanı ile yüzü aşkın bakanın katıldığı konferansta dünya düzeninin bir kırılma sürecinden geçtiği görüşü öne çıktı.

1945 sonrası kurulan ittifak sisteminin güç merkezli yeni ilişkilere evrildiği, özellikle ABD politikalarının Avrupa ve Hint-Pasifik dengelerini etkilediği değerlendirildi. Avrupa ülkelerinin Washington’a bağımlı olmayan yeni ittifak arayışlarına yöneldiği ifade edildi.

ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun “Kendi kendini savunabilen müttefikler istiyoruz” sözleri, transatlantik ilişkilerde yeni bir dönemin işareti olarak yorumlandı.

SELÇUK TÜRKYILMAZ – Kolonyalizm Karşıtı Fikirler Tartışması

Uluslararası siyasete ilişkin değerlendirmelerde, İsrail-Filistin meselesinin kolonyalizm tartışmaları çerçevesinde ele alındığı görüşüne yer verildi. Farklı ülkelerde Filistin’e yönelik destek hareketlerinin dinî motivasyondan ziyade kolonyalizm karşıtı düşüncelerle şekillendiği savunuldu.

İngiltere ve Almanya’nın İsrail politikalarının devlet aklı perspektifiyle değerlendirildiği belirtilirken, Batı merkezli dünya düzeninin sorgulandığı ve yeni fikir akımlarının küresel ölçekte etkisini artırdığı ifade edildi.

Berlinale Film Festivali’nde Filistin’e ilişkin açıklamalar nedeniyle yaşanan tartışmaların da bu dönüşümün bir parçası olduğu değerlendirmesi yapıldı.

Güvenlik operasyonlarından küresel siyasete uzanan değerlendirmelerde hem Türkiye’de hem uluslararası alanda mevcut düzenin yeniden şekillendiği ve tartışmaların önümüzdeki süreçte de devam edeceği vurgulandı.

Orta Doğu’da Bölgesel Entegrasyon Mümkün mü? Kalkınma Yolu Projesi Üzerinden Yeni Bir Perspektif

Orta Doğu’da bölgesel entegrasyon meselesi, uzun yıllardır süregelen krizler, güvenlik rekabeti ve kırılgan ittifaklar nedeniyle tartışmalı bir konu olmaya devam ediyor. Ancak son dönemde gündeme gelen Kalkınma Yolu Projesi, bölgesel ilişkilerin geçici siyasi ittifaklar yerine ortak çıkarlar ve kurumsal kurallar temelinde yeniden şekillenebileceği yönünde yeni bir tartışma başlattı.

Bölgede Yapısal Sorun: Kurumsallaşma Eksikliği

Batı Asya ve özellikle Güneybatı Asya’da sürdürülebilir iş birliği ve istikrarın sağlanamamasının temel nedenlerinden biri, ilişkileri düzenleyecek güçlü bölgesel kurumların bulunmaması olarak görülüyor. Bölge ülkeleri tarihsel olarak kurallara dayalı ortaklıklar yerine çoğunlukla kişisel ilişkiler veya konjonktürel ittifaklar üzerinden hareket etti.

Bu durum hem kalkınma süreçlerini zayıflattı hem de taraflar arasında derin bir güvensizlik ortamı oluşturdu. Tekrarlayan krizler, ekonomik iş birliği alanlarının gelişmesini engellediği gibi uzun vadeli stratejik planlamayı da zorlaştırdı.

Kurumsal Olmayan İttifakların Kırılganlığı

Kişilere dayalı ittifaklar doğası gereği kısa vadeli ve taktiksel nitelik taşıyor. Lider değişimleri veya siyasi yönelim farklılıkları bu ilişkilerin hızla sona ermesine neden olabiliyor.

Durumsal ittifaklar ise belirli kriz veya dosyalara bağlı olduğu için şartların değişmesiyle birlikte dağılıyor. Bu nedenle her iki model de sürdürülebilirlik açısından zayıf bir yapı ortaya koyuyor.

Buna karşılık kurallara dayalı kurumsal ortaklıklar;

  • uzun vadeli stratejik perspektif sunuyor,
  • siyasi dalgalanmalardan daha az etkileniyor,
  • taraflar arasında çıkar dengesi oluşturabiliyor.

Bu noktada temel soru şu oluyor: Derin rekabet ve tarihsel çatışmalara rağmen Orta Doğu’da kurumsal entegrasyon mümkün mü?

Avrupa Deneyimi: Çatışmadan Entegrasyona

Tarihsel örnekler bu soruya olumlu yanıt verilebileceğini gösteriyor. Avrupa bütünleşmesi, iki dünya savaşının ardından derin düşmanlıkların bulunduğu bir coğrafyada başladı.

Avrupa entegrasyonu üç temel sütuna dayanıyordu:

  1. İşlevsel-teknik iş birliği: Kömür ve çelik gibi ekonomik alanlardan başlanması.
  2. Güven inşası: Somut başarılar yoluyla karşılıklı fayda üretimi.
  3. Stratejik sabır: Kurumsal dönüşümün uzun zaman gerektirdiğinin kabul edilmesi.

1951’de Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun kurulmasıyla başlayan süreç, zamanla Avrupa Ekonomik Topluluğu’na, ardından Avrupa Birliği’ne dönüştü. Bu dönüşüm, kişisel siyasi iradelerden çok kurumsallaşmış kurallara dayanması sayesinde kalıcı hale geldi.

Kalkınma Yolu Projesi: Orta Doğu İçin İlk Adım

Avrupa modeli birebir uygulanabilir olmasa da, kurumsal mantığı Orta Doğu için ilham kaynağı olabilir. Irak ve Türkiye iş birliğiyle geliştirilen Kalkınma Yolu Projesi bu açıdan dikkat çekiyor.

Proje ideolojik değil, işlevsel-teknik bir zemine dayanıyor ve üç ana alanda bütünleşme hedefliyor:

  • Ulaştırma: Limanlar, kara yolları ve demir yolları
  • Enerji: Petrol, doğal gaz ve iletim hatları
  • İletişim ve teknoloji: Dijital altyapılar ve veri koridorları

Güneydoğu Asya’yı Avrupa’ya Körfez–Irak–Türkiye hattı üzerinden bağlamayı amaçlayan proje, bölge ülkeleri arasında ekonomik çıkar ortaklığı oluşturabilecek stratejik bir koridor niteliği taşıyor.

“Yol Diplomasisi” ve Kurumsal Dönüşüm İhtiyacı

Uzmanlara göre proje yalnızca bir altyapı yatırımı olarak kalırsa beklenen stratejik etkiyi üretmesi zor. Başarı için;

  • hukuki ve ekonomik ilişkileri düzenleyen,
  • riskleri yöneten,
  • ortak kazanımları paylaşan

kurumsal bir mekanizmaya dönüşmesi gerekiyor.

Bu süreç, “Yol Diplomasisi” olarak tanımlanan çok katmanlı diplomatik çabayı da zorunlu kılıyor. Türkiye ve Irak’ın öncülüğünde Körfez ülkeleri, İran, Ürdün ve uygun koşullar oluştuğunda Suriye’nin kademeli biçimde sürece dahil edilmesi, entegrasyonun genişlemesini sağlayabilir.

Ekonomik Projeden Güvenlik Mimarisine

Kalkınma Yolu Projesi zaman içinde sadece ticaret ve ulaşım hattı değil, bölgesel güvenlik ve istikrar mekanizmasına dönüşme potansiyeli taşıyor. Çıkarların yapısal biçimde birbirine bağlanması, rekabet yerine karşılıklı bağımlılık üretme imkânı sunabilir.

Bu yaklaşım, Orta Doğu’daki ilişkileri lider rekabeti ve geçici ittifaklardan çıkararak kurallara dayalı ortaklık modeline taşıyabilir.

Sonuç: Tarih Tekerrür Edebilir mi?

Bağdat Paktı ve Sadabat Paktı gibi geçmiş girişimler bölgesel işbirliği arayışının yeni olmadığını gösteriyor. Bugün fark yaratan unsur ise ekonomik entegrasyonun güvenlik ve diplomasiyle birlikte ele alınması.

Orta Doğu’da kalıcı entegrasyonun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği; bölge ülkelerinin ortak çıkar fikrine inanmasına, kurumsallaşmaya yatırım yapmasına ve uzun vadeli stratejik sabır gösterebilmesine bağlı görünüyor. Kalkınma Yolu Projesi ise bu dönüşüm için ortaya çıkan en somut adaylardan biri olarak değerlendiriliyor.