Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da İran’daki gelişmelere ilişkin değerlendirmesinde, “İran’daki gelişmeler ne olacak? İran bu savaşa ne kadar dayanacak? Ona bakmak lazım” ifadelerini kullandığı belirtiliyor. Türkiye’nin savaşın bir an önce sona ermesini istediği, çünkü çatışmaların uzaması halinde can kaybının artacağı ve ekonomik maliyetin büyüyeceği vurgulanıyor.
ABD-İSRAİL-İRAN SAVAŞI NE KADAR SÜRECEK?
ABD ile İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırıların ardından bölgede tansiyon yükselirken savaşın ne kadar süreceğine ilişkin farklı değerlendirmeler gündeme geliyor. ABD eski Başkanı Donald Trump, çatışmaların 4 ila 5 hafta sürebileceğini ifade ederken, Türkiye’de yapılan değerlendirmelerde savaşın 2 ila 3 hafta içinde sona erebileceği yönünde görüşler dile getiriliyor. İran’ın ise savaşın etkisini bölgeye yaymak amacıyla Körfez ülkelerine yönelik saldırılar gerçekleştirdiği ve Hürmüz Boğazı’nı kapatarak petrol sevkiyatını baskı unsuru olarak kullandığı öne sürülüyor.
HİBRİT SAVAŞ
Uzmanlara göre İran’a yönelik yürütülen operasyonlar klasik bir savaşın ötesinde hibrit savaş niteliği taşıyor. Bir yandan İran’ın üst düzey lider kadrosunun hedef alındığı, diğer yandan füze rampaları, askeri tesisler ve savaş gemilerinin vurulduğu ifade ediliyor. Devrim Muhafızları’na bağlı önemli isimlerin de operasyonların hedefinde olduğu iddia ediliyor.
Bu süreçte İran’ın Hürmüz Boğazı’nı ne kadar süre kapalı tutabileceği, elindeki balistik füze stoklarının ne kadar dayanacağı ve bölgesel saldırı kapasitesinin ne ölçüde sürdürülebileceği savaşın seyrini belirleyen önemli unsurlar arasında gösteriliyor.
SİYASİ HEDEF
ABD’nin operasyonlarının yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasi hedefler taşıdığı değerlendirmesi yapılıyor. Donald Trump ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıklamalarından, Washington yönetiminin İran’a yönelik daha geniş bir strateji izlediği yönünde yorumlar yapılıyor.
ABD’nin daha önce Irak ve Afganistan’da rejim değişikliği hedeflediği, bu süreçlerin devlet yapılarının çökmesiyle sonuçlandığı hatırlatılıyor. Suriye’de ise Türkiye’nin telkinleriyle benzer bir sürecin yaşanmadığı ve Beşşar Esed’in ülkeyi terk etmesine rağmen devlet yapısının tamamen çökmediği ifade ediliyor.
İran’da hedefin rejim değişikliği mi yoksa İran’ın nükleer ve balistik kapasitesinin sınırlandırılması mı olduğu sorusu ise uluslararası kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.
İÇ SAVAŞ İHTİMALİ
Uzmanlar, İran’da rejim değişikliğine yönelik bir müdahalenin iç savaşı tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. İran’ın yaklaşık 47 yıldır dış baskılarla mücadele ettiği, dini lider Ali Hamaney’in hedef alınmasına rağmen ülkenin henüz kaosa sürüklenmediği ve toplumun büyük ölçüde kenetlendiği belirtiliyor.
ABD’de bazı çevrelerin İran’da yeni liderlik arayışlarını gündeme getirdiği iddiaları da tartışma konusu oldu. Trump’ın, “İran yeni liderler çıkarıyor. Görev almak isteyenlerin bazıları bu konuda yetenekli” şeklindeki sözleri ise bölgedeki siyasi geleceğe ilişkin yeni soru işaretleri doğurdu.
Uzmanlara göre savaşın 2-3 hafta veya 4-5 hafta sürmesi ekonomik maliyet açısından ağır sonuçlar doğurabilir. Ancak rejim değişikliği amacıyla iç savaşın tetiklenmesi halinde bunun bölge için çok daha büyük bir felaket olabileceği ifade ediliyor.
MALİYETİ YÜKSELİYOR
Çatışmaların tırmanmasıyla birlikte petrol ve doğalgaz sevkiyatının sekteye uğraması, savaşın ekonomik maliyetini artırıyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması ihtimali küresel enerji piyasalarını da doğrudan etkiliyor.
Uzmanlar, İran savaşının Rusya-Ukrayna savaşı gibi yıllarca sürmesinin zor olduğunu belirtiyor. Enerji ticaretinin aksaması ve bölgesel ekonomilerin zarar görmesi nedeniyle savaşın kısa sürede sonuçlanmasının daha olası olduğu değerlendirmesi yapılıyor.
HAMANEY’İ YANINDAKİ CIA AJANI MI YAKTI?
Savaşın en dikkat çekici iddialarından biri ise İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in yerinin nasıl tespit edildiğiyle ilgili ortaya atılan bilgiler oldu. Bazı iddialara göre İsrail ajanlarının diş tedavisi sırasında yerleştirdiği bir dinleme cihazı sayesinde Hamaney’in konumu belirlenmiş olabilir.
ABD basınında yer alan başka iddialarda ise İran’daki trafik kameralarının hacklenmesi yoluyla Hamaney’in hareketlerinin takip edildiği öne sürüldü. Ancak Amerikan medyasına göre operasyonun gerçekleşmesinde CIA’ye çalışan bir insan kaynağının verdiği istihbaratın etkili olduğu iddia ediliyor.
SAKLANMAMIŞ
İran’da etkili isimlerden Ali Laricani’nin açıklamalarına göre Hamaney’in saklanmayı reddettiği ve Tahran’daki yerleşkesinde rutin hayatını sürdürmeye devam ettiği ifade ediliyor. Hamaney’in güvenlik yetkilileriyle yapacağı toplantıya ilişkin istihbarat alındıktan sonra operasyonun gerçekleştirildiği ileri sürülüyor.
ABD ve İsrail’in teknik takip ve dinleme konusunda ileri teknolojiye sahip olduğu belirtilirken, istihbaratın en kritik unsurunun hâlâ insan kaynaklı bilgiler olduğu vurgulanıyor.
CIA AJANI İDDİASI
Saddam Hüseyin’in kızının geçmişte yaptığı “Babamı generalleri sattı” açıklaması hatırlatılarak benzer bir durumun İran’da yaşanmış olabileceği yönünde değerlendirmeler de gündeme geldi. Amerikan basınında çıkan haberlerde operasyonun, CIA’ye bilgi veren bir insan kaynağı sayesinde gerçekleştirildiği öne sürüldü.
CNN TÜRK EKİBİ SERBEST BIRAKILDI
Öte yandan bölgede görev yapan CNN Türk muhabiri Emrah Çakmak ve kameraman Halil Kahraman, İsrail’de canlı yayın yaptıkları sırada gözaltına alındı. Gün içerisinde serbest bırakılan gazetecilerin daha önce de savaş ve kriz bölgelerinde görev yaptıkları biliniyor.
Gazze savaşından bu yana bölgede yayın yapan gazetecilerin ilk kez böyle bir durumla karşılaştığı belirtilirken, olay basın özgürlüğü açısından eleştirildi. Emrah Çakmak ve Halil Kahraman’ın akşam saatlerinde serbest bırakıldığı bildirildi.
İstanbul’un Verileri CIA ve MOSSAD’ın Elinde mi?
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısının planlanma biçimi, kullanılan yöntemler ve operasyonun zamanlamasına ilişkin Batı medyasında yayımlanan detaylar dikkat çekmeye devam ediyor. İddialara göre CIA ve İsrail istihbaratı, hem sahadan hem de dijital kaynaklardan topladığı verilerle İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve üst düzey yetkililerin hareketlerini takip ederek 28 Şubat’ta gerçekleştirilen saldırının altyapısını oluşturdu.
MOSSAD’IN BİRİMİ 8200 GRUBU
İngiliz Financial Times gazetesine konuşan kaynaklara göre, Tahran’ın en yüksek güvenlikli bölgelerinden biri olan Pastör Caddesi’ndeki koruma sisteminin aşılması için uzun süreli dijital takip yürütüldü. Haberde, İran yönetiminin protestocuları izlemek amacıyla kullandığı trafik kameralarının yıllar önce İsrail istihbaratı tarafından hacklendiği iddia edildi.
İddiaya göre söz konusu görüntüler şifrelenerek Tel Aviv’deki sunuculara aktarılırken, İsrail istihbaratı Hamaney’in koruma ekibinin araçlarını takip eden bir kamera üzerinden kapsamlı bir veri analizi yaptı. Yapay zekâ ve gelişmiş algoritmalarla korumaların ev adresleri, çalışma saatleri, güzergâhları ve görev aldıkları isimler tek tek analiz edildi.
Bu süreçte MOSSAD’a bağlı “Birim 8200” (Unit 8200) adlı teknik istihbarat biriminin kritik rol oynadığı öne sürüldü. Kaynaklara göre saha ajanlarından gelen bilgiler ile dijital veriler birleştirilerek Hamaney’in belirli bir gün ve saatte ofisinde olacağı kesin olarak tespit edildi.
İddiaya göre İsrail ve ABD, Pastör Caddesi çevresindeki baz istasyonlarını dijital olarak manipüle ederek saldırı sırasında korumaların dışarıdan uyarı almasını engelledi. Son anda CIA’nın sahadan aldığı teyit üzerine İsrail jetlerinin yaklaşık 30 hassas mühimmatla hedefi vurduğu ifade edildi.
BİRİM 8200 NEDİR NASIL ÇALIŞIR
İsrail ordusuna bağlı elektronik istihbarat birimi Birim 8200, sinyal toplama, kod çözme ve elektronik casusluk faaliyetleriyle biliniyor. 1940’lı yıllarda kurulan bu birim, İsrail Savunma Kuvvetleri içinde elektronik savaş ve teknik istihbarat faaliyetlerini yürütüyor.
İddialara göre Birim 8200, hedef alınan kişilerin cep telefonu trafiği, sosyal medya geçmişi, e-posta yazışmaları ve seyahat rotalarını analiz ediyor. Operasyon sırasında ise dron kontrolü, sinyal karıştırma ve elektronik harp faaliyetleri yürütüyor.
Yaklaşık 5 bin ile 8 bin personelden oluştuğu belirtilen birimin kriptografi alanında dünyanın en gelişmiş laboratuvarlarından birine sahip olduğu ifade ediliyor. Aynı birimin daha önce İran’da gerçekleştirilen bazı suikastlarda, Hamas lideri İsmail Haniye’nin izlenmesinde ve Hizbullah’a yönelik operasyonlarda rol aldığı da öne sürülüyor.
İSTANBUL VERİLERİ VE CASUSLUK DAVASI
Bu gelişmelerin ardından Türkiye’de yürütülen bazı soruşturmalar da yeniden tartışma konusu oldu. Ekrem İmamoğlu hakkında hazırlanan “casusluk iddianamesi” kapsamında İstanbul’daki veri sistemleri üzerinden yaşanan tartışmalar gündeme geldi.
İddianamede, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin veri sistemlerine ilişkin bazı girişimlerin mahkeme kararıyla durdurulduğu belirtilirken, milyonlarca vatandaşa ait verilerin bazı yabancı bağlantılı isimlere ulaştırıldığı yönünde iddialara da yer verildi.
İMAMOĞLU–ABD TRAFİK SÖZLEŞMESİ
22 Eylül 2020’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ABD merkezli Ticaret ve Kalkınma Ajansı (USTDA) ve SAS Türkiye arasında “İstanbul Ulaşım ve Trafik Mükemmeliyet Merkezi Projesi” kapsamında 5 milyon 117 bin dolarlık bir hibe anlaşması imzalandığı da hatırlatıldı.
Projenin amacı trafik yoğunluğunu azaltmak, seyahat sürelerini kısaltmak ve veri temelli ulaşım yönetimi oluşturmak olarak açıklanmıştı. Proje kapsamında veri analizi, yapay zekâ ve ileri analitik çözümler kullanılması planlanmıştı.
İSTANBUL’UN VERİLERİ CIA VE MOSSAD’IN ELİNDE Mİ?
Yürütülen soruşturmalar kapsamında “İstanbul Senin” mobil uygulamasına yönelik veri sızıntısı iddiaları da gündeme geldi. İddialara göre yaklaşık 4,7 milyon kullanıcının kişisel verilerinin iki farklı yabancı ülkeye sızdırıldığı, 3,7 milyon kullanıcı verisinin ise dark web üzerinde satışa çıkarıldığı tespit edildi.
Aynı uygulama içinde yer alan “İBB Hanem” sistemi üzerinden de milyonlarca vatandaşın verilerinin işlendiği ve bazı verilerin dış sistemlere aktarıldığı iddia edildi.
Tüm bu gelişmelerin ardından, İran’daki suikast operasyonlarında dijital verilerin kullanıldığı iddialarıyla birlikte “İstanbul’a ait verilerin yabancı istihbarat servislerinin eline geçip geçmediği” sorusu kamuoyunda tartışılmaya başlandı.
Uzmanlar ise Türkiye’de yaygın olarak kullanılan Plaka Tanıma Sistemi (PTS), MOBESE ve güvenlik kameraları gibi sistemlerin güvenliği konusunda daha güçlü tedbirlerin alınması gerektiğine dikkat çekiyor.
İran’da Rejim Değişikliğinin Yolu ‘Kürt Kartı’ mı?
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından bölgede tartışılan en kritik konulardan biri, operasyonların nihai hedefinin rejim değişikliği olup olmadığı oldu. Savaşın henüz ilk haftası tamamlanmadan ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun açıklamaları, saldırıların yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmayabileceğini gösterdi.
Uzmanlara göre ABD ve İsrail’in İran hava sahasına tam anlamıyla hakim olduğu yönündeki iddialar tartışmalı. Hava operasyonlarının sınırlı kaldığı, kara harekâtı gibi seçeneklerin ise oldukça riskli olduğu değerlendiriliyor. ABD Genelkurmay Başkanı’nın açıklamalarında saldırıların temel hedefinin İran’ın balistik füze kapasitesi ile askeri altyapısını zayıflatmak olduğu ifade ediliyor.
Ancak askeri operasyonların Ortadoğu’da daha geniş bir çatışma riskini de beraberinde getirdiği belirtiliyor. Bölgedeki petrol ve doğal gaz tesisleri, enerji hatları ve askeri üslerin hedef alınması ihtimali savaşın maliyetini artırabilecek unsurlar arasında gösteriliyor.
‘KÜRT KARTI’ TARTIŞMASI
İran’daki gelişmelerle birlikte dikkat çeken bir diğer başlık ise “Kürt kartı” tartışması oldu. İran’daki bazı Kürt silahlı grupların bir araya gelerek “İran Kürdistan Siyasi Güçleri İttifakı” adı altında yeni bir koalisyon kurduklarını açıklaması, bölgedeki dengeler açısından yakından takip ediliyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, bölgede farklı çizgideki Kürt grupların ittifak arayışlarının gözlendiğini belirterek gelişmelerin yakından takip edildiğini ifade etti.
Öte yandan ABD’nin Irak’taki bazı Kürt liderlerle temas kurduğu ve İran’daki gelişmeler konusunda destek aradığı yönündeki iddialar da gündeme geldi. Bölgedeki bazı kaynaklara göre ABD’nin bu süreçte Kürt gruplarla temas kurarak İran üzerindeki baskıyı artırmaya çalışabileceği değerlendiriliyor.
İRAN’DA REJİM DEĞİŞİKLİĞİ MÜMKÜN MÜ?
Analistlere göre İran’da rejim değişikliğinin kısa vadede gerçekleşmesi zor görünüyor. Bunun en önemli nedeni ise İran muhalefetinin liderlikten yoksun, parçalı ve örgütlenme açısından zayıf bir yapıya sahip olması.
Ayrıca İran toplumunda devlet otoritesinin tamamen ortadan kalkmasına yönelik ciddi bir endişe bulunduğu ve bunun da kitlesel bir ayaklanma ihtimalini sınırladığı belirtiliyor.
Bu nedenle birçok uzmana göre askeri operasyonların İran’da doğrudan bir rejim değişikliği yaratması ihtimali düşük görülüyor.
BÖLGESEL SAVAŞ RİSKİ
Öte yandan İran’ın saldırılara karşılık olarak Körfez bölgesinde farklı hedefleri vurması, çatışmanın bölgesel bir savaşa dönüşme riskini artırıyor. Enerji hatları, askeri üsler ve deniz ticaret yollarının hedef haline gelmesi durumunda savaşın ekonomik ve siyasi etkilerinin küresel boyuta ulaşabileceği ifade ediliyor.
Türkiye ise gelişmeleri yakından izlerken diplomatik girişimlerle savaşın büyümesini önlemeye ve müzakere zeminini korumaya yönelik çabalarını sürdürüyor. Uzmanlara göre savaşın gidişatı, İran’ın iç dengeleri kadar bölgesel aktörlerin tutumuna da bağlı olacak.