Güncel

Tanıtım ve Medya Başkanlığından Köşe ve Blog Yazıları Raporu

Tanıtım ve Medya Başkanlığı tarafından hazırlanan 16 Şubat 2026 tarihli Köşe ve Blog Yazıları Raporu’nda, ulusal basında yayımlanan köşe yazıları ve analizlerde öne çıkan küresel ve bölgesel gelişmeler değerlendirildi.

Abone Ol

EKREM İMAMOĞLU’NDAN ÖZGÜR ÖZEL’E PERFORMANS ELEŞTİRİSİ İDDİASI: CHP’DE YENİ TARTIŞMA BAŞLIĞI

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) son dönemde yaşanan gelişmeler, parti içi tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Parti yönetimi, Meclis’te yaşanan gerilimler, kamuoyuna yansıyan polemikler ve liderlik tartışmaları üzerinden değerlendirilen süreçte, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e yönelik eleştirilerde bulunduğu iddiaları siyaset kulislerinde konuşulmaya başlandı.

CHP’DE “SORUNLAR ZİNCİRİ” TARTIŞMASI

Siyasi değerlendirmelerde CHP’nin muhalefet stratejisi, tutuklu belediye başkanlarıyla ilgili süreçler ve Ekrem İmamoğlu’nun parti içindeki konumu başlıca tartışma başlıkları arasında gösterildi. Bu tartışmalara son dönemde Genel Başkan Özgür Özel’in liderliğinin de eklendiği yorumları yapıldı.

Özgür Özel’in genel başkanlık sürecinin ilk döneminde özellikle İmamoğlu’na yönelik siyasi destek ve yoğun çalışma temposuyla dikkat çektiği, ancak son gelişmelerin ardından parti içinde eleştiri oklarının hedefi hâline geldiği ileri sürüldü.

İMAJ TARTIŞMALARINA YOL AÇAN MESAJ İDDİALARI

Kamuoyuna yansıyan ve Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’a gönderildiği öne sürülen mesajlar, tartışmaların merkezine yerleşti. Söz konusu mesajların içeriği üzerinden Özgür Özel’in siyasi imajının zarar gördüğü yönünde yorumlar yapılırken, açıklamaları ile ortaya çıkan iddialar arasındaki çelişkilerin eleştirilere neden olduğu ifade edildi.

Yaşanan süreçte parti yönetiminden sınırlı destek gelmesi de dikkat çekti. CHP milletvekillerinin büyük bölümünün kamuoyu önünde savunma yapmaması, parti içindeki mesafenin göstergesi olarak değerlendirildi.

MECLİS’TEKİ GERİLİM VE “KAVGA” TARTIŞMASI

Adalet Bakanlığı görevine getirilen Akın Gürlek’in TBMM’deki yemin töreni sırasında yaşanan gerginlikler de parti içi değerlendirmelerin önemli başlıklarından biri oldu. CHP Grup Başkanvekillerinin temasları ve sonrasında Meclis’te yaşanan olayların, parti yönetiminin tutumuna yönelik eleştirileri artırdığı belirtildi.

Kulis bilgilerine göre Özgür Özel’in süreçte sert bir tavır alınması yönünde talimat verdiği iddiaları gündeme gelirken, Meclis’te yaşanan görüntülerin siyasi etik açısından tartışma yarattığı yorumları yapıldı.

MİLLETVEKİLİ KATILIMI TARTIŞMA KONUSU OLDU

Söz konusu gelişmeler sırasında CHP milletvekillerinin tamamının Meclis’te bulunmaması da ayrı bir eleştiri başlığı hâline geldi. Bazı milletvekillerinin oturumlara katılmaması ve yaklaşık 50 milletvekilinin yaşanan olaylar sırasında aktif tutum sergilememesi, parti disiplini açısından sorgulandı.

Bu durumun, genel başkanlık otoritesi açısından siyasi kulislerde “eksi puan” olarak değerlendirildiği ifade edildi.

EKREM İMAMOĞLU’NDAN PERFORMANS ELEŞTİRİSİ İDDİASI

Özgür Özel’in düzenli olarak Silivri’de Ekrem İmamoğlu ile görüşmesi siyasi açıdan dikkat çeken bir süreç olarak yorumlandı. Kulislerde, son görüşmelerde İmamoğlu’nun Özel’in siyasi performansından memnun olmadığı ve eleştirilerini artırdığı iddiaları yer aldı.

İddialara göre İmamoğlu’nun, Kürt seçmenle ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiğini, miting siyasetinin yeterli sonuç üretmediğini ve sahaya inilerek çarşı-pazar ziyaretlerinin artırılması gerektiğini dile getirdiği öne sürüldü. Son görüşmede ise “Ne diyorsam tersini yapıyorsun” şeklinde bir çıkış yaptığı iddiası gündeme geldi.

KILIÇDAROĞLU ÖRNEĞİ YENİDEN HATIRLANDI

Parti içi tartışmalarda geçmişte Kemal Kılıçdaroğlu ile Ekrem İmamoğlu arasında yaşanan liderlik gerilimi de yeniden hatırlatıldı. Siyasi yorumlarda, CHP’de liderlik rekabetinin geçmişte de benzer kırılmalar yarattığına dikkat çekildi.

GÖKHAN GÜNAYDIN İSMİ ÖNE ÇIKIYOR

Özgür Özel’e yönelik eleştirilerde CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın yaptığı özeleştiri çağrısı da dikkat çeken gelişmeler arasında yer aldı. Günaydın’ın parti yönetimine yönelik eleştirilerinin, olası bir liderlik tartışmasının işareti olabileceği yorumları yapıldı.

Ayrıca Günaydın’ın Meclis’teki tartışmalı oturuma katılmaması ve Ekrem İmamoğlu’na yakın bir isim olarak bilinmesi, parti içindeki dengeler açısından siyasi kulislerde yakından takip edilen gelişmeler arasında gösterildi.

ASLA KAYITSIZ KALINAMAYANLAR

Siyaset, medya ve sanat dünyasında bazı isimler, yaptıkları açıklamalar ve sergiledikleri tavırlarla kamuoyunda sürekli tartışma yaratmaya devam ediyor. Bu isimlerin ortak özelliği ise söyledikleri her sözün mutlaka bir karşılık bulması ve gündemde geniş yankı uyandırması olarak değerlendiriliyor.

  • ALİ MAHİR BAŞARIR: Söylediği hiçbir söz geçiştirilmiyor. Mutlaka bir tepki uyandırıyor. Birileri yuh derken birileri alkışı basıyor.
  • MELİH GÖKÇEK: Kendisine kayıtsız kalınması imkânsız isimlerin başında geliyor. Açıkçası kendisi de kendisine kayıtsız kalınmaması için yoğun bir görünürlük sergiliyor.
  • BÜLENT ARINÇ: Tartışmaların odağında olmayı iyi bilen siyasetçiler arasında yer alıyor. Gündemin merkezinde kalmayı tercih ettiği ve çoğu zaman bunu başardığı yorumları yapılıyor.
  • YILMAZ ÖZDİL: Özgür Özel’le yaşadığı polemiklerin sona ermediği değerlendiriliyor. Fırsat buldukça eleştirilerini sürdüren Özdil’in, geçmişte kitap okuru olan kitlenin gündeminde kalmayı sürdürdüğü ifade ediliyor.
  • OSMAN GÖKÇEK: Siyasette “ünlü babaların gölgesinde kalma” algısını tersine çeviren isimlerden biri olarak gösteriliyor. Siyasi kulislerde, yakın gelecekte kendi siyasi kimliğiyle daha fazla öne çıkacağı yorumları yapılıyor.
  • BARIŞ YARKADAŞ: Siyasi yorumları kadar kültürel çıkışlarıyla da tartışma yaratıyor. CHP eleştirisi yaptığı yorumlarla birlikte seslendirdiği “Dam Üstüne Çul Serer” türküsü de kamuoyunda farklı yorumlara neden oldu.
  • ŞAMİL TAYYAR: Yorumculukta dikkatle takip edilen isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Zaman zaman eleştirilse de “siyasi karantinaya alındı” gibi ifadelerle siyasi literatüre katkı yaptığı değerlendiriliyor.
  • ORHAN PAMUK: Belirli aralıklarla yeniden gündeme gelmeyi başaran isimler arasında yer alıyor. Hem sevenleri hem de eleştirenleri tarafından yoğun şekilde tartışılıyor.
  • ÜMİT ÖZDAĞ: Parlamento dışı muhalefet figürleri arasında etki ve tepki üretme kapasitesi en yüksek isimlerden biri olarak gösteriliyor. Kamuoyunda “olay adam” olarak nitelendirildiği yorumları yapılıyor.
  • CEMAL ENGİNYURT: Son dönemde etkisinin azaldığı yönünde değerlendirmeler bulunsa da siyasi tartışma üretme potansiyelini koruduğu ifade ediliyor.

ÖZGÜ NAMAL BİR İLKE İMZA ATTI

Sanat dünyasında ise oyuncu Özgü Namal’ın yurt dışında verdiği bir röportaj dikkat çekti. Uzun yıllardır bazı sanatçıların uluslararası platformlarda Türkiye’yi eleştiren söylemlerinin alkış aldığı yönündeki tartışmalar sürerken, Namal’ın Almanya’da yöneltilen bir soruya ülkesini küçümsemeden yanıt vermesi farklı bir örnek olarak değerlendirildi.

Özgü Namal’ın Türkiye’yi aşağılayan bir dil kullanmaması, kamuoyunda “alışılmışın dışında bir tutum” olarak yorumlanırken, bunun bir ilk olarak görülmesinin düşündürücü olduğu değerlendirmeleri yapıldı. Sanat dünyasında bu yaklaşımın yaygınlaşıp yaygınlaşmayacağı ise merak konusu oldu.

RAMAZAN İÇİN SÜSLEYİN CADDELERİ

Ramazan ayı yaklaşırken yerel yönetimlere yönelik bir çağrı da gündeme geldi. Türkiye’de belediyelerin büyük bölümünün Ramazan’a özel sokak süslemeleri ve tematik düzenlemeler yapmadığı eleştirisi dile getirildi.

Sokakların ışıklandırılması, Ramazan temalı tasarımlarla caddelerin donatılması ve şehirlerde manevi atmosfer oluşturulmasının toplumda olumlu karşılık bulacağı ifade edildi. Londra Belediye Başkanı Sadık Khan’ın son dört yıldır Ramazan ayında şehirde ışıklandırma çalışmaları yaptırması örnek gösterilerek, benzer uygulamaların Türkiye’de de hayata geçirilmesi gerektiği vurgulandı.

CHP GÖRELE BAŞKANI İÇİN İŞLEM BAŞLATMIŞ

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Basın Danışmanı Şevket Yaman tarafından yapılan açıklamada, Görele Belediye Başkanı hakkında disiplin sürecinin başlatıldığı bildirildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“CHP’de belediye başkanları, MYK kararıyla disipline sevk edilebiliyor. Görele Belediye Başkanı olayı ortaya çıktığı gün Genel Başkanımız Özgür Özel, kesin ihraç talebiyle konunun MYK gündemine alınması talimatını verdi. Bugün yapılacak MYK’da Görele Belediye Başkanı’nın kesin ihraç talebiyle disipline sevkine karar verilecek.”

Söz konusu açıklama, parti içinde disiplin mekanizmasının işletildiği şeklinde yorumlandı.

NÜRNBERG YARGILAMASI NETANYAHU YARGILAMASI

Nürnberg yargılamalarını konu alan bir film üzerinden yapılan değerlendirmede, Nazi yöneticilerine toplama kamplarına ait görüntülerin izletildiği sahnede sanıkların duygusuz tavırları dikkat çekti. Bu örnek üzerinden İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yönelik sert bir benzetme yapıldı.

Değerlendirmede, olası bir yargılama sürecinde Gazze’de hayatını kaybeden çocuklara ait görüntüler izletilse dahi benzer bir tepkisizlik yaşanabileceği yönünde görüş dile getirildi.

İÇİŞLERİ BAKANI’NIN İLK MESAJLARI

Yeni İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin gazeteci Sinan Burhan’a yaptığı açıklamalar da gündeme ilişkin önemli başlıklar arasında yer aldı. Bakan Çiftçi’nin mesajları şu şekilde aktarıldı:

“Kumar ve yasadışı bahis çetelerinin tepesine çökülecek.”
“Suç örgütlerine nefes aldırılmayacak.”
“Haksızlığa geçit yok. Vatandaşın mal varlığına yönelik tehdit ve şantaj affedilemez.”
“Düzensiz göç balonlarıyla sonuna kadar mücadele.”
“Millete efendilik yok, hizmet var.”
“24 saat kapımız açık olacak.”

Söz konusu açıklamalar kamuoyunda olumlu mesajlar olarak değerlendirilirken, uygulamadaki sonuçların yakından takip edileceği ifade edildi.

OPERASYONLARI FETÖ’NÜN SİVİL MAHREM YAPILANMASINI DA ORTAYA ÇIKARIYOR

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 13 Şubat’ta gerçekleştirdiği operasyon, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) sivil bürokrasideki yapılanmasına yönelik dikkat çeken gelişmelerden biri oldu. Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde görev yapan 76’sı aktif, 18’i daha önce ihraç edilmiş toplam 95 vergi müfettişi hakkında örgüt üyeliği gerekçesiyle gözaltı kararı verildi.

11 ilde eş zamanlı yürütülen operasyonda, yurt dışında bulunan bir kişi dışında kalan 93 şüpheli gözaltına alındı. Operasyon, özellikle FETÖ’nün “mahrem yapılanma” olarak adlandırılan gizli iletişim ağına yönelik yeni bulgular ortaya koyması açısından önem taşıdı.

İTİRAFÇI İFADELERİ DİKKAT ÇEKTİ

Savcılık açıklamasında, şüphelilerin örgüt içi iletişimde sıkça kullanılan Ankesörlü Kart Sistemi (AKS) üzerinden mahrem imamlarla irtibat kurduklarının tespit edildiği belirtildi. Ayrıca FETÖ itirafçılarının ifadelerinde de vergi müfettişlerinin isimlerinin geçtiği ve örgütsel faaliyetlere katıldıklarına dair bulgular bulunduğu ifade edildi.

Operasyon sonrası kamuoyunda en çok dile getirilen sorulardan biri, 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden yıllar geçmesine rağmen devlet içinde hâlâ yeni yapılanmaların ortaya çıkması oldu. Yetkililer ise kapsamlı soruşturmaların sürdüğüne dikkat çekiyor.

MAHREM HABERLEŞME YÖNTEMİ: ANKESÖRLÜ HATLAR

15 Temmuz sonrasında FETÖ’nün yalnızca ByLock gibi kripto uygulamalarla değil, özellikle ankesörlü telefonlar üzerinden haberleştiği ortaya çıkarılmıştı. 2017 yılında bir itirafçının verdiği ifadelerle sistem çözümlenmiş; örgüt yöneticilerinin üyelerle sabit hatlar üzerinden iletişim kurduğu belirlenmişti.

Darbe gecesine katılan askeri personel üzerinde yapılan incelemelerde, 1649 şüphelinin yüzde 69’unun mahrem imamlarla iletişimde sabit hat kullandığı tespit edildi. Farklı rütbelerdeki askerlerin büyük bölümünde aynı iletişim yönteminin kullanılması, örgüt içi hiyerarşik yapıyı gözler önüne serdi.

DARBEYE KATILANLARIN DÖRT KATI TESPİT EDİLDİ

Ankesörlü ve sabit hat soruşturmaları ilerledikçe FETÖ’nün gerçek örgüt kapasitesinin darbe girişimine katılanlardan çok daha geniş olduğu ortaya çıktı. Yapılan analizlerde mahrem imamlarla iletişim kurduğu belirlenen şüpheli sayısının 27 bin 518’e ulaştığı açıklandı.

Bu kapsamda 26 binden fazla kişi gözaltına alınırken yaklaşık 9 bin kişi tutuklandı, binlerce kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Operasyonlarda gözaltına alınanların önemli bölümünün itirafçı olması, örgüt ağının çözülmesinde belirleyici rol oynadı.

SİVİL BÜROKRASİDE YENİ DALGA

TSK’daki operasyonların ardından benzer yöntemlerin sivil bürokraside yeterince uygulanmadığı yönündeki değerlendirmeler sürerken, vergi müfettişlerine yönelik son operasyon bu açıdan dikkat çekti. Emniyet, üniversiteler, TÜBİTAK ve yargıdaki operasyon rakamları incelendiğinde, sivil alandaki yapılanmanın henüz tam anlamıyla ortaya çıkarılamadığı yorumları yapılıyor.

Verilere göre ankesörlü hat soruşturmalarında itirafçı oranı ortalama yüzde 37 seviyesinde bulunuyor. Yargı mensupları arasında ise bu oranın yüzde 70’in üzerine çıktığı belirtiliyor. Uzmanlar, bu durumun örgüt yapısının hâlâ çözülmeye devam ettiğini gösterdiğini ifade ediyor.

“DEVLET İÇİNDEKİ RİSK SÜRÜYOR” DEĞERLENDİRMESİ

Son operasyon ve ortaya çıkan veriler, FETÖ’nün yalnızca askeri yapılanmayla sınırlı kalmadığını; maliye, emniyet, yargı ve akademi gibi alanlarda da geçmişten gelen bağlantıların araştırıldığını ortaya koydu. Soruşturmaların, örgütün sivil bürokrasi içindeki gerçek kapasitesini ortaya çıkarmayı hedeflediği değerlendiriliyor.

ÇATIŞAN DÜZEN PERSPEKTİFİ

Küresel sistemde yaşanan dönüşüm tartışmaları, Münih Güvenlik Konferansı ve Davos Dünya Ekonomik Forumu toplantılarıyla yeniden hız kazandı. Uluslararası çevrelerde mevcut dünya düzeninin bir geçiş döneminden ziyade “yıkım süreci” yaşadığı görüşü ağırlık kazanmaya başladı.

60’tan fazla devlet ve hükümet başkanı ile yüzlerce üst düzey yetkilinin katıldığı Münih Güvenlik Konferansı’nda, 1945 sonrası kurulan kural temelli uluslararası sistemin zayıfladığı ve güç merkezli ilişkilerin yeniden öne çıktığı değerlendirmeleri yapıldı.

Avrupa ülkeleri, özellikle ABD politikalarının mevcut ittifak yapısını sarstığı görüşünde birleşirken, Washington liderliğine bağımlı olmayan yeni güvenlik ve iş birliği modellerinin geliştirilmesi gerektiği yönünde mesajlar verdi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, “Kendi kendini savunabilen müttefikler istiyoruz” sözleri ise Avrupa-ABD ilişkilerinde yeni bir dönemin işareti olarak yorumlandı.

Uzmanlara göre küresel sistem artık çok kutuplu ve rekabet odaklı bir yapıya evrilirken, büyük güçlerin ortak bir vizyon geliştirmesinin kısa vadede kolay olmayacağı değerlendiriliyor.

ÇATIŞAN DÜZEN PERSPEKTİFİ

Küresel sistemde yaşanan dönüşüm tartışmaları, büyük güçlerin Birleşmiş Milletler sistemi başta olmak üzere mevcut uluslararası düzenin reforme edilmesi gerektiği yönündeki açıklamalarıyla devam ediyor. Ancak reformun nasıl yapılacağı konusunda ortak bir yaklaşım bulunmaması, rekabet halindeki farklı vizyonların ortaya çıkmasına neden oluyor. Uzmanlara göre bu durum, bugün yaşanan küresel kırılmanın temel sebeplerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Önümüzdeki dönemin yalnızca Avrupa için değil, ABD açısından da zorlu geçeceği öngörülüyor. Avrupa ülkeleri, uzun yıllar ABD’nin sağladığı güvenlik şemsiyesinin dışında yeni bir stratejik konum arayışına girdiklerinin farkında. Bu nedenle Avrupa merkezli bir düzeni güçlendirmeye yönelik kıta ölçekli politikaların gündeme geldiği ifade ediliyor.

AB ile Hindistan arasında gelişen ticari yakınlaşma bu dönüşümün örneklerinden biri olarak gösterilirken, Avrupa’nın Çin’i tamamen dışlamayan bir yaklaşım benimsediği ve bu noktada Washington’dan belirli ölçüde ayrıştığı yorumları yapılıyor. Söz konusu ayrışmanın kalıcı hâle gelmesi durumunda küresel sistemin yeni bir döneme girebileceği değerlendiriliyor.

KOLONYALİZM KARŞITI FİKİRLER DÜNYAYI DEĞİŞTİRİYOR

Uluslararası siyasette son yıllarda öne çıkan tartışmalardan biri de kolonyalizm karşıtı düşüncelerin küresel ölçekte güç kazanması oldu. Bu yaklaşım çerçevesinde İsrail’in Doğu Akdeniz’de Batı merkezli kolonyal düzenin bir uzantısı olduğu yönündeki değerlendirmeler yeniden gündeme taşınıyor.

Analizlerde, Filistin meselesine verilen desteğin yalnızca dini motivasyonlarla açıklanamayacağı; farklı kültür ve inançlardan insanların ortak bir kolonyalizm karşıtı perspektif etrafında buluştuğu vurgulanıyor. Güney Afrika’nın Filistin lehine tutumu ve Kuzey Amerika yerlilerinin tarihsel hafızalarından hareketle ortaya koyduğu destek, bu yaklaşımın örnekleri arasında gösteriliyor.

İngiltere ve Almanya gibi ülkelerde İsrail’e verilen siyasi destek ise devlet politikası çerçevesinde değerlendirilirken, Evanjelizm ve Siyonizm’in kolonyal dönem ideolojileri olarak şekillendiği görüşü dile getiriliyor. Küresel ölçekte yaşanan değişime rağmen bazı siyasi ve entelektüel çevrelerin hâlâ 1990’ların liberal uluslararası düzen anlayışıyla olayları yorumladığı eleştirisi de dikkat çekiyor.

BATI MERKEZLİ YAKLAŞIM TARTIŞILIYOR

Türkiye’de ve dünyada bazı çevrelerin demokrasi, insan hakları ve özgürlük kavramlarını Batı merkezli perspektifle değerlendirmeyi sürdürdüğü belirtilirken, kolonyalizm karşıtı fikirlerin artık Anglosakson dünyada dahi yankı bulduğu ifade ediliyor.

İngiltere’de Filistin yanlısı gösterilere yönelik baskılar, İsrail eleştirilerinin antisemitizm suçlamasıyla karşılaşması ve sanat etkinliklerinde Filistin’e ilişkin yorumların sınırlandırılması bu tartışmaların güncel örnekleri arasında gösteriliyor. İngiliz yüksek mahkemesinin Filistin yanlısı bir hareketin yasaklanmasını hukuka aykırı bulması ise önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

KÜLTÜR VE SANAT ALANINA YANSIYAN TARTIŞMALAR

Berlinale Film Festivali’nde Filistin’e ilişkin açıklamalar nedeniyle yaşanan tartışmalar da küresel siyasi atmosferin kültür-sanat alanına yansıması olarak yorumlandı. Vietnam doğumlu Amerikalı yazar Viet Thanh Nguyen’in Filistin lehine sözleri nedeniyle programa dahil edilmemesi ve Hindistanlı yazar Arundhati Roy’un festivalden çekilmesi, ifade özgürlüğü tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

Uzmanlara göre dünyada yaşanan gelişmeleri yalnızca tek boyutlu güç ilişkileri üzerinden okumak yerine, kolonyalizm karşıtı fikirlerin yükselişi ve küresel sistemdeki dönüşüm birlikte değerlendirilmeden mevcut tabloyu anlamak mümkün görünmüyor.

ORTA DOĞU’DA BÖLGESEL ENTEGRASYON MÜMKÜN MÜ?

Orta Doğu’da uzun yıllardır süregelen siyasi rekabet, geçici ittifaklar ve güvenlik merkezli politikalar, bölgesel iş birliğinin kalıcı bir yapıya dönüşmesini zorlaştırıyor. Ancak Irak ve Türkiye öncülüğünde gündeme gelen Kalkınma Yolu Projesi, bölgedeki ilişkilerin kişisel liderlik mücadeleleri yerine ortak çıkarlar ve kurumsal kurallar temelinde yeniden şekillenebileceği yönünde yeni bir tartışma başlattı.

Batı Asya ve özellikle Güneybatı Asya’da sürdürülebilir işbirliği eksikliği, tekrar eden krizler ve çatışmalarla dolduruluyor. Bu durum yalnızca kalkınma süreçlerini sekteye uğratmakla kalmıyor, aynı zamanda ülkeler arasında kalıcı bir güvensizlik ortamı oluşturuyor. Uzmanlara göre bu tablonun temel nedenlerinden biri, çıkar ilişkilerini düzenleyecek güçlü bölgesel kurumların yokluğu.

KURUMSAL OLMAYAN YAPILARIN KIRILGANLIĞI

Bölgedeki ittifakların büyük bölümü kişi temelli veya konjonktürel nitelik taşıyor. Liderlere dayalı ilişkiler kısa vadeli kazanımlar üretse de siyasi değişimlerle hızla zayıflayabiliyor. Benzer şekilde belirli kriz veya dosyalar etrafında kurulan durumsal ittifaklar da şartlar değiştiğinde dağılma eğilimi gösteriyor.

Bu nedenle ilişkilerin sürdürülebilirliği düşük kalırken, ilk büyük siyasi ya da güvenlik krizinde işbirliği mekanizmaları çökmeye açık hale geliyor. Buna karşılık kurallara dayalı kurumsal ortaklıkların daha uzun vadeli stratejik fayda ürettiği ve siyasi dalgalanmalardan daha az etkilendiği değerlendiriliyor.

AVRUPA DENEYİMİ: ÇATIŞMADAN ENTEGRASYONA

Tarihsel örnekler, derin rekabet ve düşmanlıkların entegrasyona engel olmadığını gösteriyor. Avrupa’nın II. Dünya Savaşı sonrası yaşadığı dönüşüm bunun en somut örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.

Avrupa bütünleşmesi üç temel aşama üzerine kuruldu:

  • Ekonomik ve teknik alanlarda sınırlı işbirliğiyle başlanması,
  • Ortak başarılar üzerinden güven inşası,
  • Uzun vadeli stratejik sabır ve kurumsal uyum süreci.

1951’de kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu zamanla genişleyerek Avrupa Ekonomik Topluluğu’na, ardından Avrupa Birliği’ne dönüştü. Süreç, kişisel siyasi iradelerden ziyade kurallara dayalı kurumların inşası sayesinde kalıcı hale geldi.

ORTA DOĞU’DA İLK ADIM: KALKINMA YOLU PROJESİ

Avrupa modeli birebir uygulanabilir olmasa da kurumsal mantığı bölge için ilham kaynağı olarak görülüyor. Türkiye ve Irak işbirliğiyle geliştirilen Kalkınma Yolu Projesi bu açıdan önemli bir girişim olarak değerlendiriliyor.

Proje;

  • ulaştırma ve lojistik koridorları,
  • enerji hatları,
  • dijital iletişim ve veri altyapıları

üzerine kurulu işlevsel-teknik bir model sunuyor. Güneydoğu Asya’yı Avrupa’ya Irak ve Türkiye üzerinden bağlamayı hedefleyen proje, bölge ülkeleri arasında karşılıklı ekonomik bağımlılık oluşturarak ortak çıkar zemini yaratmayı amaçlıyor.

Bu yönüyle proje yalnızca bir ulaşım hattı değil; enerji güvenliği, ticaret entegrasyonu ve teknolojik dönüşüm açısından stratejik bir bölgesel merkez potansiyeli taşıyor.

“YOL DİPLOMASİSİ” VE KURUMSALLAŞMA İHTİYACI

Uzmanlara göre Kalkınma Yolu Projesi’nin kalıcı başarı sağlayabilmesi için yalnızca altyapı yatırımı olarak kalmaması gerekiyor. Projenin; hukuki düzenlemeler, ortak yönetim mekanizmaları ve risk paylaşım sistemleri içeren kurumsal bir yapıya dönüşmesi kritik önem taşıyor.

Bu süreç, “Yol Diplomasisi” olarak tanımlanan çok katmanlı bir diplomatik çabayı da gerektiriyor. Türkiye ve Irak’ın öncülüğünde Körfez ülkeleri, İran, Ürdün ve şartlar oluştuğunda Suriye gibi aktörlerin kademeli biçimde sürece dahil edilmesi, bölgesel entegrasyonun temelini oluşturabilir.

BÖLGESEL REKABETTEN ORTAK ÇIKARA GEÇİŞ MÜMKÜN MÜ?

Kalkınma Yolu Projesi’nin başarılı olması halinde Orta Doğu’daki ilişkilerin geçici ittifaklar yerine kurumsal işbirliği temelinde yeniden şekillenebileceği değerlendiriliyor. Böyle bir dönüşüm, yalnızca ekonomik kazanımlar değil aynı zamanda güvenlik ve siyasi istikrar açısından da yeni bir dönem başlatabilir.

Geçmişte Bağdat Paktı ve Sadabat Paktı gibi bölgesel işbirliği girişimlerinin varlığı hatırlatılırken, bugün benzer bir entegrasyon zemininin yeniden oluşabileceği yönündeki görüşler dikkat çekiyor. Uzmanlara göre belirleyici unsur, bölge ülkelerinin ortak çıkar anlayışı etrafında güçlü bir diyalog ve kurumsal irade ortaya koyabilmesi olacak.