Meme kanserine karşı mücadelede erken tanının önemine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ramazan Coşar, hastalığın erken evrede belirlenmesinin tedavi seçeneklerini genişlettiğini ve iyileşme ihtimalini yükselttiğini belirtti. Meme dokusundaki değişikliklerin fark edilmesi, düzenli tarama programlarına katılım ve risk faktörlerinin bilinmesi, hastalığın yönetiminde öne çıkan unsurlar arasında yer alıyor.

ERKEN TEŞHİS TEDAVİ SEÇENEKLERİNİ ARTIRIYOR
Meme kanserinin özellikle erken evrelerde tamamen iyileşme sağlanabilen hastalıklardan biri olduğunu ifade eden Coşar, hastalığın evresinin tedavi süreci ve yaşam beklentisi üzerinde belirleyici olduğunu kaydetti. Hastalığın yalnızca meme dokusuyla sınırlı olduğu bazı erken evre vakalarda beş yıllık sağkalım oranının yüzde 99’un üzerine çıkabildiğini belirten Coşar, erken tanının bazı hastalarda meme koruyucu cerrahi uygulanmasına ve daha az yoğun sistemik tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesine imkan tanıyabildiğini aktardı.
AĞRI OLMAMASI KANSER İHTİMALİNİ ORTADAN KALDIRMIYOR
Meme kanserinde her zaman ağrı görülmediğini belirten Coşar, kadınların yalnızca ele gelen kitlelere değil, meme dokusundaki farklılıklara da dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Memede veya koltuk altında yeni oluşan sertlikler, ciltte çekinti, portakal kabuğunu andıran görünüm, meme başının içe dönmesi ve kendiliğinden gelişen kanlı akıntı, sağlık kuruluşunda değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında bulunuyor. Her kitlenin kanser anlamına gelmediğini de hatırlatan Coşar, özellikle genç kadınlarda iyi huylu oluşumlarla karşılaşılabildiğini belirtti. Buna karşın daha önce olmayan bir değişikliğin fark edilmesi durumunda kendiliğinden geçmesini beklemeden hekime başvurulması gerektiğini vurguladı.

MAMOGRAFİ TARAMALARINI İHMAL ETMEYİN
Kendi kendine meme kontrolünün, kişinin normal meme yapısını tanıması ve yeni değişiklikleri fark etmesi açısından önemli olduğunu belirten Coşar, bu yöntemin mamografinin yerini tutmadığını ifade etti. Bazı tümörlerin elle hissedilebilecek boyuta ulaşmadan görüntüleme yöntemleriyle belirlenebildiğine dikkat çeken Coşar, Türkiye’de 40-69 yaş arasındaki kadınlara iki yılda bir mamografi taraması önerildiğini aktardı. Ailesinde güçlü kanser öyküsü bulunan veya genetik açıdan yüksek risk taşıyan kişilerde ise tarama başlangıç yaşının ve kullanılacak yöntemlerin kişiye göre değişebileceğini belirten Coşar, bu bireylerin hekim değerlendirmesi doğrultusunda takip edilmesi gerektiğini kaydetti.

AİLEDE KANSER ÖYKÜSÜ OLMAMASI GÜVENCE DEĞİL
Meme kanserinin yalnızca kalıtsal nedenlerle ortaya çıkmadığını belirten Coşar, vakaların yaklaşık yüzde 5-10’unun kalıtsal genetik yatkınlıkla ilişkili olduğunu bildirdi. BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki bazı değişikliklerin riski önemli ölçüde artırabildiğini ifade eden Coşar, ailesinde kanser öyküsü bulunmayan kişilerin de bu hastalığa yakalanabileceğini vurguladı. Aile geçmişi değerlendirilirken yalnızca anne tarafından gelen akrabaların değil, baba tarafındaki yakınların sağlık öyküsünün de dikkate alınması gerektiğini belirten Coşar; genç yaşta meme kanseri görülen birden fazla akrabanın bulunması, yumurtalık kanseri öyküsü veya erkek akrabalarda meme kanseri görülmesi durumunda genetik danışmanlığın gündeme gelebileceğini aktardı.
MEME KANSERİ ERKEKLERDE DE GÖRÜLÜYOR
Meme kanserinin toplumda çoğunlukla kadınlarla ilişkilendirilmesinin erkeklerde tanı gecikmesine yol açabildiğine dikkat çeken Coşar, tüm meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 0,5-1’inin erkeklerde görüldüğünü belirtti. Erkeklerde meme başı çevresinde sertlik, içe çekilme, kanlı akıntı veya cilt değişiklikleri de hastalığın işareti olabiliyor. Özellikle ailesinde meme veya yumurtalık kanseri bulunan ya da BRCA2 gibi kalıtsal gen değişiklikleri taşıyan erkeklerde risk artabildiğini ifade eden Coşar, meme bölgesinde olağan dışı bir değişiklik fark eden erkeklerin de sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini kaydetti.

SAĞLIKLI YAŞAM ALIŞKANLIKLARI RİSKİ AZALTABİLİYOR
Meme kanseri riskini etkileyen yaş, genetik yapı ve hormonal özellikler gibi faktörlerin değiştirilemeyeceğini belirten Coşar, yaşam tarzıyla ilişkili bazı risklerin azaltılabileceğini ifade etti. Özellikle menopoz sonrasında fazla kilo ve obezitenin risk artışıyla ilişkili olduğunu belirten Coşar, düzenli fiziksel aktivitenin önemine dikkat çektiHaftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapılmasını öneren Coşar; sigara ve alkolden uzak durulması, sebze, meyve ve tam tahıllardan zengin dengeli beslenilmesi gerektiğini aktardı. Emzirmenin de riski azaltıcı etkisi bulunduğunu belirten Coşar, menopoz döneminde kullanılan hormon tedavilerinin ise kişisel yarar ve riskler değerlendirilerek hekim kontrolünde uygulanması gerektiğini vurguladı. Coşar, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının meme kanseri riskini tamamen ortadan kaldırmadığını hatırlatarak düzenli taramaların ve vücuttaki değişikliklere karşı farkındalığın birlikte sürdürülmesinin önemini ortaya koydu.




