Afyonkarahisar Valiliği, Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektörlüğü, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi, Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanlığı iş birliğiyle “Türkiye Büyük Millet Meclisinin Açılması ve Meclisin Düşünce Yapısı” konulu konferans düzenlendi. Etkinlikte TBMM’nin kuruluş süreci, fikirsel temelleri ve siyasi dönüşüm süreci kapsamlı biçimde değerlendirildi. Abdullah Kaptan Konferans Salonunda düzenlenen konferansa; Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Sibel Yazıcı ile birlikte öğrenciler katıldı. Etkinliğe Teknoloji Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayhan Erol, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gürsoy Şahin ile çok sayıda öğretim elemanı katıldı. Program saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başladı.

“23 NİSAN, EGEMENLİĞİN KURUMSALLAŞTIĞI TARİHTİR”

Açış konuşmasını yapan Prof. Dr. Gürsoy Şahin, TBMM’nin açılışının Türk tarihi açısından bir dönüm noktası olduğunu vurguladı. Şahin konuşmasında, “23 Nisan 1920 hem yeni bir meclisin teşekkül ettiği hem de millet iradesinin egemenliğe dönüştüğü, bağımsızlık idealinin kurumsal kimlik kazandığı bir başlangıçtır” ifadelerini kullandı. Şahin ayrıca, bu sürecin yalnızca bir siyasi değişim değil, aynı zamanda egemenlik anlayışının köklü biçimde dönüşmesi anlamına geldiğini belirterek, Meclis’in kuruluşunun milletin kendi kaderini tayin etme iradesinin somut bir göstergesi olduğunu ifade etti.

“OTORİTENİN TARİHSEL DÖNÜŞÜMÜ MAGNA CARTA İLE BAŞLADI”

Konferansın ana konuşmacısı Prof. Dr. Ahmet Altıntaş, yönetim sistemlerinin tarihsel gelişimini ayrıntılarıyla ele aldı. Altıntaş, insanlık tarihinde yönetim gücünün uzun süre mutlak iktidar biçiminde sürdüğünü, ancak bu yapının ilk kez 1215 Magna Carta ile sınırlandırılmaya başlandığını ifade etti. “Mutlak otorite, halk lehine ilk kez Magna Carta ile sınırlandırılıyor” diyen Altıntaş, bu gelişmenin modern anayasal düzenlerin başlangıcı olarak kabul edildiğini belirtti. Ardından 1789 Fransız İhtilali’nin, egemenliğin kaynağını monarktan alıp halka yönlendirdiğini vurgulayan Altıntaş, Montesquieu’nün kuvvetler ayrılığı ilkesi ve Rousseau’nun toplum sözleşmesi teorisinin modern devlet yapısının entelektüel temelini oluşturduğunu ifade etti. Bu düşünsel birikimin, ilerleyen süreçte parlamenter sistemlerin doğuşuna zemin hazırladığını söyledi.

OSMANLI’DA REFORM, MERKEZİLEŞME VE MODERN BÜROKRASİ

Altıntaş, Osmanlı Devleti’nde yönetim yapısının 19. yüzyıl itibarıyla ciddi bir dönüşüm geçirdiğini belirterek, bu sürecin Sened-i İttifak ile başladığını, Tanzimat Fermanı ile kurumsal bir çerçeveye kavuştuğunu ifade etti. II. Mahmud döneminde ayanlarla yapılan düzenlemelerin merkezi otoriteyi güçlendirdiğini kaydeden Altıntaş, “Osmanlı Devleti’nde merkezi yönetim yapısı modernleştirildi” değerlendirmesinde bulundu. Tanzimat döneminde kurulan Meclis-i Vala, Encümen-i Daniş ve yeni nezaretlerin, devlet yönetiminde klasik yapıyı değiştirerek daha kurumsal ve bürokratik bir sisteme geçiş sağladığını aktardı. Ayrıca bu dönemde Fransız idari modelinin etkisiyle bakanlık sisteminin yeniden yapılandırıldığını, eğitim alanında açılan Mekteb-i Mülkiye ve Mekteb-i Harbiye gibi kurumların modern yönetici sınıfı yetiştirdiğini belirtti.

AKÜ’de “Beden Dili ve Etkili İletişim” Anlatıldı
AKÜ’de “Beden Dili ve Etkili İletişim” Anlatıldı
İçeriği Görüntüle

MEŞRUTİYET, MİLLİYETÇİLİK VE ÇÖZÜLME SÜRECİ

II. Meşrutiyet döneminin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte önemli bir ara evre olduğunu vurgulayan Altıntaş, bu dönemde hürriyet, eşitlik ve kardeşlik kavramlarının öne çıktığını ifade etti. Ancak Balkanlar başta olmak üzere çeşitli bölgelerde milliyetçilik hareketlerinin güçlenmesiyle imparatorluk yapısının zayıfladığını söyledi. Bu sürecin giderek “desantralizasyon” yani çözülme ve parçalanma sürecine dönüştüğünü belirtti. İttihat ve Terakki yönetiminin bu süreci durdurmaya çalıştığını ancak başarı sağlayamadığını ifade eden Altıntaş, I. Dünya Savaşı’nın Osmanlı’nın sonunu hazırlayan en kritik kırılma noktası olduğunu dile getirdi.

MİLLİ MÜCADELE, KONGRELER VE ANKARA’NIN MERKEZ OLUŞU

Mustafa Kemal Atatürk’ün 1919’da Samsun’a çıkışıyla başlayan sürecin Erzurum ve Sivas Kongreleriyle kurumsallaştığını belirten Altıntaş, Amasya Genelgesi ile milli egemenlik fikrinin açıkça ortaya konulduğunu söyledi. “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk’tan TBMM’ye geçiş” sürecinin, Milli Mücadele’nin örgütlü yapıya kavuşmasını sağladığını ifade etti. Ankara’nın bu süreçte stratejik merkez haline geldiğini belirten Altıntaş, şehrin yokluk içinde olmasına rağmen direnişin idare merkezi olarak seçildiğini vurguladı. TBMM’nin açılış sürecinin ise büyük imkansızlıklar içinde gerçekleştiğini, meclis binasının halkın katkılarıyla tamamlandığını ve çok zor şartlarda faaliyete başladığını aktardı.

TBMM’NİN AÇILIŞI VE İLK YÖNETİM MODELİ

23 Nisan 1920’de TBMM’nin dualar ve törenlerle açıldığını belirten Altıntaş, Meclis Hükümeti Sistemi ile yürütülen yönetim modelinin doğrudan millet egemenliğine dayandığını ifade etti. Meclis’te farklı siyasi grupların bulunduğunu ancak ortak hedefin bağımsızlık olduğunu söyleyen Altıntaş, bu yapının daha sonra kurumsallaşarak Cumhuriyet’e evrildiğini belirtti. Konferans, soru-cevap bölümünün ardından teşekkür belgesi takdimi ile sona erdi.

Kaynak: GAMZE KARABULUT