İlahiyat Fakültesi Kıraat Musiki Atölyesinde gerçekleştirilen İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Orhan Musahanlı’nın konuşmacı olarak yer aldığı ahlak okumalarına; AKİFAM Merkezi Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Doğan Öztürk, emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemalettin Çonkar ve öğrenciler katıldı.
“KALBİN İKTİSADI; İNSANIN RUHU İLE BEDENİ ARASINDA DENGE”
“Kalbin İktisadı: Fütüvvet Ahlakından Ahilik Teşkilatına Varoluşsal Bir Yolculuk” konulu sunumunda Musahanlı, kalbin iktisadının; insanın ruhu ile bedeni arasında denge kurabilmesi olduğunu söyledi. Dinler tarihinde bu dengenin her zaman aynı şekilde kurulmadığını kaydeden Musahanlı, “Genel bir çerçevede ifade edecek olursak, Yahudiliğin müesses hali daha çok dinin zahiri boyutuna, yani kurallar ve beden merkezli yaşama; Hristiyanlığın müesses hali ise daha çok batıni boyuta, yani ruh ve maneviyat merkezli bir anlayışa dayanmıştır. Tabiri caizse, Yahudiliğin bu müesses yapısında ruh; Hristiyanlığın müesses yapısında ise beden ihmal edilmiştir. Nitekim Batı tarihine baktığımızda, bu iki unsur arasında kalıcı bir dengenin kurulamadığını görürüz. İslam ortaya çıktığında ise bu iki alanı birlikte ele alan dengeli bir anlayış sunmuş; ‘en hayırlı ümmet’ olma vasfını da bu denge üzerine inşa etmiştir” diye konuştu.
“ZÜHD HAREKETLERİ ORTAYA ÇIKTI”
Hz. Muhammed hayattayken dünya ile ahiret, beden ile ruh arasında sağlıklı bir bütünlüğün söz konusu olduğunu belirten Musahanlı, “Ancak İslam tarihi ilerledikçe, özellikle fetihlerle birlikte bu denge zaman zaman sarsıldı. Dünya nimetlerine yönelim artıp bedenî ihtiyaçlar merkeze alınmaya başlayınca, buna tepki olarak aşırı zühd hareketleri ortaya çıktı. Bu anlayış, çalışmayı, evliliği ve hatta ilimle meşgul olmayı bile kimi zaman dinî ve ruhani hayata engel olarak görmeye başladı. Böylece bu kez denge, ruh lehine aşırıya kaydı. Daha sonra Sünni tasavvufun teşekkülüyle birlikte bu dengenin yeniden kurulması hedeflendi” diye konuştu.
“AHİLİK, AHLAK VE HAYAT NİZAMIDIR”
Hz. Muhammed’in sünneti merkeze alınmasıyla ve hem dünyayı dışlamayan hem de maneviyatı ihmal etmeyen bir yolun ortaya konulduğunu belirten Musahanlı, şunları söyledi:
“Bu noktada iki farklı tasavvuf çizgisi öne çıkar: Bağdat ve Horasan. Bağdat tasavvufu daha sistemli bir ilim olarak ele alırken; Horasan tasavvufu, fütüvvet ve melamet anlayışıyla daha ahlaki ve pratik bir çizgi geliştirmiştir. İşte bu Horasan merkezli yaklaşım, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yerleşik hale gelmiş ve Ahilik teşkilatının temelini oluşturmuştur. Ahilik, yalnızca bir esnaf örgütü değil; aynı zamanda bir ahlak ve hayat nizamıdır. Türklerde ‘alperen’ tipi de bu anlayışın somut bir tezahürüdür. Alperen, hem savaşçı hem de gönül insanıdır; yani cesaret ile maneviyatı aynı şahsiyette buluşturur. Bu durum, fütüvvet anlayışının hem askerî hem de sosyal hayatta ne kadar etkili olduğunu gösterir. Nitekim bu anlayış, Anadolu’da zamanla Ahiyan-ı Rum, Gaziyan-ı Rum, Abdalan-ı Rum ve Bacıyan-ı Rum gibi farklı toplumsal yapılar ortaya çıkarmıştır. Bunların her biri, aynı ahlaki ve manevi çizginin toplumun farklı alanlarındaki yansımalarıdır. Horasan tasavvufu içinde gelişen Nakşibendîlikte ise ‘halvet der encümen’ ilkesi öne çıkar. Bu ilke, kalbi Allah ile beraber tutarken bedenen toplumun içinde yaşamayı ifade eder. Yani kişi ‘eli işte, gönlü Hak’ta’ olacak şekilde bir denge kurar. Bu yaklaşım da melamet anlayışının bir devamı olarak okunabilir.”
“BATI’DA RUH MERKEZLİ OLAN DENGESİZLİK, BEDEN VE DÜNYA LEHİNE KAYMIŞTIR”
Batı’da farklı bir tarihsel sürecin yaşandığını söyleyen Musahanlı, “Aydınlanma düşüncesiyle birlikte kilisenin otoritesi sorgulanmaya başlanmış; Martin Luther ve John Calvin gibi isimlerin öncülüğünde gelişen hareketlerle dinî yapı dönüşüme uğramış ve daha dünyevi bir hayat anlayışı öne çıkmıştır. Bu süreçte daha önce ruh merkezli olan dengesizlik, bu kez tersine dönerek beden ve dünya lehine kaymıştır. Zamanla bu yaklaşım, insanın maddi yönünü merkeze alan bir anlayışı güçlendirmiş ve bu anlayışın iktisadi karşılığı olan kapitalizmi beslemiştir” diye konuştu.
Ruh ile bedeni; dünya ile ahireti dengede tutabilmenin önemine değinen İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Orhan Musahanlı, “Geçmişte bu denge tasavvuf ve özellikle fütüvvet geleneği aracılığıyla yeniden kurulmaya çalışılmış ve Ahilik gibi kurumlarla toplumsal hayata taşınmıştır. Bugün ise aynı dengeyi yeniden nasıl kuracağımız sorusu, sadece İslam dünyasının değil, bütün insanlığın önünde duran en önemli meselelerden biri haline gelmiştir” ifadelerini kullandı. Ahlak okumaları, soru cevap bölümün ardından sona erdi.




