CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in grup toplantısındaki konuşması parti içindeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Grup salonundaki tablo ve kulislerde konuşulan gelişmeler, parti yönetimine yönelik eleştirilerin arttığı yorumlarına neden oldu.
Grup Toplantılarında Katılım Tartışması
CHP’nin 138 milletvekiline sahip olmasına rağmen grup toplantılarına katılımın giderek azaldığı ifade edildi. Ön sıralarda parti yönetimi ve Özgür Özel’e yakın isimlerin yer aldığı, arka sıralarda ise sonradan partiye katılan milletvekillerinin oturduğu gözlendi. Yaklaşık 40 milletvekilinin toplantılara katılmadığı, bu sayının son dönemde artış gösterdiği öne sürüldü.
Akın Gürlek’in yemin töreni öncesinde milletvekillerine tam kadro Meclis’te bulunmaları yönünde mesaj gönderildiği ancak buna rağmen çok sayıda milletvekilinin katılım sağlamadığı iddia edildi. Boş kalan sıraların zaman zaman partililerle doldurulduğu ve slogan atan kişilerin milletvekili olmadığı yönünde değerlendirmeler yapıldı.
Gökhan Günaydın Detayı Dikkat Çekti
Toplantıda dikkat çeken bir diğer başlığın CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın olduğu ifade edildi. Günaydın’ın daha önce Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan ile ilgili tartışmalar sırasında parti yönetimine yönelik özeleştiri çağrısı yaptığı hatırlatıldı.
Kritik Meclis oturumuna katılmaması ve grup toplantısında Özgür Özel’in konuşması boyunca alkışlamaması parti kulislerinde farklı yorumlara neden oldu. Milletvekillerinin sık sık alkışladığı anlarda Günaydın’ın tepkisiz kalmasının, iki isim arasındaki mesafenin kürsüye yansıdığı şeklinde değerlendirildiği aktarıldı.
Kulislerde, Günaydın’ın parti yönetimine yönelik eleştirilerinin arttığı ve bu tavrın “Özgür Özel yönetimine karşı yeni bir çıkış hazırlığı” olarak yorumlandığı ifade edildi.
İmamoğlu’na Yakın İsimler ve Parti İçi Dengeler
Gökhan Günaydın’ın Ekrem İmamoğlu’na yakın bir isim olarak bilindiği, son dönemde parti yönetimine yönelik eleştirilerin artmasıyla birlikte benzer görüşteki isimlerin çoğaldığı iddia edildi. Özellikle parti içindeki bazı krizlerin ardından Özgür Özel’in yönetim tarzına yönelik eleştirilerin daha açık dile getirilmeye başlandığı belirtildi.
CHP, Kuran Kursları Tartışmasıyla Gündemde
CHP’nin eğitim politikalarına ilişkin tartışmalar da siyasi gündemde yer aldı. CHP’nin gölge Milli Eğitim Bakanı Suat Özçağdaş’ın 4-6 yaş Kuran kurslarına yönelik açıklamaları yeni bir polemik başlattı.
Geçmişte Özgür Özel’in de benzer kurslar hakkında “Orta Çağ zihniyeti” ifadesini kullandığı hatırlatılarak, bu tür çıkışların partiye siyasi açıdan zarar verebileceği yönünde değerlendirmeler yapıldı. Özellikle Ramazan öncesinde yapılan açıklamaların toplumdaki dini hassasiyetleri yeniden tartışma konusu haline getirdiği ifade edildi.
MİT Başkanı Kalın’dan “Terörsüz Türkiye” Mesajı
Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın, MİT’in 2025 yılı faaliyet raporu kapsamında yaptığı değerlendirmede “Terörsüz Türkiye toplumsal bir mutabakata doğru ilerlemektedir” ifadelerini kullandı.
Kalın, terör tehdidinin azaltılmasının yalnızca güvenlik açısından değil, Türkiye’nin bölgesel istikrar ve stratejik kazanımları açısından da önemli sonuçlar doğuracağını vurguladı.
NEBİ MİŞ – Erdoğan’ın Etiyopya Ziyareti ve Bölgesel Etkisi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Etiyopya’ya gerçekleştirdiği ziyaret, Afrika Boynuzu’nda artan jeopolitik rekabetin yaşandığı bir dönemde gerçekleşmesi nedeniyle dikkat çekti. Addis Ababa temaslarının yalnızca ikili ilişkiler kapsamında değil, bölgesel denge arayışının bir parçası olarak değerlendirildiği ifade edildi.
Etiyopya’nın iç siyasi kırılganlıklar, Sudan’daki savaşın etkileri, Kızıldeniz hattındaki güvenlik sorunları ve denize erişim tartışmaları gibi çok boyutlu krizlerle karşı karşıya olduğu vurgulandı. Türkiye’nin ise bölgede karşılıklı saygı ve kazan-kazan anlayışına dayalı diplomasi yürütmeye çalıştığı belirtildi.
Ziyaretin, Türkiye’nin Afrika politikasında tek başlı değil çok katmanlı ilişki modelini sürdürdüğünü gösterdiği ve Ankara’nın dengeleyici diplomasi kapasitesini öne çıkardığı değerlendirmesi yapıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed arasındaki görüşmenin, yalnızca ikili ilişkiler açısından değil Afrika Boynuzu’ndaki güç dengeleri bakımından da önemli bir diplomatik adım olduğu ifade edilirken, Türkiye’nin bölgedeki yatırımlarını korumaya yönelik güvenlik ve işbirliği politikalarının önümüzdeki dönemde daha belirgin hale gelmesi bekleniyor.
“DEM, Kandil’in Kuyruğundan Kopamıyor” Tartışması Siyasetin Gündeminde
Suriye’de yaşanan gelişmeler ve Türkiye’nin terörle mücadele politikaları üzerinden yapılan değerlendirmelerde, DEM Parti’nin tutumuna yönelik eleştiriler yeniden gündeme geldi. Özellikle Suriye’nin kuzeydoğusunda PKK-YPG’ye yönelik operasyonların ardından ortaya çıkan tablo, siyasi yorumların odağı oldu.
Suriye’deki Operasyon ve Türkiye’nin Rolü
Değerlendirmelerde, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminin PKK-YPG unsurlarını kısa sürede dar bir alana sıkıştırdığı ve operasyonların sivillerin güvenliği gözetilerek yürütüldüğü ifade edildi. Sürecin bu şekilde ilerlemesinde Türkiye’nin diplomatik ve askeri etkisinin belirleyici olduğu görüşü dile getirildi.
Münih Güvenlik Konferansı sırasında Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani’nin Türkiye’nin rolüne ilişkin, “Türkiye'nin rolü çok olumluydu ve Türkiye'nin yardımı ve desteği olmasaydı bugün yapılan birçok şey gerçekleştirilemezdi” sözleri de dikkat çeken değerlendirmeler arasında gösterildi.
DEM Parti’ye Yönelik Eleştiriler
Yorumlarda, Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda attığı adımlara rağmen DEM Parti yönetiminin bu sürece mesafeli yaklaştığı ileri sürüldü. Suriye’deki gelişmeler sırasında Türkiye içinde provokasyon girişimlerinin yaşandığı iddiaları da gündeme getirildi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın Irak merkezli gelişmelere ilişkin kullandığı “Uyarıyoruz: Irak ne Libya'ya ne de Suriye'ye benzer!” sözleri üzerinden partiye yönelik eleştiriler yoğunlaştı.
Avrupa Güvenliği ve Münih Tartışmaları
Münih Güvenlik Konferansı ve Davos toplantıları sonrasında Avrupa’nın geleceğine dair belirsizliklerin arttığı değerlendirmesi yapıldı. Batı dünyasının mevcut krizlere çözüm üretmekte zorlandığı, Avrupa kamuoyunda güvenlik kaygısının yükseldiği ifade edildi.
ABD Başkan Yardımcısı Vance’in “Tehdit Avrupa’nın içinden” sözleri, kıta içindeki siyasi ve yapısal sorunlara işaret eden önemli bir mesaj olarak yorumlandı. Avrupa ordularının ABD’ye bağımlı güvenlik mimarisi nedeniyle kendi başına hareket etmekte zorlandığı değerlendirmeleri öne çıktı.
Almanya başta olmak üzere Avrupa toplumlarında militarizme yönelik tarihsel çekincelerin devam ettiği, buna rağmen güvenlik politikalarında dönüşüm baskısının arttığı vurgulandı.
Türkiye’nin Yeni Denge Arayışı
Değerlendirmelerde Türkiye’nin NATO ve AB üyelik tartışmalarının ötesinde çok kutuplu dünya düzenine uyum sağlayan bağımsız politika geliştirmeye çalıştığı ifade edildi. Avrupa, Orta Doğu, Hazar ve Orta Asya hatlarını kapsayan çok yönlü diplomasi anlayışının öne çıktığı belirtildi.
Türkiye’nin enerji koridorları, savunma iş birlikleri ve bölgesel güvenlik politikaları üzerinden yeni stratejik alanlar oluşturmayı hedeflediği kaydedildi.
“Batan Geminin Malları”: Küresel Yıkım Süreci ve Türkiye’nin Stratejik Arayışı
Küresel sistemde yaşanan kırılmaların hız kazandığı bir dönemde yapılan değerlendirmelerde, Münih Güvenlik Konferansı’nın mevcut uluslararası düzenin onarımından çok bir geçiş ve “kontrollü yıkım” sürecine işaret ettiği görüşü öne çıktı. Analizde, Türkiye’nin bu dönüşüm dönemine uzun süredir hazırlık yaptığı vurgulanırken, önümüzdeki yılların kritik önem taşıdığı ifade edildi.
Türkiye’nin Bölgesel Hazırlık Süreci
Değerlendirmeye göre Türkiye; Kafkasya’dan Suriye ve Irak’a, Mavi Vatan doktrini çerçevesinde Doğu Akdeniz’den Libya ve Somali’ye uzanan geniş bir hatta güvenlik ve diplomatik hazırlık yürütüyor. Bu sürecin, küresel sistemde beklenen kırılmalar öncesinde coğrafi güvenliği sağlamaya yönelik stratejik bir hazırlık olduğu ifade edildi.
Önümüzdeki beş yılın Türkiye açısından belirleyici olacağı belirtilirken, bu dönemin iyi değerlendirilememesi halinde uzun vadeli kayıplar yaşanabileceği değerlendirmesi yapıldı.
Yeni Dünya Düzenine Geçiş Tartışması
Münih 2026 toplantılarının, küresel aktörlerin yaklaşan krizlere karşı “sığınak hazırlığı” niteliği taşıdığı yorumuna yer verildi. Dünya siyasetinde artık daha iyi bir düzen kurma hedefinden ziyade, daha az zarar verici bir geçiş sürecinin yönetilmesinin konuşulduğu ifade edildi.
Kontrollü dönüşümün başarılması halinde tarihin bu dönemi istisnai bir geçiş olarak yazacağı, aksi durumda ise küresel ölçekte ağır bir yıkım sürecinin yaşanabileceği öne sürüldü.
Osmanlı’dan Günümüze Siyasi Düşüncenin Arka Planı
Analizde Türkiye’deki siyasal düşüncenin tarihsel kökenlerine de değinildi. Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya çıkan Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük ve Turancılık akımlarının ortak hedefinin devleti ve medeniyet birikimini korumak olduğu vurgulandı. Modernleşme hareketlerinin de Halil İnalcık’ın değerlendirmesine atıfla, Avrupa karşısında bir savunma refleksi olarak geliştiği ifade edildi.
Türkiye siyasetinin son iki yüzyılda radikal modernleşme ile muhafazakâr modernleşme arasında şekillendiği; Tanzimat’tan Cumhuriyet’e, Demokrat Parti döneminden ANAP’a ve AK Parti iktidarına kadar farklı dönemlerin bu iki yaklaşımın farklı yorumları olduğu belirtildi.
Muhafazakâr Siyasetin Evrimi
Metinde, Türkiye’de muhafazakâr siyasetin tarihsel aşamalar halinde geliştiği değerlendirmesi yapıldı:
- Cumhuriyetçi muhafazakârlık (1923–1950),
- Demokrat muhafazakârlık (1950–1980),
- Liberal muhafazakârlık (1983–2002),
- Dindar muhafazakârlık (2002–2016),
- Milliyetçi muhafazakârlık (2016 sonrası).
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılıyla birlikte yeni bir siyasal senteze ihtiyaç duyulduğu, bunun “muhafazakâr medeniyetçilik” olarak tanımlandığı ifade edildi.
Medeniyetçi-Muhafazakârlık Perspektifi
Bu yaklaşımın yalnızca kültürel değerlerin korunmasını değil, tarihsel misyon ve medeniyet iddiasının yeniden inşasını hedeflediği savunuldu. Sait Halim Paşa’nın Batı–Doğu ayrımına dair değerlendirmelerine ve Aliya İzetbegoviç’in İslam dünyasında ortak hareket vurgusuna atıf yapılarak, medeniyet temelli işbirliğinin zorunluluğu dile getirildi.
Arnold Toynbee’nin medeniyetler perspektifine ilişkin görüşlerine de yer verilerek, tarihsel süreçte medeniyet kimliğinin siyasi stratejiler üzerinde belirleyici olduğu ifade edildi.
Yeni İttifak Arayışları ve “Türkiye Yüzyılı” Vurgusu
Değerlendirmede, Türkiye’nin küresel sistemde yaşanan dönüşüm sürecinde barış, adalet ve insaniyet temelli bir merkez güç olma iddiasını sürdürdüğü belirtildi. Türk dünyası ve İslam coğrafyasını kapsayan yeni işbirliği arayışlarının giderek daha fazla gündeme geldiği ifade edildi.
Türkiye, Azerbaycan, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Mısır, Somali, Libya ve Orta Asya ülkelerini kapsayabilecek geniş bir işbirliği perspektifinin, klasik imparatorluk modeli değil; ortak medeniyet ve çıkar temelli yeni bir birlik anlayışı olarak değerlendirildiği aktarıldı.
Analizde, küresel düzenin çözülme sürecine girdiği bir dönemde Türkiye’nin tarihsel tecrübe, jeopolitik konum ve çok boyutlu diplomasi kapasitesiyle yeni dönemin önemli aktörlerinden biri olma hedefini sürdürdüğü vurgulandı.




