Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi (AFSÜ) Eczacılık Fakültesi Analitik Kimya Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Bülent Kırkan, suyun değerine dikkat çekmek ve toplumsal sorumluluk bilincini artırmak amacıyla Dünya Su Günü kapsamında bir değerlendirme yazısı kaleme aldı. Birleşmiş Milletler (UN) bünyesinde sanitasyon alanında koordinasyonu sağlayan UN-Water verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 2,1 milyar insanın güvenli içme suyuna erişimi bulunmadığına dikkat çekilirken, su kaynaklarının korunmasının hayati önemde olduğu vurgulandı. 1993 yılından bu yana kutlanan Dünya Su Günü (22 Mart) kapsamında 2026 yılı teması ise “Su ve Cinsiyet” olarak belirlendi.
“SU AKAN YERDE EŞİTLİK BÜYÜR”
Dünyanın birçok bölgesinde kadınların güvenli suya ulaşabilmek için uzun mesafeler kat etmek zorunda kaldığı belirtilirken, temiz su ve hijyen olanaklarının yetersizliğinin özellikle kadınlar üzerinde ciddi bir yük oluşturduğu ifade edildi. Bu durumun yalnızca günlük yaşamı zorlaştırmadığı, aynı zamanda eğitim ve sosyal hayata katılımı da olumsuz etkilediği kaydedildi. Su yönetimi süreçlerinde kadınların daha fazla söz sahibi olması gerektiği vurgulanarak, 2026 Dünya Su Günü için dile getirilen “Su akan yerde eşitlik büyür” ifadesinin bu durumu özetlediği bildirildi.
SUYUN KORUNMASI VE BİLİNÇLİ KULLANIMI GÜNDEMDE
Suyun yalnızca sosyal değil, yaşamın devamlılığı açısından da temel bir kaynak olduğu belirtilerek, insan vücudunun yaklaşık yüzde 60–70’inin sudan oluştuğu ve birçok hayati işlevin su sayesinde gerçekleştiği ifade edildi. Tarım, sanayi, enerji üretimi ve günlük yaşamda suyun vazgeçilmez rol oynadığına dikkat çekilirken, yapay zekâ sistemlerinin çalıştığı veri merkezlerinde dahi soğutma amacıyla suyun kullanıldığı aktarıldı. Dünya yüzeyinin yüzde 71’inin suyla kaplı olmasına rağmen kullanılabilir tatlı su kaynaklarının sınırlı olduğu, iklim değişikliği, çevre kirliliği ve tüketim alışkanlıklarının su kaynaklarını tehdit ettiği kaydedildi.
KİRLİLİK SU KAYNAKLARINI TEHDİT EDİYOR
Sanayi tesislerinden çıkan kimyasal atıklar ve ağır metallerin arıtılmadan doğaya bırakılmasının su kaynaklarını kirlettiği belirtilirken, evsel atıklar ve kanalizasyon sularının da çevre sorunlarına yol açtığı ifade edildi. Çarpık kentleşmenin bu etkileri artırdığına dikkat çekildi. Tarım faaliyetlerinde kullanılan kimyasal gübreler ve ilaçların yer altı sularına karışarak hem su kalitesini düşürdüğü hem de insan sağlığı açısından risk oluşturduğu vurgulandı. Hayvancılık atıkları ile plastik ve katı atıkların da su ekosistemleri için ciddi tehditler oluşturduğu, mikroplastiklerin besin zinciri yoluyla insan sağlığını etkileyebildiği bildirildi.
“PEKİ, NE YAPMALI?”
Su kaynaklarının korunması için yalnızca devletlerin değil, sivil toplum ve bireylerin de sorumluluk alması gerektiği ifade edildi. Çevre koruma politikalarının güçlendirilmesi, arıtma tesislerinin yaygınlaştırılması ve sürdürülebilir su yönetimi uygulamalarının geliştirilmesinin önemine dikkat çekildi. Bireysel düzeyde ise diş fırçalarken musluğu kapatmak, kısa süreli duş almak, damlayan muslukları onarmak ve makineleri tam dolu çalıştırmak gibi basit önlemlerin su tasarrufuna katkı sağlayacağı belirtildi. Ayrıca tasarruflu armatür kullanımı ve bahçe sulamalarının serin saatlerde yapılmasının suyun verimli kullanımına destek olacağı ifade edildi.
“ÇEVRE BİLİNCİ VE SU KORUMA”
Çevre bilincinin artırılmasının suyun korunmasında büyük önem taşıdığı vurgulanırken, plastik kullanımının azaltılması, geri dönüşüm alışkanlıklarının yaygınlaştırılması ve özellikle eğitim çağındaki bireylerin bilinçlendirilmesinin gelecekte daha duyarlı bir toplum oluşmasına katkı sağlayacağı kaydedildi. Sonuç olarak suyun sınırsız bir kaynak olmadığına dikkat çekilerek, bilinçsiz tüketim ve kirlilik nedeniyle ciddi tehdit altında bulunduğu, bugün atılacak küçük adımların gelecekte yaşanabilecek büyük su krizlerinin önüne geçebileceği ifade edildi.




