Afyon Kocatepe Üniversitesi Atatürk Kongre Merkezi’nde, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığı himayelerinde, Afyonkarahisar Valiliği koordinasyonunda “Akleden Kalbin İklimi: Aslan ile Ceylanın Buluşması” başlıklı konferans düzenlendi. Programda konuşan Kalp ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez, mesleki tecrübelerinden ve bilimsel çalışmalardan örnekler vererek kalbin işleyişini, insan ilişkilerindeki uyumu ve dayanışmanın önemini anlattı.

KALBİN İÇİNDEKİ ASLAN VE CEYLANIN DENGESİ

Kalbin çalışma sistemini aslan ve ceylan metaforuyla açıklayan Sönmez, bu iki figürün birbirine karşıt değil, birbirini tamamlayan unsurlar olduğunu belirtti. Aslanın güç, hız ve mücadeleyi; ceylanın ise sakinlik ve onarıcı etkiyi temsil ettiğini ifade eden Sönmez, “Sağlık ikisinden birinin zaferi değil, ikisinin dengesidir” dedi. Kalbin kasılma ve gevşeme hareketlerine dikkat çeken Sönmez, kalbin kasılırken vücuda kan pompaladığını, gevşediği sırada ise kendisini besleyen kanı aldığını anlattı. Kalbin kendi ihtiyacını karşılamadan bütün vücudun gereksinimlerini karşılamaya çalıştığını belirten Sönmez, bu durumu aslanın gücü ve ceylanın sakinliğiyle ilişkilendirdi. Kalbin gevşeyememesinin de sağlık sorunlarına yol açabildiğini ifade etti.

KALP BEYİNLE İLETİŞİM KURUYOR

Grip mi, soğuk algınlığı mı? Bu belirtilere dikkat!
Grip mi, soğuk algınlığı mı? Bu belirtilere dikkat!
İçeriği Görüntüle

Kalp ile beyin arasındaki ilişkiye değinen Sönmez, kalbin düşünmediğini ve karar vermediğini, bu işlevlerin beyine ait olduğunu vurguladı. Bununla birlikte kalbin yalnızca kan pompalayan bir organ olmadığını belirten Sönmez, “Kalp düşünmez ama konuşur” ifadesini kullandı. Kalbin üzerinde on binlerce sinir hücresinden oluşan kendine ait bir ağ bulunduğunu aktaran Sönmez, vagus siniri aracılığıyla beden ile beyin arasında bilgi aktarımı gerçekleştiğini söyledi. Kalp ritminin bozulmasına ilişkin örnekler veren Sönmez, defibrilasyon olarak bilinen şok uygulamasının çalışma prensibini de anlattı. Kalbin elektrik şokuyla doğrudan çalıştırıldığı yönündeki yaygın düşüncenin doğru olmadığını belirten Sönmez, şokun kalp hücrelerini kısa süreliğine aynı anda susturarak doğal ritmin yeniden oluşmasına imkan sağladığını ifade etti. Sönmez, “Herkesin aynı anda bağırdığı bir ortamda kimse kimseyi duymaz” sözleriyle kalpteki uyumun önemini vurguladı.

DAMAR TIKANIKLIKLARINDA YENİ YOL AÇILIYOR

Kalp ve damar cerrahisi alanındaki çalışmalarından örnekler paylaşan Sönmez, damar tıkanıklıklarında uygulanan bypass yöntemini anlattı. Damarın daralması veya tıkanması durumunda kan akışını sağlamak için yeni bir yol oluşturulduğunu belirten Sönmez, bu yöntemi suyun karşısına çıkan engeli aşmasına benzetti. “Su gibi aziz ol” sözünün anlamına da değinen Sönmez, suyun önüne çıkan engelin üzerinden atlamaya çalışmak yerine önce çevresinden geçecek bir yol bulduğunu, gerektiğinde ise engeli aşındırdığını dile getirdi. Damarların yavaş yavaş daralması durumunda çevredeki küçük damarların alternatif yollar oluşturabildiğini, ani tıkanmalarda ise bypass uygulamasına ihtiyaç duyulabildiğini kaydetti.

AMELİYATTA HERKESİN SORUMLULUĞU HAYATİ

Açık kalp ameliyatlarının aşamalarını anlatan Sönmez, operasyon sırasında hastanın kalbinin kontrollü şekilde durdurulduğunu, soğutma ve koruyucu solüsyonlarla kalbin korunduğunu, bu sırada kalp-akciğer makinesinin hastanın yaşamsal işlevlerini sürdürdüğünü belirtti. Ameliyat tamamlandıktan sonra kalbin yeniden çalışmaya başlamasının kendileri için büyük mutluluk olduğunu ifade eden Sönmez, “Bu ilk sesleri duyduğumuz zaman sanki kendi kalbimiz atıyor kadar mutlu oluruz” dedi. Kalp ameliyatının tek kişinin başarısıyla gerçekleştirilemeyeceğini vurgulayan Sönmez, “Kalp ameliyatı tek kişilik bir tiyatro değildir” ifadesini kullandı. Cerrahın yanı sıra anestezi uzmanı, perfüzyonist, hemşire ve yoğun bakım ekibinin de operasyonun önemli parçaları olduğunu belirten Sönmez, ameliyathanede en az 8-10 kişinin birlikte görev yaptığını söyledi. Ekip içindeki iletişimin önemine dikkat çeken Sönmez, en genç hemşirenin bile yanlış giden bir durumu dile getirebilmesinin hastanın hayatını kurtarabileceğini ifade etti.

HASTALARIN KİMLİĞİNE DEĞİL SAĞLIĞINA BAKILIYOR

Mesleğinde farklı özelliklere sahip çok sayıda hastayla karşılaştığını anlatan Sönmez, ameliyat öncesinde hastaların dili, mezhebi, kökeni veya siyasi görüşüyle ilgilenmediklerini belirtti. Sönmez, “Ameliyatta biz hastanın dilini sormayız, mezhebini sormayız, kökenini, dilini, siyasi görüşünü sormayız. Kan grubunu sorarız, doku uygunluğunu sorarız, beden ölçülerini, vücut kitle indeksini sorarız ve planımızı ona göre yaparız” sözleriyle sağlık hizmetinde esas alınan ölçütleri anlattı.

KALPTEN KALBE GİDEN BAĞI BİLİMSEL ÖRNEKLERLE ANLATTI

İnsanlar arasındaki duygusal etkileşime de değinen Sönmez, birlikte hareket eden kişilerin kalp ritimlerinde uyum görülebildiğine ilişkin çalışmalardan örnekler verdi. Ateş üzerinde yürüyen kişileri izleyen yakınlarının kalp ritimlerinde de benzer değişimler gözlemlendiğini aktaran Sönmez, koro çalışmalarında başlangıçta farklı olan nabızların zamanla birbirine uyum sağlayabildiğini belirtti. “Kalpten kalbe giden bir yol vardır” sözünü hatırlatan Sönmez, insanların birbirleriyle kurduğu bağın önemine dikkat çekti. İnsanların yalnızca biyolojik anlamda değil, gönül bağıyla da birbirlerine destek olabileceğini ifade eden Sönmez, ikinci bir kalbin ancak yol arkadaşlığı ve kardeşlik ilişkisiyle kazanılabileceğini anlattı.

YÜREK HİZMETİ GELENEĞİNİ ANLATTI

Konuşmasında bazı Alevi ocaklarında sürdürülen “yürek hizmeti” geleneğine de yer veren Sönmez, Ankara’nın Çubuk ve Kalecik ilçeleri ile Çankırı’nın Şabanözü çevresindeki bazı ocaklarda bu uygulamanın gerçekleştirildiğini söyledi. Cem törenlerinde pişirilen yüreğin dedenin önüne getirildiğini ve dört parçaya bölünerek dört canla paylaşıldığını anlatan Sönmez, bu geleneğin insanlar arasında kardeşlik ve birlik duygusunu güçlendirdiğini ifade etti. Sönmez, söz konusu gelenekte kalbin dört odası ile yolun dört kapısı olan şeriat, tarikat, marifet ve hakikat arasında bağ kurulduğunu belirterek, “Burada kalp artık bir organ değil, bir ahittir” dedi.

“ASLANI DA CEYLANI DA İÇİNDE TAŞI”

Konuşmasının sonunda aslan ve ceylan metaforuna yeniden dönen Sönmez, insanın hem güçlü olmayı hem de gerektiğinde sakinleşip dinlemeyi bilmesi gerektiğini vurguladı. Gücün tek başına yeterli olmadığını, insanın durmayı, dinlemeyi ve paylaşmayı da öğrenmesi gerektiğini belirten Sönmez, “Dengede kal. Aslanı da ceylanı da içinde taşı, biri diğerini susturmasın” sözleriyle konuşmasını tamamladı.

Kaynak: FEYZA ÖZAY TOPUZ