
Baban giderse;
Başı dumanlı dağın gider,
Atan gider, sırtın gider
Çınar ağacın gider, yaslanacak yer bulamazsın...
Baban giderse;
Darda sana yetişen elin gider,
Aklın gider, canın gider
Şu dağlanmış yüreğinde
Çocuk kalan yanın gider...
Baban giderse;
Öpülecek elin gider.
Bayram gider...
*
Beş yıl önce...
Babam Hacı Nurettin Güzbey’i kaybettikten sonra bu satırlarla başlayan bir yazı yazmıştım.
Gerçekten de o günden bu güne...
Yine bayramları yaşıyoruz bir şekilde ama, başınızda ‘Baba’ olmayınca bir yanınız eksik kalıyor.
*
Beş yıl önce...
Cuma sabaha karşı kaybettik Babamızı.
Babamı Asri Mezarlıktaki kabrine defnettikten sonra, Kardeşlerim Nurdan, Hayrettin, Nadir ve Gürani ile birlikte onca kalabalığın içinde sanki yapayalnız kalmıştık.
Sudan çıkmış balık gibi misali var ya...
İşte aynen öyle olmuştuk.
Babamın vefatına elbette çok üzülmüştük, ama bizleri teselli eden dostlarının-dostlarımızın, arkadaşlarının-arkadaşlarımızın, sevenlerinin-sevdiklerimizin sözleri idi.
Ziyaretimize gelenler, Babamdan hep iyiliklerini anlattıkça, güzellikle bahsettikçe, dua edip rahmet diledikçe içimizdeki darlık bir nebze olsun azalıyor.
Geçenlerde Bakanımız Prof. Dr. Veysel Eroğlu gelmişti ziyaretimize.
‘Uzun çarşıya her girdiğimde, gözüm Hacı abimin dükkana gidiyor, orada onu, o güler yüzünü artık tekrar göremeyecek olmam, içimi hüzünle kaplıyor. O’nu ne kadar çok özlediğimi hissediyorum. Mekanı Cennet olsun, Nurlar içerisinde yatsın inşAllah’ demiş ve Babamla ilgili bazı anılarını anlatıp, dua etmişti.
İşte o dualar ve hayrla yad etmeler, acımızı biraz olsun hafifletiyor.
*
Kimse malıyla, mülküyle, parasıyla, puluyla gitmiyor öte dünyaya.
Mal mülk para pul geçmiyor orada.
Dünya hayatında yapılan iyilikler, alınan dualar geçerli orada.
Rahmetli Babamın da epey hayırlı dua aldığına inanıyorum.
Aradan geçen yıllara rağmen, halen daha onu tanıyanların güzel sözleri bizlerin acısını bir nebze olsun hafifletiyor.
*
*
*
Vefa...
Vefa denilince...
Aklıma ilk Babam ve Başbuğum gelir.
Çıkacak olan kitabımda Babamla ilgili bazı anekdotlara yer verdim.
Onlardan ikisini bugün buradan paylaşmak istedim.
Vefalı bir insandı Babam.
Bir insan güçlü iken, zengin iken, makamda-mevkide iken ona karşı nasılsa, durum tersine dönse de Babam o kişiye karşı hiç değişmezdi.
Başbuğumuz Alparslan Türkeş ile geçmişten gelen bir dostluğu vardı.

12 Eylül Askeri Darbesinden sonra Türkeş tutuklanıp idam cezası ile yargılanıyordu.
4 yıldan fazla Ankara Mamak Cezaevi ve Askeri Mevki Hastanesi’nde tutuklu kalmıştı.
Herkesin Askeri İdareden tir tir titrediği ve Türkeş’in adını dahi ağızlarına almaya korktuğu o dönemde...
Babam üç kez Alparslan Türkeş’i ziyaret etmişti.
Başbuğumda vefalıydı.
Cezaevinden çıktıktan sonra da ilk ziyaretini Afyonkarahisar’a yapmış, Babamla uzun uzun sohbette bulunmuştu.
Afyonkarahisar’dan her geçişinde Babamla ya telefonda görüşür, ya da bizzat uğrardı.
*
*
*
Küpe teki ve alyans...
Uzun çarşıdaki dükkanımızın üst katında bir kasamız vardır.
Bu kasada genellikle Babamın evrakları ve gözü gibi koruduğu büyükçe bir torba vardır.
Bu torbada kağıtlar içerisine sarılmış bazı altınlar vardır.
Babam vefatından bir süre önce hem bana, hem de kardeşlerime bu torbadaki o kağıtlara sarılı altınlar ile ilgili bir vasiyette bulunmuştu.
O vasiyeti hepimizi çok duygulandırmıştı.
O torbadakilere gelince...
Bir Baba için, bir Anne için en zor olan şey evladının küpesini satmaktır.
Bu en sıkıntılı zamanda olduğunu gösterir o Baba veya Annenin.
Genellikle de Baba veya Anne küpenin çiftini aynı anda satmak istemez.
Birini bir kuyumcuya, diğerini başka kuyumcuya satarlar.
Veya önce bir tekini, bir kaç gün sonra da diğer tekini satarlar.
Böyle küpenin tekini satmaya gelenler olduğu zaman, ‘Amca küpenin diğer tekini kaybettik, bunu satacağız’ diyerek uzatırlardı Babamın eline.
Babam tartar o küpe tekini, taşlı ise taşını bile çıkartmazdı. Tamamı altın gibi hesaplardı. Birazda ederinden fazla söylerdi.
Parasını ödedikten sonra o Baba veya Anne tam kapıdan çıkarken Babam seslenirdi.
Derdi ki...
‘Kardeş bu küpenin teki belki üç beş güne, bir kaç aya bir yerden çıkar, bulursunuz. O zaman o tek bir şeye yaramaz. Belki de çocuğunuzun ilk küpesidir bu, hatırası vardır. Ben şimdi bunu bekleteceğim, ola ki siz diğer teki bulursanız gelin bunu alın. Şimdi size kaç lira ödediysem bu kağıdın içine adınızla birlikte yazıyorum. Tarihi de yazıyorum. O gün altın kaç lira olursa olsun önemli değil. Siz şimdi kaç liraya sattıysanız aynı paraya size geri veririz. Sizin bu küpe tekini bir yıl bekleteyim’ deyince o Baba veya Annenin yüzünde öylesine bir mutluluk oluşurdu ki.
Kelimelerle anlatmak imkansız.
Pek çok küpe tekini üç beş ay sonra geri almak için gelenler oldu.
Hepsini de kaç liradan aldıysa, o rakamdan geri verdi Babam.
Bir yıl derdi Babam ama, yıllardan beri o torbada duran pek çok kağıda sarılı küpe tekleri ve alyanslar durmakta.
*
Alyansını satmaya gelenlere de üzülürdü Babam.
Bir kişinin alyansını satması, genellikle maddi sıkıntısında son çareydi.
Yine aynı şekilde o alyansını satan kişiye tam kapıdan çıkarken arkasından seslenirdi Babam.
‘Bak evlat. Belki de eşinle-nişanlınla tartıştın. O sinirle bunu satıyorsun. Olur ki ileride barışırsınız. Bu alyans sıradan bir şey değildir. Hatırası vardır. Bak içinde eşinin adı yazılı. Ben bunu senin için kağıda sarıp bekleteyim. Aranız düzelirse veya hatıra olarak saklamak istersen, bir yıl içinde gel bugün kaç para verdiysem o paraya geri al’ derdi.
Pek çok kişide alyansını geldi, geri aldı.
Babam bazılarına bir kaç ay derdi, bazılarına bir yıl derdi ama...
O torbada belki de çok uzun yıllardan beri duran pek çok kağıt parçalarına sarılı o küpeleri, alyansları çıkartıp hurdaya atmadı.
Gelelim Babamın bu torbadakiler ile ilgili vasiyetine...
‘Oğullarım o torbadaki her bir kağıtta o altının kimden alındığı ve tarihi ile kaç lira verdiğim yazılı. Ne zaman olursa olsun, ne zaman gelip te sahipleri almak isterse o kağıtta yazılı olan rakamdan bir lira dahi fazla almayın.
Altın kaç lira olursa olsun.’
Böyleydi tembihi...
Canıyla uğraşırken bile, başkalarını düşünüyordu.
*
Mekanı cennet olsun, nurlar içinde uyusun...
*
*
*
Günün sözü
Kaç yaşında olursan ol...
Ağırdır bir Baba’nın yokluğu.




