Büyükelçi Ahmet Misbah Demircan, Afyon Kocatepe Üniversitesi Atatürk Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Akleden Kalbin İklimi: Aslan ile Ceylanın Buluşması” konferansında yaptığı konuşmada, insanın beden, ruh ve akıldan oluşan yapısına dikkat çekti. Hacı Bektaş-ı Veli’nin aslan ve ceylan metaforundan hareketle insanın hırslarıyla vicdanı arasındaki dengeyi anlatan Demircan, nefsi kontrol etmenin ve merhameti korumanın önemini vurguladı.

“İNSAN RUH, BEDEN VE AKILDAN OLUŞUR”
Konuşmasında insanın yaratılışını ve yapısını üç temel unsur üzerinden değerlendiren Büyükelçi Ahmet Misbah Demircan, ruhun yalnızca bedene hayat vermediğini, aynı zamanda iyilik, merhamet ve vicdan gibi insani değerleri de barındırdığını ifade etti. İnsan ruhunun taşıdığı manevi özelliklere değinen Demircan, “Bütün alimler, felsefeciler, sufiler, kelamcılar... Hani önümüze bir madde gelir de yemekte bile deriz: ‘Bunun içinde ne var? Şu var, bu var.’ İnsan dediğimiz şey üç unsurdan oluşur: Ruhu vardır, bedeni vardır ve aklı vardır. Farabi diyor ki insanın ruhu nerede yaratıldı? Kalu Bela'da Hz. Mevla bütün ruhları yarattıktan sonra o ruhlar kainata gelir. Kur'an-ı Kerim ruhla ilgili çok fazla tafsilat vermez. Ancak ruh, anne rahmine gelen çocuğa daha anne karnındayken can verir, kalbini attırır ve bedenini yaşatır. Ruh sadece can vermez. Aynı zamanda ruhun yazılımında, kodlamalarında iyilik, merhamet ve duygu vardır. İnsanın insaniyet dediğimiz özellikleri de buradan gelir. İnsanın ruhu canını taşır ama yalnızca canını taşımaz; iyilik kodlarını da taşır. İnsaniyet adına sahip olduğumuz hasletler, yaratılışımızdan beri vardır. Her insanın içine de Cenab-ı Hak vicdan dediğimiz şeyi yerleştirmiştir” dedi.

“ASLAN BEDENİ, CEYLAN RUHU TEMSİL EDİYOR”
İnsanın maddi ve manevi yönlerini Hacı Bektaş-ı Veli'nin aslan ve ceylan tasviri üzerinden açıklayan Demircan, bedenin hazları ve hırsları, ruhun ise vicdan ve merhameti temsil ettiğini belirtti. Bedensel arzuların kontrol edilmediğinde bireysel ve toplumsal sorunlara yol açabileceğini dile getiren Demircan, “Kur'an-ı Kerim şöyle der: ‘Size ruhumdan üfledim.’ Cenab-ı Allah, Müslüman olsun ya da olmasın, herkese vicdan vermiştir. İnsanların içine bir ses yerleştirmiştir. O ses, vicdanımızın sesidir. İnsanın ruhu budur. Hacı Bektaş-ı Veli burada ruhu ceylan olarak tasvir edecektir. İnsanın ikinci unsuru ise bedenidir. Felsefeciler buna ‘ay altı alem’ diyorlar. Yani atmosferle birlikte yaşadığımız bu dünya; toprak, su, hava ve güneş... Bedenimiz, bu dünyadaki hayati fonksiyonlarımızı sürdürdüğümüz organizmadır. İnsanın duyuları ve hazları vardır. Duyar, koklar, görür; tamahları ve hırsları bulunur. Bu hırslar, insanın yaşamını sürdürmesi için gereklidir. Ancak kontrol edilmediklerinde dünyadaki çıkar savaşlarının temelini oluştururlar. Bazen öfkeyle ‘Şunun kafasını kıracağım, şunu öldüreceğim, ona zarar vereceğim.’ deriz. İşte bu nefis de bedenle ilgilidir. Hacı Bektaş-ı Veli, bedeni aslan olarak tasvir eder” ifadelerini kullandı.

“VİCDAN BEDENE HÜKMEDERSE VİCDANLI İNSANDAN SÖZ EDERİZ”
İnsanın iyilik ve kötülük arasındaki mücadelesini kendi içinde yaşadığını belirten Demircan, aklın bu iki yön arasında denge kurması gerektiğini söyledi. Aklın yalnızca bedensel hazların etkisiyle hareket etmesinin toplumsal çatışmalara neden olabileceğini ifade eden Demircan, “İnsan aslında iyiliği, kötülüğü, çelişkileri ve kavgayı kendi içinde yaşıyor. Bir yönü öyle, bir yönü böyle. Peki, üçüncü unsur nedir? Ruhu, bedeni ve aklı. İnsanı meydana getiren üçüncü unsur akıldır. İnsan doğuşuyla birlikte akla da sahip olur. Zaman içerisinde tecrübeleriyle aklını olgunlaştırır. Olgunlaşmış akıl nedir? Bu iki hakikati gözden kaçırmayan akıldır. Aklınız sürekli bedeninizin hazları üzerinden çalışıyorsa karşınızdakilerin vay haline! Gücünüz de elinizdeyse onları ezer geçersiniz. Vicdanı öldürmüş olursunuz. Akıl yalnızca bedenin hazlarıyla hareket ederse dünyada kaos, gözyaşı, kan ve nefret ortaya çıkar. Ancak akıl vicdanla çalışıyorsa, vicdan bedene hükmediyor ve onu her aşamada uyarıyorsa işte o zaman vicdanlı bir insandan söz ederiz” diye konuştu.
YUNUS EMRE'NİN DİZELERİYLE KENDİNİ TANIMA VURGUSU
İlim, ahlak ve tasavvuf kavramlarını da değerlendiren Demircan, Yunus Emre'nin dizeleri üzerinden insanın öncelikle kendisini tanıması gerektiğini anlattı. Hacı Bektaş-ı Veli'nin şeriat, tarikat, marifet ve hakikat anlayışına da değinen Demircan, ilmin insanı vicdanının sesini dinlemeye yönlendirmesi gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Yunus Emre ne diyor? ‘İlim, ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır.’ Bunu açıklayalım. Diyor ki ilim öğrendin ama bu ilim sana kendini öğretti mi? Peki, kendinden maksat ne? Vicdanının sesini dinlemeyi sana öğretti mi? Eğer öğrendiğin ilim sana vicdanının sesini dinlemeyi öğretiyorsa bir faydası vardır. Sen kendini bilmezsen, vicdanının sesini dinlemeyi öğrenmezsen bu okumanın ne faydası var? Hacı Bektaş-ı Veli; şeriat, tarikat, marifet ve hakikat kavramlarıyla bu yolculuğu anlatır. Bunlar insanın manevi dünyasını ve dünyevi yolculuğunu anlamlandıran kavramlardır.”
“İBADETLERİN HEDEFİ NEFİS TERBİYESİDİR”
İbadetlerin insanın nefsini terbiye etmesindeki rolüne dikkat çeken Demircan, namaz ve orucun bedensel arzuların kontrol edilmesine katkı sağladığını ifade etti. İbadetlerin manevi gelişim açısından taşıdığı önemi anlatan Demircan, “Gerçek şudur: İnsanın maddi bir yönü, hırsları ve manevi bir tarafı vardır. İnsan, neden yaratıldığını ve içindeki duygulara nasıl ulaşacağını arar. Bu, insanın kendini arama yolculuğudur. Sosyal medyada herkes hazlarından söz ediyor ancak asıl mesele, vicdanın sesini dinlemek ve ona hükümranlık etmektir. Peki, ibadetlerimiz niçin var? Niçin namaz kılıyoruz? Bedenimizin hazlarını törpülemek için. Niçin oruç tutuyoruz? Bedenimizi terbiye etmek için. İbadetlerin hedefi yalnızca ibadet etmekten ibaret değildir. Nefis terbiyesiyle bedensel arzuları sınırlamak ve vicdanın sesini dinlemeyi öğrenmek de bu sürecin bir parçasıdır. Hacı Bektaş-ı Veli, aslan ve ceylan metaforuyla bu iki yönü özetlemiştir.” dedi.
“İNSANIN KENDİSİYLE VE KAİNATLA BARIŞIK OLMASI GEREKİR”
Aslan ve ceylan metaforunun insanın kendi iç dünyasında kurması gereken dengeyi anlattığını belirten Demircan, bireyin kendisiyle, çevresiyle ve yaşadığı dünyayla uyum içinde olması gerektiğini söyledi. Tasavvuftaki nefis mertebelerine de değinen Demircan, insanın manevi gelişim sürecini şu sözlerle anlattı: “İçimizde hepimizin bir aslanı var ama bir de ceylanı var. Eğer bu ikisini kucağımızda ehlileştirip konuşturmayı başardıysak, aralarında dostluğu kurduysak işte o zaman amacımıza ulaşmışız demektir. Tasavvufta nefis mertebeleri vardır. Nefs-i emmare, nefs-i levvame ve nefs-i kamile gibi aşamalarla anlatılır. Bir insan hazlarına mahkûm olduysa en alt tabakadadır. Ancak kendini sorgulamaya, hatalarını görmeye ve kendi yolunu aramaya başladıysa manevi gelişiminde ilerliyor demektir. Kainatta yaşadığımız çevrede Cenab-ı Hakk'ın bize verdikleri vardır. İnsan, ailesinde ve yaşadığı bölgede uyumlu bir birey olmalıdır. İslam barıştır. İnsanın önce kendisiyle barışık olması gerekir. Bununla da yetinmemeli, çevresiyle ve kainatın bütünüyle barışık olmalıdır. Eğer bu ilişkiyi kuramazsa toplumda kendisinden beklenen karşılığı veremez ve iyi bir insan profili ortaya koyamaz.”
PROGRAM HEDİYE TAKDİMİYLE SONA ERDİ
Konuşmasının sonunda organizasyona katkı sunanlara teşekkür eden Demircan, kendilerine söz hakkı verilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Konferansın ardından Afyonkarahisar Valisi Dr. Naci Aktaş ile konuşmacılara hediye takdiminde bulunuldu. Program, protokol üyeleri ve konuşmacıların katıldığı toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.




