TÜNELİN UCUNDA IŞIK GÖRÜNDÜ
Suriye yönetiminin ateşkesi 15 gün uzatmasında kilometre taşı, Tom Barrack’la Mazlum Abdi’nin 22 Ocak’ta Erbil’deki görüşmeleriydi.
Mazlum Abdi, Tom Barrack’a Savunma Bakan Yardımcısı, Haseke Valisi ve kurucu Meclis’te yer almasını önerdikleri isimlerin listesini verdi. Tom Barrack hemen Şam yönetimi ile temasa geçti. Ahmed Şara, diplomasiye şans tanımak için ateşkesi 1 hafta uzatma kararı aldı. Bu süreçlerin tamamında Ankara devredeydi ama görünür değildi.
Amerikalılar, 1 hafta içerisinde DEAŞ’lıların Irak’a taşınma işini tamamlayamayacaklarını bildirerek ateşkes sürecinin uzatılmasını talep ettiler. 7 bin DEAŞ’lıyı Irak’a taşıyorlar. Günde 500 kişiyi taşısalar ortalama 15 güne ihtiyaçları var. Ahmed Şara uzatma talebini makul buldu. Ateşkes, 24 Ocak’tan itibaren geçerli olmak üzere 15 gün uzatıldı.
STRATEJİK SABIR
Suriye ve Türkiye, SDG’nin entegrasyon sürecinde “stratejik sabır” stratejisini izliyor. Şara yönetimi ve Türkiye, ABD ile yakalanan ortak perspektifi korumaya özen gösteriyor.
SDG, 10 Mart Mutabakatı’na uymadı. SDG ile Şam yönetimi arasındaki görüşmeler eylül ayında kopmuştu. ABD’nin talebi üzerine 4 Ocak’ta masaya oturuldu. Mazlum Abdi’nin kabul edilemez tekliflerle gelmesi üzerine Ahmed Şara, “Sizin niyetiniz entegrasyon değil” diyerek görüşmeleri bitirdi.
TOM BARRACK ANLADI
4 Ocak’taki toplantıda Tom Barrack, Mazlum Abdi’nin son söz sahibi olmadığını ve SDG’nin Kandil tarafından yönetildiğini görmüş oldu.
Çünkü Türkiye ve Suriye yönetimi, SDG’nin PKK tarafından yönetildiğini, Mazlum Abdi’nin Kandil’den talimat aldığını anlatıyordu ama bu kadar etkili olmuyordu. Tom Barrack, 4 Ocak’ta Şam’daki toplantıda Mazlum Abdi’ye, “Siz kendi kararlarınızı kendiniz veren biri değilsiniz. Bu yüzden size Kandil’de bir karar garantisi veremem” demişti.
Tom Barrack, Mazlum Abdi’ye, “Tüm anlaşmalara ve arabuluculuklara bağlı olan Cumhurbaşkanı Şara’nın önünde beni utanç verici bir duruma düşürdükten sonra bu ahlaksız bir inkâr. Sen, 10 Mart Anlaşması’nın hiçbir maddesine bağlı kalmadın ve şimdi de 18 Ocak Anlaşması’nı inkâr ediyorsun” diye tepki göstermişti.
TRUMP ANLADI
Tom Barrack’ın bu tespitleri, Suriye yönetimi ve Türkiye açısından önemli kazanımlardı. Çünkü Suriye konusunda Donald Trump’ı bilgilendiren en önemli kanal Tom Barrack. Bu yüzden Trump, Ahmed Şara ile görüşmesinde, “Benim için önemli olan DEAŞ’la mücadele, SDG önemli değil” mesajını vermişti.
Trump, “Kürtler DEAŞ’la mücadeleyi bizim için değil, kendileri için yaptı” dedi.
SDG’NİN TASFİYE SÜRECİ
SDG demek ABD demekti, SDG demek CENTCOM demekti. Suriye yönetimi ve Türkiye, SDG ile mücadelede ABD’yi karşısına almadı, tam aksine yanına çekmeyi başardı. Böylece SDG’nin tasfiye süreci başladı.
ŞARA’YA DİKKAT
Meslek hayatımda çok genel başkan, çok parti başkanı, çok ülke yöneticisi ama az sayıda lider gördüm. Bunu bir kenara yazın. Ortadoğu’da hem diplomasi masasını hem savaş meydanlarını ustaca kullanabilen bir lider doğuyor. Onun adı: Ahmed Şara.
Uluslararası dengelere dikkat ediyor. Ülkesini ABD yaptırımlarından kurtardı. Öncelikle Türkiye ve ABD ile ilişkilerini iyi tutuyor. ABD ve Türkiye’nin taktığı kanatlarla uluslararası camiada yerini alıyor. Beyaz Saray’da ağırlanıp BM kürsüsünden konuşuyor, Moskova’da Putin’le görüşüyor.
Ahmed Şara’yı uluslararası vitrine taşımada Recep Tayyip Erdoğan’ın dokunuşlarını görmek mümkün.
HEM MASADA HEM SAHADA
SDG, 4 Ocak’ta Şam’daki masayı devirip Halep’te sivillere yönelik saldırılara başlayınca Ahmed Şara uluslararası meşruiyeti cebine koymuştu. Hemen operasyona başladı. SDG’yi 15 yılda yerleştiği sahadan 12 günde temizledi.
Suriye ordusu, Haseke kapısına dayanınca ABD’nin talebi üzerine 4 günlük ateşkes ilan etti. ABD ile ilişkilerin enfekte olmasına izin vermedi. ABD, arabulucu oldu. SDG, liste verdi. Yine ABD’nin talebi üzerine ateşkesi 15 gün uzattı.
BUNDAN SONRA NE OLUR
SDG entegrasyonu kabul ederse Savunma Bakan Yardımcılığı, Haseke Valiliği ve kurucu meclis üyeliği için atamalar yapılacak.
Yok eğer Kandil bir kez daha savaş derse, o zaman Ayn el-Arap ve Kamışlı bölgesine yönelik askerî hareket başlatılacak. Kandil bu sürede takviyeler yaptı. Son nokta olduğu için kanlı bir süreç yaşanabilir.
Sonuç: SDG bitti. Çünkü uluslararası konjonktür aleyhlerine işliyor. Ya Suriye devletine entegre olacaklar, Ayn el-Arap ve Kamışlı bölgesinden çekilecekler ya da operasyon sonucunda tasfiye edilecekler.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ
Bu gelişmeler Terörsüz Türkiye sürecini nasıl etkiler? İyi yönetilmezse zarar verebilir. Ama iyi yönetildiği takdirde Terörsüz Türkiye sürecinin önündeki Suriye engeli de kalktığı için süreç yeni bir ivme kazanabilir.
KANDİL’DE NE OLACAK
Kandil’deki savaş baronları ne olacak? Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Bese Hozat başta olmak üzere üst düzey kadro 20 kişiden oluşuyor. Onlar, “Ben ne olacağım?” derdine düşmüş durumdalar. O nedenle süreci sabote etmeye çalışıyorlar. Ya Irak içlerinde kalırlar ya da üçüncü bir ülkeye giderler. Ama sonuçta Terörsüz Türkiye süreci hedefine ulaşır.
Tünelin ucunda ışık göründü.
15 GÜN SONRA NE OLUR – AHMET HAKAN
Suriye hükümeti, SDG’ye 15 gün daha süre verdi. Peki 15 gün sonra ne olur?
Yüzde 60: Bir anlaşma çıkar.
Yüzde 30: Operasyon ve çatışma başlar.
Yüzde 10: Süre bir kez daha uzatılır.
Ve bir temenni cümlesi:
İnşallah bir anlaşma çıkar da kan dökülmeden olay biter.
GÜVENLİK KAYNAKLARI, ŞİŞE ÇEVİRME VE BAHÇELİ’YE HEDİYE KİLİM
Metnin devamında Ankara’daki güvenlik kaynaklarına ilişkin değerlendirmeler, Mehmet Akif Ersoy ve Veyis Ateş iddiaları ile Devlet Bahçeli’ye Abdullah Öcalan tarafından hediye edilen kilime dair değerlendirmeler yer aldı.
Bu bölümlerde, güvenlik kaynaklarının bugüne kadar hiç yanıltmadığı, doktrine etmediği, temenniden uzak durduğu ve olumlunun yanında olumsuzu da aktardığı vurgulandı. Şişe çevirme iddiaları sert ifadelerle eleştirildi. Abdullah Öcalan’dan gelen hediyenin Devlet Bahçeli açısından neden farklı değerlendirildiği ayrıntılarıyla anlatıldı.
15 GÜN SONRA NE OLUR – AHMET HAKAN
Suriye hükümetinin SDG’ye 15 gün daha süre vermesi, kamuoyunda yeni bir tartışma başlattı. “15 gün sonra ne olur?” sorusu etrafında farklı senaryolar konuşulurken, olasılıklar üç başlık altında değerlendirildi. Buna göre yüzde 60 ihtimalle bir anlaşma çıkabileceği, yüzde 30 ihtimalle operasyon ve çatışma başlayabileceği, yüzde 10 ihtimalle ise sürenin bir kez daha uzatılabileceği ifade edildi.
Ahmet Hakan değerlendirmesini, “İnşallah bir anlaşma çıkar da kan dökülmeden olay biter” temennisiyle tamamladı.
TARTIŞMALARIN ODAĞI OLMA POTANSİYELİ YÜKSEK İSİMLER
Türkiye kamuoyunda sürekli gündeme gelen ve her dönem yeni tartışmalara yol açan bazı isimlerin, toplumu ikiye bölen etkisi dikkat çekiyor.
Yılmaz Güney, yılda iki kez tartışılan ve her seferinde iki ayrı kampa bölünen bir isim olarak öne çıkıyor.
İsmet Özel, bağlıları ve karşıtları olan, bu iki kesimin zaman zaman sert biçimde karşı karşıya geldiği bir figür olarak anılıyor.
Dücane Cündioğlu, kayıtsız kalınması imkânsız bir isim haline gelmiş durumda.
Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz’dan sonra herkesin radarında bulunan bir isim olarak tartışmaların merkezinde yer alıyor.
Belçim Bilgin, sanatından çok tartışmaların odağı olma potansiyeliyle öne çıkıyor.
Canan Karatay, eskisi kadar güçlü olmasa da zaman zaman yeniden gündemin merkezine yerleşiyor.
Cübbeli Ahmet, en küçük başlıklarla bile gündeme gelmeyi başaran bir isim olarak tanımlanıyor.
Cengiz Çandar ise 1990’larda yoğun biçimde tartışılan, 20 yıl aradan sonra yeniden sert polemiklerin merkezine oturan isimler arasında gösteriliyor.
PKK/YPG/SDG’NİN GERİ ÇEKİLMESİ VE ABD TARTIŞMASI
PKK/YPG/SDG terör örgütünün, işgal ettiği bölgelerin yaklaşık yüzde 33’ünden yalnızca iki hafta içinde ve birkaç gün süren çatışmaların ardından geri çekilmesi, uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Avrupa ve ABD basını ile PKK’ya yakın medya organlarında “ABD, müttefiki SDG’yi sattı” başlıklı yazı ve yorumlar art arda yayımlandı. Oysa ABD Başkanı Donald Trump, bu bakış açısını 2015’ten itibaren açıkça dile getirmişti. Trump, Davos toplantıları sırasında yaptığı değerlendirmede, Kürtlere büyük miktarlarda para ödendiğini, petrol ve başka imkanlar verildiğini, bunun ABD için değil kendi çıkarları için yapıldığını ifade etmişti.
Trump’ın bu yaklaşımının yeni olmadığı, 24 Ekim 2019’da Mazlum Abdi ile ilgili yaptığı sosyal medya paylaşımında da benzer bir çizgi izlediği hatırlatıldı.
ABD’Lİ BAKANIN AÇIKLAMALARI VE DEVLET SÖZÜ TARTIŞMASI
ABD Savunma Bakanı Mark Esper, Aralık 2019’da yaptığı açıklamada, Türkiye’nin bir numaralı önceliğinin YPG/PKK olduğunu anladıklarını, PKK’nın Türkiye’ye girerek saldırı düzenlemesinden endişe edildiğini söylemişti.
Esper, ABD’nin SDG ile yalnızca DEAŞ’ı yenmek amacıyla iş birliği yaptığını, otonom bir Kürt devleti kurma ya da Türkiye’ye karşı savaşma sözü verilmediğini açıkça ifade etmişti.
DEAŞ KOZUNUN ORTADAN KALKMASI
PKK/PYD/SDG’nin yıllardır kullandığı “DEAŞ’la mücadelede ortağız” tezinin geçerliliğini yitirdiği vurgulandı. Suriye topraklarında tutulan DEAŞ’lı teröristlerin Irak’a taşınmasıyla birlikte bu söylemin de etkisini kaybettiği belirtildi.
Bu süreçte daha önce kamuoyundan gizlenen birçok detayın gün yüzüne çıktığı ifade edildi.
ABD’NİN DESTEĞİ ÇEKME NEDENLERİ
ABD’nin PKK/SDG’ye verdiği desteği çekmesinin arkasında, örgütün Kandil’den yönetilmesi, eleman sayılarını şişirerek ABD’yi yıllarca yanıltması, sivilleri DEAŞ’lı gibi göstererek teslim etmesi ve sahte saldırılarla algı yönetimi yapması gibi nedenlerin bulunduğu aktarıldı.
Ayrıca 8 Aralık 2024 Suriye devrimi sonrası ABD desteğinin Ahmed Şara yönetimine yönelmesiyle, PKK/SDG’nin İsrail kartını oynamaya çalıştığı ancak bunun da sonuç vermediği vurgulandı.
DENKLEMİ TÜRKİYE DEĞİŞTİRDİ
Metinde, ABD’nin strateji değişikliğinin arkasındaki asıl nedenin Türkiye’nin bölgesel güç olarak oynadığı rol olduğu belirtildi. 2016’dan itibaren yürütülen terör operasyonları, istihbarat faaliyetleri ve Suriye devriminin bu süreci belirlediği ifade edildi.
ABD’nin, PKK/SDG gibi sınırlı ve geleceği olmayan yapılar yerine, Türkiye’nin desteklediği merkezi Suriye yönetimiyle uzun vadeli jeopolitik çıkarları tercih ettiği vurgulandı.
YENİ SURİYE GERÇEĞİ VE ULUSLARARASI DENKLEM
Bugün Suriye’nin, IŞİD’i Yenmek İçin Küresel Koalisyon’un üyesi haline geldiği, merkezi bir hükümete sahip olduğu ve güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye hazır olduğu ifade edildi.
Bu durumun, ABD-SDG ortaklığının mantığını ortadan kaldırdığı ve entegrasyonun Kürtler için en güçlü seçenek haline geldiği belirtildi.
“ABD PKK’YI SATTI” TARTIŞMASI
Bu gelişmelerin PKK çevrelerince “ABD bizi sattı” şeklinde yorumlandığı ancak ABD’nin baştan beri bu yapıyı geçici olarak kullandığı vurgulandı.
Trump’ın 21 Ocak 2026’da yaptığı açıklamayla bu gerçeği açıkça ifade ettiği ve PKK/PYD/SDG’nin kullanım süresinin dolduğunu ilan ettiği belirtildi.
SİYASET, ANALİZ VE YORUM DOSYALARI
Metnin devamında Didem Özel Tümer, Yavuz Ağıralioğlu, Nebi Miş ve Melih Altınok imzalı değerlendirme ve analizler, Terörsüz Türkiye süreci, ABD-PKK ilişkileri, siyasal merkez tartışmaları ve küresel güç dengeleri çerçevesinde ayrıntılı biçimde ele alındı.
TRUMP’TAN NEDEN NEFRET EDİYORLARSA PKK’YI O YÜZDEN SEVİYORLAR – MELİH ALTINOK
ABD eski Özel Kuvvetler Komutanı Raymond Thomas’ın,
“Meşruiyet kazanmaları için isimlerini değiştirmelerini söyledik, SDG adını seçtiler” dediği YPG’nin askerî gücüne dair yıllarca süren spekülasyonlar yapıldı.
Gazete köşelerinde, televizyon ekranlarında YPG’nin 100 bin kişilik bir orduya sahip olduğu söylenip duruyordu.
Oysa Halep’ten yola çıkan Suriye ordusu, YPG’yi birkaç gün içinde Türkiye-Irak sınırına kadar süpürdüğünde gerçek tablo ortaya çıktı.
MİT Müsteşarı İbrahim Kalın’ın verdiği yaklaşık 7 bin kişilik rakam, sahadaki manzarayla birebir örtüştü.
Donald Trump’ın şu sözleri ise “100 bin kişilik ordu besliyoruz” yalanıyla Obama’dan Biden’a, Demokratların yönettiği ABD’yi dolandıran YPG’nin hâlinin en net fotoğrafıydı:
“Anlayasınız diye söylüyorum; Kürtlere muazzam miktarlarda para ödendi, petrol ve başka şeyler verildi. Yani bu ortaklığı bizden ziyade kendileri için yapıyorlardı.”
Hadi, YPG’nin Kandil’den gelen desteğe rağmen neredeyse kurşun bile atmadan kaçmasına ağıt yakan,
“PKK sizi tükürüğüyle boğar” diye tehditler savuran,
“Sırtımızı YPG’ye, PYD’ye dayıyoruz” diyen DEM’li siyasilerin YPG balonunu şişirmesini normal sayalım.
Trump’ın Beyaz Saray’a oturur oturmaz USAID’yi kapatarak fonunu kestiği Ruşengillerin Cumhuriyet gazetesini,
SDG’ye “YPG” dediği için kınamalarını falan da…
Peki ya YPG’nin postalanmasını şu sözlerle karşılayan Özgür Özel’in derdi ne?
“Ben SDG içinde Kürtler’in 30-35 bin olduğunu biliyorum. Bunlar 100 bin sanıyormuş. 35 bin olduğunu duyunca birden sevinip ‘O zaman tepeleyelim bunları’ dediler. Tepelemeyelim! Niye tepeleyelim?”
Ya da Türk ordusunda amirallik yapmış, hâlâ sağa sola Atatürk nutukları atan Türker Ertürk’ün, Kandil’den rol çalarcasına dile getirdiği şu yakarışın hikmeti ne?
“Kaybeden SDG’dir. SDG’de doğru bir kullanım değil; kaybeden Suriye’nin Kürtleridir.”
Evet, örgütün Suriye koluna karşı besledikleri sempatinin sebebi malum:
YPG’nin, Türkiye’de FETÖ’den sonra PKK’yı da bitiren Recep Tayyip Erdoğan’a bölgede zarar verme potansiyeli taşıdığına inanmaları.
Tıpkı Trump’tan, Erdoğan’la iyi ilişkileri olduğu için nefret etmeleri gibi.
Dün de aynı ekip, woke tayfasıyla eş güdümlü biçimde, Beyaz Saray’ın sosyal medya hesabından paylaştığı bir Trump afişini dillerine doladı.
Afişte Trump, bir penguenle el ele tutuşmuş halde Grönland’a doğru yürürken gösteriliyordu.
Bizimkiler de “Penguenler Güney Kutbu’nda yaşar, aptal bu adam” diye akıllarınca kafa buluyordu.
Tamam; afişin, ABD’de son dönemde yeniden viral olan, Werner Herzog’un Antarktika’da sürüsünden ayrılıp ters yöne doğru tek başına yürüyen bir Adélie penguenini (nihilist penguen) anlattığı belgeseline gönderme olduğunu bilmelerini beklemiyorum.
Ama insanın, penguenlerin Güney Kutbu’nda yaşadığı bilgisine yalnızca kendisinin vakıf olduğunu; ABD’ye iki kez başkan seçilmiş bir adamın ve Beyaz Saray’ın bu bilgiden mahrum kaldığını sanabilmesi için ciddi bir özgüven patlaması yaşıyor olması gerekir, değil mi?
Bu arada, Trump ekibinin afişi hazırlarken ukala woke tayfasının vereceği tepkiyi ve bu sayede afişin Türkiye dâhil tüm dünyada gündem olacağını hesapladığına da adım gibi eminim.





