Afyonkarahisar son yıllarda gastronomi alanında attığı adımlarla yalnızca kendi mutfağını tanıtan bir şehir olmaktan çıkıp, Anadolu’nun zengin sofra kültürünü dünyaya anlatan önemli merkezlerden biri olma yolunda ilerliyor. Bu sürecin en görünür organizasyonlarından biri ise kuşkusuz GastroAfyon.

Bu yıl 8’incisi düzenlenen Uluslararası GastroAfyon Turizm ve Lezzet Festivali’nde ortaya konulan tablo, Afyonkarahisar’ın gastronomi konusundaki iddiasının artık yalnızca yöresel ürünlerin tanıtımıyla sınırlı olmadığını gösterdi.

Festivalin açılışında konuşan Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın verdiği mesajlar da bu vizyonun temel çerçevesini ortaya koydu.

Köksal’ın yaklaşımında dikkat çeken en önemli unsur, Afyonkarahisar’ın gastronomi değerlerini yalnızca bir “yemek kültürü” olarak değil, kentin tarihi, üretim gücü, kültürel birikimi ve turizm potansiyeliyle birlikte değerlendirmesi oldu.

AFYON’UN SOFRASI ARTIK DÜNYAYA AÇILIYOR

“Lezzetin Hafızası Anadolu” temasıyla gerçekleştirilen GastroAfyon, aslında Afyonkarahisar’ın gastronomi anlayışındaki değişimin de bir yansıması.

Çünkü artık mesele yalnızca Afyon sucuğunu, lokumunu, kaymağını veya yöresel yemeklerini anlatmak değil.

Mesele; bu ürünlerin arkasındaki üreticiyi, emeği, geleneği, aileden aileye aktarılan tarifleri ve Anadolu’nun binlerce yıllık mutfak kültürünü dünyaya anlatabilmek.

Burcu Köksal’ın festival açılışında yaptığı konuşmanın ana fikri de tam olarak burada şekilleniyor.

Köksal, bir sofranın yalnızca yemeklerin yan yana geldiği bir alan olmadığını, o sofranın arkasında çiftçinin emeği, üreticinin alın teri, ustanın mahareti ve kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel miras bulunduğunu vurguladı.

Bu yaklaşım, gastronomiyi doğrudan şehir ekonomisi ve turizmiyle buluşturan bir anlayışın işaretlerini taşıyor.

81 İLİ AYNI SOFRADA BULUŞTURAN VİZYON

Bu yıl GastroAfyon kapsamında gerçekleştirilen “Dünyanın En Büyük Anadolu Sofrası” organizasyonu, Afyonkarahisar’ın gastronomi vizyonunun geldiği noktayı göstermesi açısından dikkat çekici.

Türkiye’nin 81 ilinden yöresel lezzetlerin aynı sofrada buluşturulması ve 247 metre 68 santimetrelik dev sofranın Guinness Rekorlar Kitabı’na girmesi, organizasyonu sıradan bir festival etkinliğinin ötesine taşıdı.

Burada önemli olan yalnızca elde edilen rekor değil.

Asıl dikkat çekici olan, Afyonkarahisar’ın ev sahipliğinde Türkiye’nin farklı bölgelerinin mutfak kültürlerinin aynı sofrada buluşturulması.

Karadeniz’den Akdeniz’e, Ege’den Doğu Anadolu’ya, Marmara’dan İç Anadolu’ya uzanan geniş coğrafyanın lezzetlerinin Afyonkarahisar’da bir araya gelmesi, kentin kendisini Anadolu’nun gastronomi buluşma noktalarından biri olarak konumlandırma çabasını ortaya koydu.

Köksal’ın “Bu rekor, yalnızca Afyonkarahisar’ın değil, 81 ilimizin ortak başarısıdır” sözleri de organizasyonun bu yönünü öne çıkardı.

REKORLARIN ARDINDA MARKALAŞMA ÇABASI VAR

Afyonkarahisar’ın gastronomi alanındaki Guinness yolculuğu da aslında yeni değil.

Kent daha önce uzun lokum ve sucuklu yumurta organizasyonlarıyla dünya rekorlarıyla gündeme gelmişti.

Ancak bugün gelinen noktada rekorların kendisinden daha önemli bir başka unsur ortaya çıkıyor:

Afyonkarahisar gastronomiyi bir şehir markasına dönüştürmeye çalışıyor.

Burcu Köksal’ın açıklamalarında da bu yaklaşım açık biçimde görülüyor.

Gastronomi; festival, tanıtım, üretim, turizm ve kültürel miras başlıklarıyla birlikte ele alındı.

Bu nedenle GastroAfyon yalnızca birkaç gün süren bir etkinlik olarak değerlendirilmemeli. Festivalin etrafında oluşturulan gastronomi kültürü, Afyonkarahisar’ın yıl boyunca ziyaret edilmesini sağlayabilecek bir turizm değerine dönüştürülmeye çalışıldı.

UNESCO UNVANI SADECE PRESTİJ DEĞİL

Afyonkarahisar’ın 2019 yılında UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na gastronomi alanında dahil edilmesi de bu hikâyenin önemli kilometre taşlarından biri.

Fakat UNESCO unvanı tek başına bir başarı hikâyesi yaratmıyor.

Asıl mesele, bu unvanın şehir için nasıl değerlendirileceği.

Burcu Köksal’ın açıklamalarında UNESCO unvanına yüklenen anlam da burada önem kazanıyor. Gastronomi değerlerinin korunması, geliştirilmesi ve uluslararası alanda tanıtılması gerektiğine yapılan vurgu, Afyonkarahisar’ın elindeki bu önemli markanın daha etkin kullanılmasına yönelik bir anlayışı ortaya koydu.

Başka bir ifadeyle, UNESCO unvanının tabelada kalan bir prestij unsuru olmaktan çıkarılıp şehrin turizm ve tanıtım stratejisinin parçası haline getirilmesi hedefleniyor.

“AFYONKARAHİSAR 365 GÜN KEŞFEDİLECEK BİR ŞEHİR”

Belki de Köksal’ın konuşmasındaki en dikkat çekici cümlelerden biri bu oldu:

“Afyonkarahisar üç gün değil, 365 gün keşfedilecek bir şehirdir.”

Bu ifade, GastroAfyon’un şehir açısından ne anlama geldiğini de özetliyor.

Çünkü gastronomi festivalleri artık yalnızca yemek yemeye yönelik organizasyonlar değil. Doğru değerlendirildiğinde otellerden restoranlara, üreticilerden esnafa, turizm işletmelerinden kültürel mekânlara kadar geniş bir ekonomik alan oluşturabiliyor.

Afyonkarahisar ise bu potansiyeli açısından oldukça güçlü bir şehir.

Tarih, termal turizm, doğal güzellikler, yöresel ürünler ve gastronomi aynı şehirde buluştu.

Dolayısıyla GastroAfyon’un başarısı yalnızca festival alanındaki ziyaretçi sayısıyla değil, bu hareketliliğin şehrin geneline ne kadar yayıldığıyla da ölçülecek.

GASTROAFYON’UN HEDEFİ BÜYÜYOR

Bugün GastroAfyon’a bakıldığında, organizasyonun ilk yıllarındaki festival anlayışından daha geniş bir noktaya taşındığı görüldü.

Şefler, gastronomi profesyonelleri, üreticiler, kadınlar, gençler, akademisyenler ve gastronomi meraklıları aynı organizasyon içerisinde buluştu.

Yarışmalar, atölyeler, paneller, tadımlar ve söyleşiler de festivalin kapsamını genişletti.

Böylece Afyonkarahisar’ın gastronomi hikâyesi yalnızca “ne yiyoruz?” sorusuyla sınırlı kalmadı.

“Nasıl üretiyoruz?”, “Bu kültürü nasıl koruyacağız?”, “Dünyaya nasıl anlatacağız?” ve “Gastronomiyi turizme nasıl dönüştüreceğiz?” soruları da gündemin merkezine yerleşti.

AFYON’UN SOFRASI BÜYÜYECEK

GastroAfyon’un bu yıl ortaya koyduğu tablo ve Burcu Köksal’ın festival açılışındaki açıklamaları birlikte değerlendirildiğinde ortaya net bir vizyon çıktı.

Afyonkarahisar, sahip olduğu gastronomi mirasını yalnızca korumak değil, onu daha geniş kitlelere ulaştırmak istiyor.

81 ilin lezzetlerini aynı sofrada buluşturmak, Guinness rekoruyla dünya çapında dikkat çekmek, UNESCO Gastronomi Şehri kimliğini güçlendirmek ve gastronomiyi turizmle bütünleştirmek bu vizyonun parçaları olarak öne çıktı.

Burcu Köksal’ın konuşmasında gastronomiye ilişkin ortaya koyduğu yaklaşım da bu hedefin temelini oluşturdu:

Afyonkarahisar’ın mutfak kültürü, geçmişten kalan bir miras olmanın ötesinde, geleceğin turizm ve şehir markası olarak değerlendirilmeli.

Bugün Afyonkarahisar’ın önünde önemli bir fırsat bulunuyor.

Kentin sahip olduğu güçlü gastronomi mirası, doğru tanıtım, sürdürülebilir organizasyonlar ve uluslararası iş birlikleriyle daha geniş bir coğrafyada görünür hale gelebilir.

GastroAfyon’un geldiği nokta ise bu yolculuğun artık yalnızca Afyonkarahisar’ın değil, Anadolu’nun ortak sofrasını dünyaya anlatma iddiasına dönüştüğünü gösterdi.

Ve bu hikâyenin merkezinde artık yalnızca bir festival değil, Afyonkarahisar’ın gastronomisini şehir markasına dönüştürme vizyonu bulunuyor.