Eray Aksu.

Makina Mühendisiydi.

Ülkücü Hareketin sarsılmaz neferi olarak gönüllerde taht kuran ender isimlerden birisiydi.

Maalesef kısa bir süre önce kaybettik.

Mekanı cennet, ruhu şad olsun.

*

Benim ağabeyim yoktu.

Ama, Allah bana bu hayatta ‘ağabey’ eksiğimi Eray Aksu ile gidermişti.

1978-79 yıllarında tanışmıştık.

Tesadüfler peş peşe gelmişti.

Şubat ara tatillerinde Sandıklı Hüdai Kaplıcalarına giderdik ailecek.

Eray Abimde Sandıklı’lı.

Sandıklı Kaplıcadan gündüzleri Afyona dükkanımıza gelir çalışır, akşamları da Sandıklı’ya dönerdim.

Aynı zamanda Ticaret Lisesine de gidiyordum.

O dönemdeki kaplıca tatilimizi, birlikte gittiğimiz tüm aileler ile birlikte bir kaç gün uzattırmıştı Babam.

Hafta içi bir gün Sandıklı’dan Afyon’a minibüsle dönerken, bindiğimiz minibüs arıza yaptı ve iki saat kadar gecikerek okula gelebildim.

Geç kağıdı’ halen var mıdır okullarda bilmiyorum ama, o zaman vardı.

Nöbetçi Müdür Muavininin odasına girdim.

Yanılmıyorsam Abdullah Taş veya Oğuz Erkan idi.

Durumu anlattım, Müdür Muavinimiz yüzüme baktı ve ara tatil bitti bu ne kaplıcası şimdi. Daha erkenden gelseydin? deyince öndeki koltuklardan birisinde oturan genç bir kişi, ‘Hocam doğru söylüyor, araç arıza yaptı. Bende aynı minibüsteydim. Elde olan bir şey değil. Bende her gün gelip gidiyorum. Sık olmuyor böyle arızalar’ deyince Müdür Muavinim geç kağıdını imzalayıp vermişti.

İşte o koltukta oturan kişi Eray Aksu imiş.

Bir kaç gün sonra öğrendim ismini.

Bizim Ticaret Lisesinde o yıllarda İngilizce dersleri öğretmen yokluğundan dolayı boş geçerdi.

Afyon’da dönüş yoğunluğu sürüyor: Yollarda uzun kuyruklar oluştu
Afyon’da dönüş yoğunluğu sürüyor: Yollarda uzun kuyruklar oluştu
İçeriği Görüntüle

Bir gün epey tantana yapmışız sınıfta ki, yan sınıftan genç bir öğretmen geldi.

Yan sınıfın bir dersine girmekteymiş.

Bizim sesler fazlaca çıkınca O bizleri haşılamak için gelmiş sınıfa.

Baktım o Müdür Muavinimizin odasındaki kişi.

Kendisini tanıttı ve sessiz olmamızı söyledi.

Beni gördü ve tahtaya çağırdı.

Al eline tebeşiri ve konuşanları yaz tahtaya. Birazdan geleceğim’ deyip gitti.

Lise talebeleriyiz ve ilkokuldaki gibi ‘konuşanları yaz tahtaya’ diyerek giden genç bir öğretmen.

Zil çaldığında daha kimse dışarı çıkmadan geldi sınıfa tekrar, baktı tahtada hiç bir isim yok. Yüzüme baktı güldü;

Arkadaşlarını satmadın’ demek dedi ve gitti.

Aradan bir süre geçmişti.

Bu kez aynı genç öğretmeni Ülkü Ocaklarında gördüm.

O gün sohbet ettik.

Aslen Sandıklı’lı olmalarına rağmen İstanbul’da yaşadıklarını ama bir süre öncede oradan memlekete dönüş yaptıklarını söyledi sohbetimizde.

İstanbul’da züccaciye dükkanları varmış.

Kendisi de Kartal-Maltepe Ülkü Ocakları Başkanlığı görevindeymiş.

İki ayrı zamanda züccaciye dükkanları bombalanmış.

Üçüncü olmadan gidiyoruz demiş Babası rahmetli Faruk Amca.

Doldurmuşlar ev eşyalarını kamyonete, istikamet Sandıklı.

İstanbul Yıldız Teknik mezunuydu Eray Abim.

Makina Mühendisi.

Sandıklı’da Faruk Amca kendisine bir fotoğrafçı dükkanı açmış.

Eray Abimde Afyonda Ali Kocaşaban, Yılmaz Kasap ve Kamil Gürer ile birlikte ortak olup Enfiyecioğlu Zafer Çarşısında bir büroda mesleğini yapmaya başlamış.

Fırsat buldukça da Ticaret Lisesinde ücretsiz bir şekilde öğretmenlik yapmaktaymış.

İlerleyen zaman içerisinde okulda ve ocakta sıklıkla görüştük.

Gün Sazak’ın Şehit edilmesini protesto amacıyla yaptığımız yürüyüş sonrasında polis minibüsünde de birlikteydik.

*

Beş gerçek dostumdan birisiydi...

Sonra yıllar yılları kovaladı.

1978-79’da başlayan tanışıklık, ‘Dostluk’ ve ‘Abi-Kardeş’liğe dönüştü.

Diyebilirim ki bu dünyada güvenebileceğim, kan bağım olmayan beş kişiden birisiydi Eray Abim.

Gecenin bir vaktinde kendisini arasam...

Abim gel desem saate falan bakmaz, bu saatte aranır mı, sabah erken gelsem olur mu? falan demezdi.

İnanın diyeceği tek cümle şu olurdu.

Mehmet, nasıl geleyim?

Kalabalık mı geleyim, Avukatla mı geleyim, Parayla mı geleyim, nereye geleyim?

Bu satırları yazarken şimdi öylesine duygulanıyorum ki...

İçim sızlıyor, kalbim daralıyor.

Çünkü gerçek beş dostumdan birisini kaybettim.

*

Öğretmenimdi...

Lider-Teşkilat-Doktrin’in ne demek olduğunu bana Eray Abim öğretti.

Ülkücülüğün esaslarını ilmek ilmek bana işleyen Eray Abimdi.

Eray Abimle birlikte siyasette yaptık.

İkimizde aynı partide görev aldık, partimizi davamızı satıp bir yere gitmedik.

Partimiz baraj altında kalsa da mücadelemize devam ettik.

Başbuğumuz Alparslan Türkeş ve Liderimiz Devlet Bahçeli’nin dizlerinin dibinden ayrılmadık.

*

O yıllardan bir not...

Turgut Özal, Alparslan Türkeş ve MÇP’yi nedense siyaseten tökezletmek için elinden geleni yapmaktaydı.

12 Eylül Askeri Darbesiyle kapatılan partilerin açılması ile ilgili referandum sonrasında kapatılan MHP yeniden açılacaktı.

Halbuki Ülkücülerin partisi olan MÇP zaten faaliyetteydi.

Başbuğ Türkeş, kapatılan MHP’nin son Genel Başkanı olarak kapatılan MHP ile ilgili resmi iş ve işlemlerin yapılması için yetkinin kendisine verilmesini, MHP’nin bir Kongre yaparak kendisini MÇP’ye ilhak kararı almasını ve akabinde de MÇP’nin Genel Kurul yaparak ismini MHP olarak değiştirmesini istiyordu.

Turgut Özal bunu engelledi.

Kapatılan MHP’nin Alparslan Türkeş nezaretinde değil de, kendisine yakın olan Sadi Somuncuoğlu idaresinde Genel Kurulunu yapmasını ve MHP’nin yine aynı isimle siyasette olmasını, Genel Başkanının da Sadi Somuncuoğlu olmasını istiyordu. Ülkücü camiayı iki ayrı partiye bölmek istiyordu Turgut Özal. Ülkücüler bölünsün ki, Anavatan Partisi güçlü olsundu düşüncesi Özal’ın.

Turgut Özal, MHP Genel Kongresi için yetkiyi Sadi Somuncuoğlu’na verdirtti.

İlk raundu kazanmıştı.

Kapatılan MHP, kapatıldığı tarihteki Delegeleri ile Kongresini yapmak üzere Yükseliş Kolejinde küçük bir salonda toplandı.

Turgut Özal destekli Sadi Somuncuoğlu ve ekibinin her türlü imkanı vardı.

Para vardı onlarda, iktidar gücü vardı. Oğlu kızı işe girecek olanlara her türlü imkanı veriyorlardı. Çok lüks bir otel kiralamışlardı.

Bizim ise o gücümüz yoktu ama, Başbuğuna inanmış on binlerce ülkücü vardı.

Kongre günü geldi çattı.

Türkiye’nin hemen her yerinden otobüsler ile gelmiş olan binlerce ülkücü kongrenin olacağı yere üç kilometre ötede jandarma barikatları ile durduruldu.

Amaç şu idi...

Aşağıda da kalabalık oluşturmadan küçük salonda işi bitirmek.

Kongre saatine yarım saat kadar kala Başbuğ Türkeş’in aracı göründü.

Otomobilin yanında dört koruma koşar adımlarla ilerliyordu.

Sırrı Sezer ile Yunus Koçak’ta yakın korumalarıydı Başbuğumun.

Beni gördüler ve işaret ettiler, yanlarına koştum. Onlarla birlikte aracın yanında diğer barikatları aşarak kongre salonunun olduğu yere kadar geldik.

Rahmetli Başbuğum aracından yanında Devlet Bahçeli ile birlikte indi ama Devlet Bey kapatılan MHP’de delege olmadığıı gerekçe gösterilerek salona alınmadı.

Ben ve Koray Aydın birlikte o kapıdaydık.

Devlet Bey’de, Koray Aydın’da, Başbuğun korumaları da onca ısrarlarına rağmen salona alınmadılar.

O Kongreye Alparslan Türkeş tek başına alındı.

Türkeş çantasını eline aldı ve tek başına en üst kattaki salona çıktığında, hiç kimse galibiyetle o salondan ineceğini tahmin dahi etmiyordu.

İşte o zaferin kazanılmasındaki unsurlardan birisi de Eray Abimdi.

O Kongreden bir gece önce...

Devlet Bahçeli’nin odasında Eray Abime ve bana dikkat etmemiz gereken hususları ve özellikle altını çizdiği unsurlardaki haklılığını Kongre sonrasında çok daha net görmüştük.

Ayrıntılarını yazmakta olduğum kitabımda değerlendirdim ama şu kadarını söyleyeyim...

Eray Abim, hem Rahmetli Başbuğum Alparslan Türkeş’in, hem de Liderimiz Devlet Bahçeli’nin bildiği, tanıdığı güvendiği bir kişiydi.

O ise bunun hiç mi hiç gösterişini yapmazdı. Övünmezdi bile.

Düşünün bir kere...

Davanızın Başbuğu, Lideri sizi ismen biliyor ve son derece güveniyor.

Siz ise, bunun söz edilmesinden bile imtina ediyorsunuz.

Eray Abimin davamıza olan sadakati ve fedakarlığı herkes tarafından bilinmekle birlikte, bu davanın en tepesindeki isimler tarafından da bilinip takdir edilmesi daha da büyük bir mutluluktur elbette.

*

Cefa çeken kadrolarda yer aldı...

Yaşı küçük olanlar bilmezler...

12 Eylül ihtilalinden sonra siyasi partiler kapatılmıştı.

MHP’de kapatılan partiler arasındaydı.

Başbuğumuz tutuklanmış, partimiz kapalı.

Aradan bir süre geçti.

7 Temmuz 1983’te MHP tabanının partisi olarak Muhafazakar Parti kuruldu.

Bende Afyonkarahisar’da siyasi parti üyeliğime bu partide başladım.

İki yıl kadar sonra Başbuğumuzun talimatı ile ismi Milliyetçi Çalışma Partisi olarak değiştirildi.

İlk siyasi partide yönetim kurulunda görev almamda burada oldu.

Basri Kamışçı ve Ali Kocaşaban’ın İl Başkanlıkları dönemlerinde İl Yönetim Kurullarında görev aldım.

Bu süreç içerisinde Eray Abim ile daha sık bir araya geldik, birlikte çalıştık.

O Sandıklı’da idi ama, bir ayağı sürekli olarak Afyon’daydı.

Siyasette de benim her noktada hep yanımda oldu.

Bir süre Başbuğum rahmetli Alparslan Türkeş’in şöförlüğünü yapma şerefine nail olduğumda, Afyonda benim bazı ticari işlerimin takibinde de Eray Abim desteğim olmuştu.

Eray Abim, hem İstanbul’da hem de Afyon-Sandıklı hattında hep cefa çeken ülkücü kadrolar içerisinde yer aldı.

Düşünün bir kere...

Kartal-Maltepe Ülkü Ocakları Başkanlığı yapan bir isimsiniz.

İşyeriniz bombalanıyor.

Sonra hiç yalpa yapmadan inandığınız davaya her dakikada hizmette geri durmuyorsunuz.

Ve...

Bu davanın iktidar ortağı olduğu dönemlerde, hükümetin her noktasında pek çok arkadaşınız dostunuz etkin görevlerde olmasına rağmen, hiç bir şekilde şahsınıza-yakınlarınıza en ufak bir talepte bulunmuyorsunuz.

İşte Eray Abim böyle bir kişiydi.

İnanarak yaşadığı ve pek çok fedakarlıkta bulunduğu davasını maddiyata tahvil etmeyen bir kişiydi.

*

Eray Aksu diye yazılır, Mert diye okunur...

MÇP-MHP’nin Sandıklı İlçe Başkanlığını yaptı.

İki evladı vardı.

Eşi yengem, kızı ve oğlu...

Hepsi dünya iyisi insanlar.

Ailesine ve işlerine de vakit ayırması gerekiyordu Eray Abimin.

Bir gün beni aradı.

İlçe Başkanlığını bırakıp, bir süre işlerine yoğunlaşması gerektiğini söyledi.

İl Başkanım Ali Kocaşaban ile görüştüm.

Tamam, sen git ve Eray kimi istiyorsa O’na İlçe Başkanlığı görevini verelim’ dedi.

Gittim Sandıklı’ya.

Eray Abim, Mustafa Baştuğ’un İlçe Başkanı olmasının doğru bir karar olacağını, ilerideki seçimde Belediye Başkanlığına aday gösterdiğimiz takdirde de seçilebileceğini, kendisinin de destek olacağını söyledi.

Orada İlçe Başkanlığını isteyen pek çok kişi vardı.

Ziya Dazkır, partimizden Belediye Meclis Üyemiz idi.

O’da İlçe Başkanı olmak istiyordu.

Ziya Dazkır, ‘Ben olmalıyım İlçe Başkanı. Mustafa Baştuğ’u İlçe Başkanı yaparsanız, partiden istifa ederim.’ tehdidinde bile bulundu yüzüme karşı.

O anda bir A4 kağıdı istedim arkadaşlardan ve şimdi yazabilirsin dediğimde, çıktı gitti odadan. İstifasını daha sonra verdi.

Görüştüm tüm adaylar ile tek tek.

Ama Eray Abimin tercihi önemliydi bizim için.

Kendisi İlçe Başkanı olmasına rağmen, ailesine ve işlerine vakit ayırabilmek için görevi bırakıyordu.

Fakat yine her şekilde destek olacağını, en ufak bir sıkıntıda müdahale edeceğini biliyorduk.

İlçe Başkanlığı görevini Mustafa Baştuğ’a verdik.

Sonrasında...

Mustafa Baştuğ Sandıklı Belediye Başkanı seçildi.

Eray Abim tercihinde haklı çıkmıştı.

Mert’ti Eray Abim.

Gözünü budaktan esirgemez, kırılır ama kırmazdı.

İleri görüşlüydü.

Özellikle siyaseten bir karar alınacağında her şeyi tartar ona göre karar verirdi.

Duygularının esiri olmazdı.

Partisi-davası-memleketi için hangisi hayırlıysa ondan yana tavır alırdı.

Rüzgara göre de yön değiştirmezdi.

*

Mekanı Cennet olsun...

Çok olayları birlikte yaşadık.

Benim hayatımdaki önemli kilometre taşlarında hep yanımdaydı.

Hiç off, yeter demedi.

Haftalarca ekmeğini de paylaştı benimle.

Tanıştığımız günlerden vefat ettiği güne kadar...

Dertlerimin ortağı oldu, desteğini hissettirdi hep.

Nurlar içinde yat ağabeyim...

Mekanın cennet olsun inşAllah.

A A-38

H J G-2

A-172

Kaynak: MEHMET EMİN GÜZBEY