Bir şehrin hafızası yalnızca tarih kitaplarında yaşamaz.

Bazen eski bir binada, bazen bir sokak isminde, bazen yıllar öncesinden kalan bir fotoğrafta, bazen de o şehre ömrünü vermiş bir insanın büstünde yaşar.

Ama o hafızaya sahip çıkmazsanız, geçmişin üzerini yalnızca toz değil, vefasızlık da kaplar.

Afyonkarahisar İl Özel İdare İş Hanı'nda karşılaştığım manzara tam da böyle bir vefasızlığın fotoğrafıdır.

Karşımızda sıradan bir taş parçası yok. Karşımızda, Afyonkarahisar'ın sosyal hayatına hizmet etmiş, çocukların korunması için mücadele etmiş, malını ve imkânını toplum yararına kullanmış, bu şehirde iz bırakmış Arif Koç Koçoğlu'nun büstü var.

Büstün kaidesinde açıkça şu yazıyor:

ARİF KOÇ (KOÇOĞLU)

1893–1954

Bir insan…

61 yıllık bir ömür…

Ve ardından Afyonkarahisar'a bırakılan bir hizmet mirası. Bugün o mirasa nasıl sahip çıkılıyor?

Büst, İl Özel İdare İş Hanı içerisinde adeta gözden çıkarılmış bir eşya gibi çay ocağının ön tarafına bırakılmış durumda.

Etrafına bakıyorsunuz…

Temizlik malzemeleri…

Poşetler…

Süpürge…

Faraş…

Gelişigüzel bırakılmış eşyalar…

Ve bütün bunların arasında, Afyonkarahisar'a yıllarca hizmet etmiş bir hayırseverin büstü. Üstelik büstün ve kaidesinin üzerinde yılların kiri, tozu ve bakımsızlığı açıkça görülüyor.

Soruyorum: Bu görüntü Afyonkarahisar'a yakışıyor mu?

ARİF KOÇ KİMDİ Kİ BÜSTÜ YAPILDI?

Bir insanın büstü durup dururken yapılmaz. Hele bundan onlarca yıl önce…

Bir kişinin adı gelecek kuşaklara aktarılsın diye büstü dikiliyorsa, bunun ardında mutlaka topluma bırakılmış önemli bir hizmet vardır.

Arif Koç da Afyonkarahisar açısından böyle bir isimdir. Dönemin kaynaklarında kendisinden Çocuk Esirgeme Kurumu Başkanı Arif Koç olarak söz edildiği görülüyor.

Afyonkarahisar'da özellikle çocukların korunması ve Çocuk Esirgeme Kurumu'nun yaşatılması konusunda büyük gayret gösteren isimlerden biri olduğu anlatılıyor.

Kaynaklarda, Afyonkarahisar'daki Çocuk Esirgeme Kurumu'nun ayakta tutulmasında Arif Koç'un önemli katkılarının bulunduğu belirtiliyor.

Dahası var…

Bankalar Caddesi'nde bulunan Çocuk Esirgeme Kurumu'na ilişkin arsa ve bina konusunda Arif Koç'un yaptığı bağışlardan ve katkılardan söz ediliyor. Yani karşımızdaki insan yalnızca konuşan biri değil. Elini taşın altına koymuş. Malından vermiş. İmkânını paylaşmış. Çocuklara sahip çıkmış.

Şehrine hizmet etmiş.

Bugün hepimizin kolaylıkla söylediği “sosyal sorumluluk”, “hayırseverlik”, “toplumsal dayanışma” gibi kavramları bundan onlarca yıl önce hayatının bir parçası haline getirmiş.

Üstelik Arif Koç'un adı Afyonkarahisar'ın Millî Mücadele yıllarına ilişkin tarihî anlatımlarda da karşımıza çıkıyor.

Kaynaklarda, İkaz Gazetesi sahibi Koçoğlu Şükrü Bey'in kardeşi Arif Bey olarak adı geçiyor ve Afyonkarahisar'da Millî Mücadele yıllarında gerçekleştirilen millî teşkilatlanma içerisinde bulunan isimlerden biri olarak zikrediliyor.

Yani mesele yalnızca bir hayırseverlik hikâyesi de değil. Bu şehir için çalışan, milletin zor zamanlarında sorumluluk alan, sosyal dayanışmaya katkı veren bir insanın hatırasından söz ediyoruz.

PEKİ BUGÜN NEREDE?

İşte insanın canını acıtan taraf burası. Böylesine önemli bir ismin büstünü bugün nerede görmeyi beklersiniz?

İl Özel İdaresi'nin veya Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğünün güzel bir giriş bölümünde olabilir. Özel olarak hazırlanmış bir köşede olabilir. Altına hayatını anlatan bir bilgilendirme levhası konulabilir. Üzerine ışıklandırma yapılabilir.

“Afyonkarahisar'ın Hayırseverlerinden Arif Koç Koçoğlu” denilerek genç nesillere tanıtılabilir.

Hatta öğrenciler önünden geçerken: “Bu adam kimmiş?” diye merak edip okuyabilir. Böylece bir şehir kendi değerini gelecek nesillere aktarabilir.

Ama biz ne yapmışız?

Adamın büstünü almışız, çay ocağının önüne koymuşuz. Yanına süpürgeyi dayamışız. Faraşı bırakmışız. Poşetleri yığmışız. Üzerinin tozlanmasına, kirlenmesine göz yummuşuz.

Sonra da her fırsatta “vefa” kelimesini kullanıyoruz. Kusura bakmayın ama…

Vefa böyle olmaz.

BİR BÜSTE DEĞİL, BİR HATIRAYA SAYGISIZLIK

Bazıları çıkıp şöyle diyebilir:

“Alt tarafı bir büst…”

Hayır!

Mesele büst değil.

Mesele o büstün temsil ettiği değerdir.

O büst, Arif Koç'un şahsında Afyonkarahisar'ın geçmişine dikilmiş bir hatıra taşıdır.

Bir şehir kendisine hizmet eden insanların hatırasına nasıl davranıyorsa aslında kendi tarihine de öyle davranıyor demektir.

Bugün Arif Koç'un büstünü temizlik malzemelerinin arasında bırakıyorsanız yarın başka bir tarihî değere de aynı şekilde davranabilirsiniz.

Bugün hayırseverinizi unutursanız yarın gençlere nasıl diyeceksiniz:

“Şehrinize hizmet edin.”

Genç bir insan sorar: “Edersem ne olacak?”

Ne cevap vereceğiz?

“Ömrünü şehrine ada, malını mülkünü toplum için kullan, çocuklara yardım et; öldükten sonra büstünü çay ocağının önüne koyarız mı?” diyeceğiz? İşte mesele tam olarak budur.

ARİF KOÇ (KOÇOĞLU) BUGÜN BU MANZARAYI GÖRSEYDİ…

İnsan ister istemez düşünüyor.

1893 yılında dünyaya gelmiş, 1954 yılında hayata veda etmiş Arif Koç bugün kalkıp İl Özel İdare İş Hanı'na gelseydi…

Kendi büstünü bu halde görseydi ne düşünürdü?

Muhtemelen kendi şahsı için üzülmezdi. Çünkü gerçekten hayırsever insanlar yaptıkları iyiliğin karşılığını beklemez. Ama belki Afyonkarahisar adına üzülürdü.

“Ben bu şehir için çalıştım, çocuklarına sahip çıkmaya uğraştım, kurumların ayakta kalması için mücadele ettim. Hatıramın layık görüldüğü yer burası mı?” diye sorardı.

Ve bu soruya verebileceğimiz tatmin edici bir cevap olduğunu düşünmüyorum.

BU BÜST BURADAN KALDIRILMALI

Buradan Afyonkarahisar İl Özel İdaresi yetkililerine ve Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne açık bir çağrıda bulunuyorum.

Bu mesele siyaset meselesi değildir. Bu mesele parti meselesi değildir. Bu mesele kurumlar arası tartışma konusu hiç değildir. Bu, doğrudan doğruya Afyonkarahisar'ın tarihine ve değerlerine sahip çıkma meselesidir.

Arif Koç'un büstü bulunduğu bu uygunsuz yerden alınmalıdır. Öncelikle büst ve kaidesi uzman kişiler tarafından temizlenmelidir. Varsa üzerindeki deformasyonlar giderilmelidir.

Ardından İl Özel İdare İş Hanı içerisinde veya aslında Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğünde insanların rahatlıkla görebileceği, temiz, düzenli ve saygın bir noktaya yerleştirilmelidir.

Büstün yanına Arif Koç'un hayatını ve Afyonkarahisar'a yaptığı hizmetleri anlatan düzgün bir levha konulmalıdır.

1893 yılında doğduğu…

1954 yılında vefat ettiği…

Çocuk Esirgeme Kurumu için yaptığı çalışmalar…

Hayırseverliği…

Afyonkarahisar'ın sosyal hayatına katkıları…

Millî Mücadele dönemindeki yeri konusunda tarihî kaynaklarda bulunan bilgiler…

Bunların tamamı araştırılıp gelecek kuşaklara aktarılmalıdır.

Hatta daha da ileri gidilmelidir.

Afyonkarahisar'ın unutulmuş hayırseverleri, eğitimcileri, gazetecileri, siyasetçileri, Millî Mücadele kahramanları ve şehre eser bırakan insanları yeniden gün yüzüne çıkarılmalıdır.

Çünkü şehir olmak yalnızca bina yapmak değildir.

Şehir olmak; hafızaya sahip çıkmaktır.

TARİHİMİZİ ÇÖPÜN, SÜPÜRGENİN ARASINDA SAKLAYAMAYIZ

Fotoğrafa yeniden bakıyorum. Bir tarafta yılların yükünü taşıyan mermer kaide…

Üzerinde:

1893–1954.

Üstünde Arif Koç'un büstü…

Yan tarafında süpürge ve faraş…

Dip taraflarda poşetler…

Üzerinde bakımsızlığın izleri…

Bu kare aslında bize Arif Koç'tan çok bugünün Afyonkarahisar'ını anlatıyor.

Çünkü geçmişimize verdiğimiz değer, bugünümüzün aynasıdır.

Merhum Arif Koç'un hayattayken ne kadar malı vardı, ne kadar serveti vardı, bugün bunların hiçbir önemi yok. Ama geride bıraktığı iyiliklerin hâlâ konuşuluyor olması önemlidir. İnsanın gerçek serveti de zaten budur.

Aradan 70 yılı aşkın zaman geçmiş olmasına rağmen onun yaptığı hizmetleri araştırıyorsak, adını konuşuyorsak, demek ki bu insan bu şehirde iz bırakmış.

Peki böyle bir insanın hatırasına düşen pay bu mu olmalı?

Bir çay ocağının önü mü?

Bir süpürgenin yanı mı?

Toz, kir ve ilgisizlik mi?

Hayır.

Afyonkarahisar bundan daha vefalı bir şehir olmak zorundadır.

BİR ÖZÜR BORCUMUZ VAR

Belki de önce Arif Koç'un hatırasından özür dilemeliyiz.

“Geç kaldık” demeliyiz.

“Seni yeterince anlatamadık.”

“Yeni nesillere tanıtamadık.”

“Büstüne bile gerektiği gibi sahip çıkamadık.”

Ama ardından gereğini yapmalıyız.

Çünkü özür, ancak yanlış düzeltilirse anlamlıdır.

İl Özel İdaresi yetkililerinin ve Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü yetkililerinin bu görüntüyü gördükten sonra gereken hassasiyeti göstereceğine inanmak istiyorum.

O büst temizlenmeli. O köşe düzenlenmeli. Arif Koç'un hayat hikâyesi araştırılmalı. Büst layık olduğu yere taşınmalı.

Ve mümkünse küçük ama anlamlı bir törenle yeniden Afyonkarahisar'ın hafızasına kazandırılmalı.

Belki o zaman biz de yıllar sonra bu fotoğrafa bakıp:“Bir yanlış vardı ama düzeltildi.” diyebiliriz.

Aksi halde bu görüntü her gören Afyonkarahisarlıya aynı soruyu sordurmaya devam edecek:

Kendisine hizmet eden insanlara vefa göstermeyen bir şehir, geleceğine nasıl sahip çıkacak?

Arif Koç Koçoğlu'nun büstü bir an önce o görüntüden kurtarılmalıdır.

Çünkü mesele sadece bir büst değildir. Mesele vefadır. Mesele tarihimize saygıdır.Mesele Afyonkarahisar'ın kendi değerlerine sahip çıkmasıdır.

Ve unutmayalım:

Bir şehrin büyüklüğü, yalnızca yaptığı yeni binalarla değil; kendisine hizmet etmiş insanlara gösterdiği vefayla ölçülür.