“Kıymetli okuyucular, bazen konuşulması gereken konular vardır ve susmak mümkün değildir.”
Türkiye’de siyaset yıllardır “kadınların siyasete daha fazla katılması gerekiyor” cümlesiyle başlar. Panelde, konferansta, parti programında, her yerde bu cümleyi duyarız. Ama gelin görün ki iş uygulamaya geldiğinde tablo çok farklıdır.
Sorunun bir tarafı erkek egemen siyaset anlayışıysa, diğer tarafı da ne yazık ki kadınların kendi içindeki çekişmeleridir.
Partilerde kadın kolları kurulur, gençlik kolları oluşturulur. Ama çoğu zaman bu yapılar gerçek bir siyasi üretim merkezi olmaktan çok birbirini çekemeyen küçük grupların arenasına dönüşür.
Bir bakarsınız bir kadın diğer kadının önünü kesmeye çalışır.
Bir bakarsınız biri diğerinin fotoğrafa girmesinden rahatsız olur.
Bir bakarsınız sosyal medyada bile küçük hesaplar yapılır.
Oysa siyaset, kişisel rekabetlerin değil toplumsal mücadelenin alanıdır.
Kadınların siyasette güçlenmesi için önce kadınların birbirini desteklemesi gerekir. Ama maalesef bazı yapılarda bunun tam tersini görüyoruz. “Ben varsam sen yoksun” anlayışı siyasetin en büyük hastalıklarından biri haline geliyor.
Gençlik kollarında da durum çok farklı değil.
Gençliğin enerjisi, fikri, dinamizmi siyasete yön vermesi gerekirken; çoğu zaman gençlik kolları slogan atmakla, pankart taşımakla veya sosyal medya paylaşımlarıyla sınırlı bir yapı haline getiriliyor.
Oysa gençler sadece alkışlayan değil, düşünen ve yön veren bir nesil olmalıdır.
Kadın kolları ise çoğu zaman sadece çiçek dağıtan, gün kutlayan, fotoğraf veren bir organizasyon gibi görülüyor. Halbuki kadın siyaseti; ekonomik sorunlardan eğitime, sosyal politikalardan yerel yönetime kadar birçok konuda söz üretmesi gereken güçlü bir alandır.
Gerçek siyaset;
Kadının kadına rakip olmadığı,
Gençlerin fikirleriyle değer gördüğü,
Liyakat ve üretimin ön plana çıktığı bir anlayışla mümkündür.
Kadınların birbirini çekiştirdiği değil birbirinin elinden tuttuğu,
Gençlerin sadece slogan attığı değil politika ürettiği bir siyaset kültürü kurulmadıkça; ne kadın siyaseti güçlenir ne de gençlik gerçek anlamda siyasetin öznesi olur.
Unutulmamalıdır ki; Siyasette en büyük güç, koltuk kavgası değil; birlikte yürüyebilme iradesidir. Ve belki de artık şu soruyu samimiyetle sormanın zamanı gelmiştir:
Kadınların siyasette önü mü kesiliyor, yoksa kadınlar birbirinin önünü mü kesiyor?
Bu konuya nokta koyarken başka bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum.
ŞEHRİN GÖBEĞİNDE İKİ AYRI YIKIM, AYNI SORU: BU İŞLER DAHA DÜZENLİ YAPILAMAZ MI?
Son günlerde Afyonkarahisar şehir merkezinde iki ayrı noktada yapılan bina yıkımları dikkat çekiyor. Bunlardan biri Valilik konutunun hemen yanında, Ordu Bulvarı üzerinde bulunan yapı; diğeri ise Yeşil Yol üzerinde, yine şehrin en yoğun bölgelerinden birinde gerçekleştirilen yıkım çalışması.
Her iki nokta da Afyonkarahisar’ın en işlek, en hareketli ve en çok kullanılan bölgeleri arasında yer alıyor. Gün boyunca binlerce insanın geçtiği, esnafın iş yaptığı, öğrencilerin ve vatandaşların yoğun şekilde kullandığı bu alanlarda yapılan yıkım çalışmaları doğal olarak şehirde yaşayan herkesin dikkatini çekiyor.
Elbette şehirler değişir, dönüşür. Eski binalar yıkılır, yerine yenileri yapılır. Bu şehirlerin gelişiminin doğal bir parçasıdır. Ancak mesele sadece bir binanın yıkılması değildir. Mesele, bu işlemin nasıl yapıldığıdır.
Şehrin merkezinde yapılan yıkımlar, sıradan bir inşaat faaliyeti gibi görülemez. Çünkü bu tür çalışmalar doğrudan insan sağlığını, şehir trafiğini, esnafın günlük hayatını ve çevre düzenini etkiler.
Ordu Bulvarı’ndaki yıkım, Valilik konutunun hemen yanı başında gerçekleşiyor. Burada gün boyunca yoğun bir araç ve yaya trafiği var. Aynı şekilde Yeşil Yol üzerindeki yıkım da şehrin en canlı ticaret bölgelerinden birinde yapılmakta.
Bu kadar yoğun iki noktada yapılan yıkım çalışmalarının, en üst düzey güvenlik ve çevre önlemleriyle yapılması gerekir.
Bugün Avrupa şehirlerinde bir bina yıkılacağı zaman, bu iş çok ciddi kurallar çerçevesinde yürütülür. Yıkım öncesinde mühendis raporları hazırlanır, çevresel etki analizleri yapılır, toz kontrolü için özel sistemler kurulur. Binanın etrafı tamamen ağ ve branda ile kaplanır. Yıkım sırasında sürekli su püskürtme sistemleri çalışır. Büyük sis makineleri tozun havaya karışmasını engeller.
Amaç basittir: Şehirde yaşayan insanların sağlığını korumak ve günlük hayatın olumsuz etkilenmesini önlemek.
Afyonkarahisar’da yapılan bu iki yıkıma baktığımızda ise ister istemez bazı sorular akla geliyor.
Şehrin merkezinde yapılan bu çalışmalarda toz kontrolü yeterince sağlanıyor mu?
Yıkım alanlarının çevresi gerekli şekilde kapatılmış mı?
Esnafın ve vatandaşın günlük yaşamı için gerekli tedbirler alınıyor mu?
Şehir merkezinde yapılan bu çalışmalar yeterince denetleniyor mu?
Çünkü bu yıkımlar sadece bir binanın ortadan kaldırılması değil, aynı zamanda şehrin ortasında gerçekleşen büyük bir fiziki müdahaledir.
Afyonkarahisar artık küçük bir kasaba değil. Turizmiyle, gastronomisiyle, büyüyen ekonomisiyle adından söz ettiren bir şehir. Böyle bir şehirde özellikle Valilik konutunun yanı başında ve Yeşil Yol gibi merkezi bir noktada yapılan çalışmaların daha planlı, daha düzenli ve daha çevreye duyarlı şekilde yapılması gerekir.
Şehir merkezinde yükselen toz bulutları, esnafın dükkânına giren beton tozları, yoldan geçen vatandaşların yüzünü kapatmak zorunda kalması gibi görüntüler, modern bir şehir için kabul edilmesi zor manzaralardır.
Bu eleştiriler bir kurum ya da kişiyi hedef almak için değil; şehrin daha iyi yönetilmesi, daha sağlıklı ve daha yaşanabilir olması için dile getirilmektedir.
Çünkü şehirler sadece yapılan yeni binalarla değil, aynı zamanda uygulanan standartlarla ve gösterilen hassasiyetle büyür.
Afyonkarahisar’ın da artık bu konuda daha yüksek standartları hedeflemesi gerekiyor. Şehrin merkezinde yapılan her çalışma, aynı zamanda şehrin vitrini anlamına gelir.
Unutmamak gerekir ki; Bir şehirde yapılan yıkım bile, o şehrin yönetim anlayışını gösterir.
Afyonkarahisar’ın daha düzenli, daha planlı ve daha çevreye duyarlı bir şehir olması için bu tür çalışmaların da aynı hassasiyetle yürütülmesi hepimizin ortak beklentisidir.
Sorun ortada çözüm için cesaret gerekiyor diyelim ve noktayı koyarak veda edelim.