Okurlarıma Merhaba

Uzun bir aradan sonra yeniden kalemle, kâğıtla, sizlerle buluşmanın tarifsiz bir mutluluğu var. Bir köşe yazarı için yazıya ara vermek, bir nevi sevdiği bir dostla geçici bir vedalaşma gibidir. Ama işte, o dostla yeniden bir kahve içip sohbete dalmak gibi, bu satırlarda sizlerle yeniden bir araya gelmek, içimi kıpır kıpır ediyor. İsterseniz sohbete gençlerimizin sorunlarını anlatan bir yazı ile başlayalım.

Yurt Dışına Kaçış:

Gençlerin Kırılan Hayalleri ve Bir Ülkenin Kaybı

Havalimanında bir valiz, birkaç eşya ve gözlerde biriken umutla karışık hüzün. Türkiye’nin gençleri, birer birer veda busesi konduruyor sevdiklerine. Diplomalarını ceplerine koyup, yıllarca kurdukları hayalleri bir başka ülkede aramaya gidiyorlar. Neden mi? Çünkü bu topraklarda, alın terlerinin, emeklerinin, umutlarının karşılığını bulamıyorlar. İşsizlik, güvencesizlik ve adaletsizlik, genç kalplerde derin bir yara açıyor. Peki, bu “kaçış” sadece bi-reysel bir tercih mi, yoksa bir ülkenin geleceğini tehdit eden sistemsel bir çöküşün göstergesi mi?

Bir Hayalin Çöküşü:

İşsizlik ve UmutsuzlukTürkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 verilerine göre, 15-24 yaş arası gençlerde işsizlik oranı % 20’yi aşmış durumda. Üniversite mezunları arasında bu oran, kimi sektörlerde % 30’lara yaklaşıyor. Mühendislik, tıp, hukuk gibi alanlarda eğitim almış gençler, yıllarca gece gündüz çalışıp diploma aldıklarında, kar-şılarında bir iş bulamıyor. Bulanlar ise asgari üc-retin biraz üzerinde maaşlara, uzun mesai saatlerine ve güvencesiz koşullara mahkûm ediliyor. Bir yazılım mühendisi, Avrupa’da rahatça en az 3 bin avro kazanabilecekken, Türkiye’de 20 bin TL’ye çalışmaya razı olmak zorunda kalıyor. Bu tablo, gençlerin ruhunda bir soru işareti bırakıyor: “Burada kalmaya değer mi?”Bu soru, sadece maddi bir hesap değil; aynı zamanda duygusal bir kırılma. Üniversiteye hazırlanırken uykusuz geceler geçiren, sınav stresiyle boğuşan, ailesinin gururu olmak için çabalayan gençler, iş piyasasında karşılaştıkları adaletsizlikle sarsılıyor. Torpil, liyakatin önüne geçtiğinde; bir iş görüşmesinde “Kimi tanıyorsun?” sorusuyla karşılaştıklarında, hayalleri bir bir soluyor. İşte o an, yurt dışı hayali bir kaçış planına dönüşü-yor. Almanya’nın vasıflı iş gücü programları, Ka-nada’nın göçmen dostu politikaları, Avustralya’nın yüksek yaşam standartları, gençlere bir umut ışığı gibi görünüyor. Ama bu ışık, aynı zamanda Türkiye’nin karanlık bir gerçeğini de aydınlatıyor: Gençlerini tutamayan bir ülke, geleceğini de tutamıyor.

Göçün Bedeli:

Sadece Gençler mi Kaybediyor?

Yurt dışına gitmek, sanıldığı gibi kolay bir karar değil. Bir genç, vize kuyruklarında, dil sınavlarında, yüksek yaşam maliyetlerinin gölgesinde mücadele ederken, içten içe memleket hasretiyle yanıyor. Ailesinden, arkadaşlarından, kültüründen kopmanın ağırlığı, her adımda omuzlarında. Yine de, Tür-kiye’deki belirsizlik ve umutsuzluk, bu bedeli ödemeyi göze aldırıyor. Sosyal medyada, özellikle X’te, gençlerin paylaşımlarına bakıldığında, bu çaresizlik net bir şekilde görülüyor: “5 yıl okudum, iş bulamıyorum, ne yapayım, kalayım mı?” ya da “Almanya’da garson olsam buradaki mühendis maaşımdan fazla kazanırım.” Bu sözler, sadece bir serzeniş değil; bir neslin çığlığı.Ancak bu göç, sadece gençlerin kişisel kaybı değil; aynı zamanda Türkiye’nin geleceğinin kaybı. Her bir giden genç, bu ülkenin yetiştirdiği bir değer. Bir doktor, bir mühendis, bir öğretmen yurt dışına gittiğinde, sadece kendi hayatını değil, Türkiye’nin potansiyelini de beraberinde götürüyor. 2023’te Türk Tabipleri Birliği’nin raporuna göre, sadece o yıl 2 binden fazla doktor yurt dışına göç etti. Mühen-disler, yazılımcılar, akademisyenler derken, bu rakam her geçen yıl artıyor. Beyin göçü, Türkiye’yi sadece ekonomik olarak değil, entelektüel anlamda da fakirleştiriyor.

Çözüm Nerede?

Peki, gençler neden kalsın?

Eğitim sistemi, piyasanın ihtiyaçlarına uygun mezunlar yetiştirmekte yetersiz kalıyor. İş piyasası, liyakat yerine bağlantılara dayanıyor. Ekonomik istikrarsızlık, gençlerin geleceğe dair plan yapmasını imkânsız hale getiriyor. Bir genç, “Ev alırım, aile kurarım” hayali kuramıyorsa, neden bu ülkede kalsın? Çözüm, gençleri suçlamak değil; onlara umut verecek bir sistem inşa etmek. Adil işe alım süreçleri, insanca çalışma koşulları, rekabetçi ma-aşlar ve en önemlisi, gençlere “Bu ülkede değer görüyorsun” hissettiren bir toplumsal yapı.Gençler, havalimanlarında sevdiklerine sarılırken, içten içe bir soru soruyor: “Bir gün geri dönebilecek myim?” Bu sorunun cevabı, Türkiye’nin elinde. Gençlerini kucaklayan, onların hayallerine alan açan bir ülke yaratabilirsek, belki o valizler bir gün geri döner. Ama şimdilik, havalimanlarındaki vedalar, gençlerin kırılan umutlarının sessiz bir çığlığı olarak yankılanıyor."İş bulmak zor, dünya büyük, ama unutmayın gençler; yeteneğinizle bu gezegeni fethedebilirsiniz, yeter ki bavulunuzda bir tutam umut ve bolca espri anlayışı olsun!"